11 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

KÜTÜPHANELER VE KİTAPLAR

Nurettin Taşkesen

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Türkiye'nin en büyük kütüphanesinin açılmasını sadece gösterişten ibaret sayanların yanılgısı, hem günümüzü hem de tarihi gerçekleri bilmemelerinden kaynaklanıyor. İçinde bulunan 4 milyon basılı, 120 milyon elektronik yayın, 550 bin e-kitap ve nadir eserle okuyucularına 24 saat hizmet verebilecek olan Millet Kütüphanesi, kültür ve medeniyetimizin temel taşı olan kitabı ve bilgiyi yeniden Türkiye'nin gündemine taşıdı.

Ülkemiz; Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İsam Kütüphanesi ve Milli Kütüphane'den sonra okuyucu ve araştırmacılara kolaylık ve imkân sağlayan büyük ve çok kıymetli bir kütüphaneye daha kavuştu. Elbette sadece kütüphanelerin büyüklüğü ve içindeki kitapların çokluğu ile övünmek yeterli değildir. Önemli olan o kitaplardan istifade edecek olanların sayısı ve niteliğidir. Özellikle gençlerimizin, kütüphanelerde bir araya getirilen bu kültür birikiminden ve tarihi mirasımızdan yeterince faydalanmasını sağlamak zorundayız. Aksi halde raflarda tozlanan kitapların çokluğuyla övünmekten bir adım bile ileri gidemeyiz.

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem'e (a.s.) indirilen 10 suhuf ile başlayan kitap serüveni, günümüzde milyonlarla ifade edilen dev kütüphanelerin kurulmasına kadar gelmiştir. İslam Tarihi'nde kütüphanelerin yerini ve önemini ifade etmeden önce, zamanımızda dünyanın en büyük on kütüphanesinden bahsetmek istiyorum.

  1. Dünyanın en büyük kütüphanesi 164 milyon eserle ABD Kongre Kütüphanesi olarak kabul ediliyor. 1800 yılında Washington'da kurulan kütüphanede 38 milyon kitap, 70 milyon el yazması olduğu belirtiliyor.
  2. Dünyanın ikinci büyük kütüphanesi ise, 150 milyon eserle, Londra'da bulunan İngiliz Kütüphanesi olduğu biliniyor.
  3. Kanada Milli Kütüphanesi, arşiv belgeleri ve kitapların bulunduğu 54 milyon eserle üçüncü sırada yer alıyor.
  4. New York Halk Kütüphanesi, 50 milyon esere ev sahipliği yapıyor.
  5. Moskova'daki Rusya Milli Kütüphanesinde ise, 43 milyon eser bulunuyor.
  6. Başkent Tokyo'daki Japonya Milli Meclis Kütüphanesinde 41 milyon eser var.
  7. Fransa Milli Kütüphanesi ise Paris'te yer alıyor ve 40 milyon eser bulunuyor.
  8. St. Petersburg'da bulunan Rusya Devlet Kütüphanesinde ise 36 milyon eser olduğu biliniyor.
  9. Pekin'de yer alan Çin Milli Kütüphanesinde, farklı 115 dilde 35 milyon eserin bulunduğu ifade ediliyor.
  10. Başkent Madrit'teki İspanya Milli Kütüphanesinde ise, içinde çok kıymetli el yazmalarının da bulunduğu 33 milyon eser yer alıyor.

***

Aslına bakarsanız kültür ve medeniyet birikiminde bu ülkelerden hiç de geri olmayan Türkiye'de, niçin böyle büyük ve kadim bir kütüphane olmayışının sebepleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Fakat inancını ve tarihi mirasını reddeden ve kendini yüz yıllık bir geçmişin içinde hapsetmeye çalışan ülkemizin, bugünkü durumuna bile şükretmek gerekiyor.

Sadece biz değil, İki milyarlık İslam Âleminde de böyle büyük bir kütüphane olmaması, Müslümanların yitik malı olan ilim ve kitabı gerçekten kaybettiğinin en bariz göstergesidir. Asırlarca dünyaya ilim ve medeniyeti tanıtanlar, nasıl oldu da kütüphaneden bu kadar uzaklaşabildi? Devlet ve medeniyetleri yıkıldığı için mi ilim ve kitaptan uzaklaştılar, yoksa ilim ve kitaptan uzaklaştıkları için mi devletleri yıkıldı?

Şimdi öncelikle, M.Ö. 3. Yüzyılda kurulan, ilim ve araştırma merkezi gibi çalışan, dünyanın ilk kütüphanesi olan, İskenderiye Kütüphanesi'nden bahsedelim. Burada o günün tekniklerine göre papirüs rulolara yazılmış 900 bin kitap bulunuyordu. İlmi yönden değerli kitapların araştırılıp bulunması ve kopya edilerek çoğaltılması için özel ekipler çalışıyordu. Fakat Sezar'ın İskenderiye kuşatması sırasında tahrip olan eşsiz kütüphanenin, M.S. 3. veya 4. asırda bağnaz Hıristiyanlar tarafından yakılıp yok edildiği söylenmektedir.

