9 AĞUSTOS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

LAİK RUHBANLAR, HRİSTİYANLAR VE AYASOFYA

Hüseyin Yağmur

Türkiye'de son 200 yıldır yeni bir sosyolojik ve dini sınıf ortaya çıktı. Kendilerine kabaca ‘laik' denilen bu kişiler, “Müslümanlıkla ilgili sevinçlere hüzün ile bakarken, Müslümanlık ile ilgili hüzünlere ise sevinçle bakıyorlar.”

Nitekim İngiliz BBC Televizyonu da “Ayasofya'nın müzeden camiye çevrilmesi, Türkiye'de Hristiyanları ve laikleri endişeye sevk etti” diyor.

Laiklerle Hristiyanların aynı endişe etrafında birleşmeleri yeni bir olay değil aslında. Bu vakıa neredeyse 200 yıllık bir olay…

İsveçli Nobel'in ödül verdiği Laik yazar Orhan Pamuk ise Ayasofya'nın açılması aleyhinde bir açıklama yapmış. Cezayirli mütefekkir Malik Bin Nebi'nin 'Çağa Tanıklığım' isimli bir kitabını okumuştum. Bu kitapta “İslam dünyasının aydınının topluma ve toplumun değerlerine yakınlığı, elmanın içindeki kurdun, elmaya yakınlığı gibidir.” diyordu.

Yunanistan yas ilan etmiş ve bayrakları yarıya indirmiş. Yunanistan ve Avrupa hem arsız hem yüzsüz..

Tarihçi Ahmet Anapalı Ayasofya'nın açıldığı gün ilginç bir anlatımda bulundu. Ahmet Anapalı “İçinde bulunduğumuz Fatih ilçesinde 41 Kilise var. İstanbul'da yüzlerce Kilise var. Dünyanın hiçbir Hristiyan Devleti'nde 41 tane caminin olduğu bir ülke yok. Hal böyleyken hâlâ bizi kınama peşindeler. İspanya'nın Gırnata şehrindeki büyük cami kilise olduğu gibi bunun etrafındaki 4 cami de şu anda şarap mahzeni. Balkanlardaki bütün camiler diskotek, bar, pavyon vesaire. Zamanında içinde 400 cami bulunan Atina'da bir tek cami yok. Selanik'te sadece bir cami var” diyordu.

Hâl böyle iken Laiklerle Yunanlıların ve Hristiyan Avrupalıların  aynı endişe etrafında birleşmeleri manidar bir vakıa…

Halbuki Ayasofya'nın tekrar Allah'ın Mabedine dönüştürülmesi, bir imparatorluk kültürünün ihyâsının son halkasıydı.

Şimdi o halkalara göz atalım:

 

1) Akdamar Adası'ndaki Anıt Müze'nin Açılış Töreni Yapıldı. (29.03.2007)

Kültür Bakanı Koç ve Ermeni Patriği II. Mesrob kurdelayı beraber keserek Anıt Müze'nin açılışını yaptı. Restorasyonu 3 yılda tamamlanan ve toplam 4 trilyon lira harcanan Van Akdamar Kilise'si anıt müze olarak faaliyete geçti. Açılışa İsrail Büyükelçisi Pinhas Avivi, Amerikan Büyükelçisi NancyMc Eldovney de katıldı.

Ermeni Kilisesi Patriği II. Mesrob açılışta bir konuşma yaptı. II. Mesrob, kritik bir dönemde cesur bir karar alarak bu restorasyona destek veren hükümeti kutladı ve teşekkür etti. Ermenistan Kültür Bakan Yardımcısı Gagik Gyurjyan, kilisenin restorasyonunu çok olumlu bir adım olarak değerlendirdi. 

Açılışa katılacak, Suriye, Filistin, Avustralya, ABD, Kanada, Fransa, Almanya, Brezilya, Ermenistan, Gürcistan, İngiltere, İsrail, Kanada, Lübnan, Romanya ve Rusya'dan 277 kişilik davetli törenin yapılacağı adaya ulaştı. Akdamar Kilisesi'nin açılışında Ermenistan devleti resmi olarak temsil edildi. Törene Ermenistan'dan Kültür Bakan Yardımcısı Gagik Gyurjyan'ın başkanlığındaki 19 kişilik heyet katılıyor.

Açılış öncesinde piyanist Tuluyhan Uğurlu mini bir konser verdi. Uğurlu, “Ahdamar” olarak nitelendirdiği Akdamar Kilisesi'nin bir insanlık mabedi olduğunu belirterek, bu kiliseye duyulan sevginin Ayasofya, Süleymaniye, Sultan Ahmet, Nevaşalom'a duyulan sevgiyle aynı olduğunu söyledi. (Hürriyet, 29.03.2007)

 

2) İstanbul'daki Demir Kilise Törenle Açıldı. (Deutsche Welle Türkçe, 07.01.2018)

İstanbul'un Balat semtindeki Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise) yedi senelik restorasyonun ardından tekrar ibadete açıldı. Açılışa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ile Bulgar mevkidaşı Borisov katıldı. Bulgar Ortodokslar için tarihi önem taşıyan Sveti Stefan Kilisesi veya halka arasındaki ismiyle Demir Kilise, yedi senelik restorasyonun ardından törenle açıldı.

120 yıllık bir geçmişi olan kilisenin açılışı sırasında konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2011'de başlayan ve Türk-Bulgar işbirliği içerisinde 15 milyon Türk lirasından daha fazlaya mâl olan restorasyonun sadece Bulgar cemaati için değil, aynı zamanda Türkiye için önemine dikkat çekti.

Türkiye'de yaşayan ve Müslüman haricindeki diğer dinlere mensup vatandaşların ibadethanelerini restore etmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Erdoğan, aralarında Edirne'deki Büyük Sinagog ve İskenderun'daki Süryani Katolik Kilisesi olmak üzere 14 ibadethanenin onarımdan geçirilmesini sağladıklarını ifade etti. (Deutsche Welle Türkçe, 07.01.2018)

Akdamar Ermeni Kilisesi ve Bulgar Kilisesinin  açılmasını sevinçle karşılayan laik ruhbanlar Ayasofya'nın bir müze olma kararının iptal edilerek yeniden Allah'ın Mabedi haline getirilmesi üzerine endişeye kapıldılar.

Türkiye'de Laiklerin iktidarında camilere karşı sistemli bir düşmanlık politikası izlenmişti. Ülkedeki dini değerlere karşı topyekün savaş açan Laiklerin iktidarının hedefindeki en önemli noktalardan biri de camilerdi.

Cumhuriyet'ten sonraki dönemde Anadolu'da pek çok cami, maksadı dışında (asker barınağı, tahıl ve erzak deposu gibi) olarak kullanılmıştır. Bu sebeple camiler ve ona yakın olan medrese ve tekkelerin bir kısmı, bu kullanımdan zarar görmüş, tahrip olmuştur.

Tıpkı Kuran Kursları gibi camiler de CHP İktidarının baskısından nasibini alıyordu. Kapatılan ve satılan bu mabetlerin, halkta oluşturduğu hayal kırıklığı ve devlete yabancılaşma hali korkunçtur. Büyük ve küçük birçok camiler, nüfuzluların çıkarları için depo veya “meyhane” yapılmak gibi süfli işlerde kullanılmıştı. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu Milli Şeflik döneminde satılan 350 yıllık Katip Mustafa Çelebi Camii, dansözlü meyhane olarak kullanıldı. 1907 tarihli Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin plan ve proje krokilerinde Katip Mustafa Çelebi Paşa Camii olarak görülen yapı, 1941'de İsmet İnönü tarafından 4 bin 10 liraya satılmıştı. (Yeni Akit, 2012).