İslam Tarihinde kütüphanelerin geçmişine baktığımızda ilk olarak zikredilmesi gereken Abbasi Halifesi Me'mun tarafından 830 yılında Bağdat'ta kurulan "Beytül Hikme" adlı ilimler akademisidir. Bu Hikmet Evi, hem büyük bir kütüphane, hem önemli eserlerin Arapça'ya çevrildiği bir tercüme evi, hem bir araştırma merkezi, hem bir yüksek öğretim kurumu mahiyetindeydi. Halife; çeşitli dilleri bilen mütercimleri, araştırma yapacak ve eser yazacak ilim adamlarını hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak ve büyük bütçeler ayırarak buraya toplamıştı. Mesela, sadece Grekçe'den yapılan tercümeler için 300 bin dinar harcamıştı. Tam 500 yıl ilim hikmet yuvası ve kütüphane olarak hizmet veren Beytül Hikme, içindeki çok kıymetli kitaplarla beraber 1258'de Moğol istilasında Hülagu tarafından yakılıp yıkılmıştı.

Merağa Rasathanesi'ni kuran Nasırüddin Tusi, burada 400 bin ciltlik bir de kütüphane tesis etmişti. Fatımi Halifesi Aziz Billah (975-996) döneminde ise Kahire Kütüphanesinde bir milyon 600 bin kitap bulunuyordu.

Aynı asırda Endülüs Emevi Devletinin başkenti Kurtuba'da ise 400 bin ciltlik bir kütüphane kurulmuştu. Emir III. Abdurrahman Fatımilere karşı siyasi ve askeri gücünü göstermek için hilafetini ilan etmiş, ardından Kurtuba yakınlarında muhteşem bir saray şehir yaptırmıştı. Medinetüzzehra adını verdiği bu şehrin içinde saraylar, bahçeler, evler ve çarşıların yanında bir cami ve kütüphane de bulunuyordu.

III. Abdurrahman'ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu bilge halife II. Hakem ise, kütüphanenin daha da zenginleşmesi için özel ekipler kurmuştu. Kimi Bağdat'ta, kimi Kahire'de olan bu kitap kurtları, hem eski kıymetli kitapları satın alıyor hem de tanınmış bir âlimin yeni yazdığı bir kitabın aslını veya kopyasını büyük bedeller ödeyerek Endülüs'e gönderiyordu. Kısa zamanda Kurtuba, Kahire ve Bağdat'tan sonra dünyanın üçüncü büyük kütüphanesine sahip olmuştu. Kurtuba'da sadece Medinetüzzehra'da değil, bazı kültürlü zenginlerin de büyük kütüphaneleri vardı.

Aynı yıllarda Avrupa'da ise kitaplar sadece kilisenin tekelindeydi. Kralların kütüphanesinde bile ancak 70-80 kitap vardı. Kitap bir yana, okuma yazma bile papazlara mahsus bir ayrıcalıktı. Halk kutsal kitapları olan İncil'i bile kendileri okuyup anlayamazdı. Ancak bir piskoposun açıklaması sayesinde dinini öğrenebilirdi.

Son olarak kitabın yaygınlaşması ve kolay elde edilmesine yardım eden kağıt imalatından da söz edelim. Bilindiği gibi kağıdın mucidi Çinlilerdi. Orta Asya'da savaşlar sonunda esir edilen Çinlilerden kağıt yapımını öğrenen Türkler, ilk atölyeleri Buhara ve Semerkant'ta kurmuşlardı. Daha sonra Bağdat ve Kahire'de başlayan kağıt imalatı, Kuzey Afrika yoluyla Endülüs'e ulaştı. Böylece Avrupa'nın ilk kağıt imalathaneleri Endülüs'te Valensiya yakınlarında Şatibe şehrinde kuruldu.

O zamana kadar Mısır papirüsleri ve parşömenle yapılan yazışmalar, artık ucuz, ince ve kolay bulunan kağıtla yapılmaya başlanmıştı. Böylece kitap yazılması ve çoğaltılması hız kazandı. Sadece Endülüs'te yılda 60 bin kitap elle yazılıp çoğaltılıyordu. Avrupa'dan meraklı ilim adamları ve araştırmacılar, aradıkları kitabı bulmak için Kurtuba'ya akın ediyorlardı.

Sonunda Endülüs iç çekişmeler, kavgalar ve isyanlar sebebiyle çöktü. Bağnaz Katolikler bütün İslam beldelerini işgal etti. Camiler kiliseye çevrildi. İnsanlar zorla vaftiz edilerek Hıristiyan yapıldı. Peki, bu yüz binlerce kitaba ne oldu dersiniz?

Kitaplar meydanlara yığılıp acımasız engizisyonun emriyle yakıldı! İşte büyük ve muhteşem bir medeniyetin sonu!

 

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  154064

-