Ahmet Kabaklı'nın naklettiğine göre; Batılı ve sanat adamlarının “Mavi Cami” diye göklere çıkardıkları Sultanahmed  Camii, 1939-1945 yılları boyunca, Anadolu'dan toplanarak Trakya sınırlarına gönderilecek olan erlerin sevkıyat durağı (geçici yığınağı olarak) kullanılmıştır. O muhteşem yapının içinde ocaklar yakılmış, yemek pişirilmiş, çamaşır kazanları kaynatılmıştır. Bu arada şaheser çinilerin bir kısmı, yanmış ve kararmıştır (Kabaklı,1989:192).

Prof. Dr Orhan Oğuz da şahit olarak aynı olaydan şöyle bahseder: Sultanahmet Camii bir ara kapalıydı. Harp zamanında depo haline getirilmişti. Yeniden açıldıktan sonra gittim. Pencerelerin önünde sedef işlemeli kapaklar vardı. O sedeflerin tahrip edildiğini üzülerek gördüm (Oğuz,2004:50).

İstanbul'un orta yerindeki Şehzadebaşı Camii de camilere karşı  uygulanan şiddetten nasibini almıştı. Prof. Dr İsmail Karaçam, bu vandal işgalini şöyle anlatır: Şehzadebaşı Camiindeki hayata biz de alıştık. Hele bazı akşamlar rezaletten oluşan gösterilere diyecek yoktu. Şöyle ki caminin Vefa Lisesi tarafına bakan medreseler tamamen metruk vaziyetteydi. Medrese odaları bütünüyle çingeneler tarafından işgal edilmiş durumdaydı. Bazı geceler bu esmer vatandaşlar akşama kadar topladıklarıyla medresenin şadırvanı kenarına masayı kurarlar, kim hangi çalgıyı çalıyorsa çalgısıyla masa başında yerini alır, rakılar, mezeler… Bir curcuna başlar ki, birinci sınıf gazinolarda bu alemi bulamazsınız. Bu medreselerdeki Çingene curcunası –tabiatiyle- bu söylediğimizden ibaret değil. Bunun ötesinde cereyan eden ahlak dışı olayları serdetmeye konumuz ve gayemiz müsaade etmez (Karaçam, 2009:94).

Yakın tarihin önemli şahitlerinden biri olan Kadir Mısıroğlu da camilere karşı uygulanan terör ve şiddetten şöyle bahsediyor: “Camilerin büyük bölümü at ahırı veya depoydu. İstanbul Vefa'daki Vefa Bozacısı'nın bitişiğindeki Güngörmez Mescidi, içinde at nallanan bir nalbant dükkanı olarak kullanılıyordu. Bugün o mescitte halen nalbanttan kalma duvar halkası mevcuttur” (Mısıroğlu,1995:157).

Kayseri'de de benzer hadiseler olmuştu. Emekli Müftü Mustafa Efe o günleri şöyle anlatır: Oradaki tarihi Hacı Kılıç Camii'ne at ve eşek semerleri doldurulduğunu, koskoca Laleli Camii'nin içine de ot ve saman doldurulduğunu gözlerimle görmüştüm. Milli şef döneminin acı hatıralarıydı bunlar. (Efe,2013:114).

Erzurum'da da bütün medreseler ve camiler kapatılmıştı. Sadece Gürcü Kapı Camii, İhmal Camii, Lala Paşa Camii ve Murat Paşa Camii açıktı. Kurşunlu Camii hapishane yapılmıştı (Kırkıncı,2004:26).

Erzurum Ulemasından Mehmet Kırkıncı Hocaefendi, baskılardan dolayı gelinen noktayı şöyle anlatıyor: 1944 yılında Mustafa Efendi bir gün dedi ki: "Ben artık bu memlekette duramam. Gideceğim. Burada dinimizi gizli okutuyoruz, okutanlar tevkif ediliyor. Kur'an yasak, ezan yok, kamet yok...” demişti. (Kırkıncı,2004:27).

 Camilere karşı böylesine bir  düşmanlık politikası izleyen şahısların Ayasofya'nın yeniden mabed olmasından endişeye kapılmasına pek de şaşırmamak lazım.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  408046

-