9 AĞUSTOS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

MAĞLUPLARIN ZAFERİ

Hüseyin Yağmur

Yıllar önce Erol Özbilgen'in ‘Mağlupların Zaferi' isimli bir eseri elden ele dolaşırdı. Mağlubiyeti iyice kanıksamış sosyal bir sınıftık o günlerde... Daha büyük mağlubiyetlerin ardından bir zaferin, bir sosyolojik dönüşümün ancak geleceğini düşünürdük.

Şair Sezai Karakoç'un “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” mısraı gizli bir şifre, bir zafer muştusu olarak sohbetlerin sonunda fısıldanırdı.

Bir zamanlar bu ülkede; okuluna başörtülü giremeyen ve örtüsü bir polis tarafından arkadan çekilerek açılan İmam hatip öğrencisi, Fakülte kapılarında ağlayan İlahiyat öğrencileri, polis müdürü tarafından darp edilen 65 yaşındaki teyze, ülkenin gündemini alabildiğine karartırdı.

Bir kadir gecesi itikafa girenlerin dualarına şahit olduktan sonra artık bu düğümün kesin olarak çözümlenmeye başlayacağına dair kanat oluşmuştu bende. Çünkü ‘Allah en çok hüzün halindeki müminin kalbine yakındı.'

Aradan yıllar geçti… Dualar tecelli etmeye başladı..

Allah kalpleri evirdi çevirdi. Başörtüsüne düşmanlık üzerinden siyaset yapan Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, daha ileri giderek çarşaf üzerinden siyaset yapmaya başlamıştı.

Çarşafa sahip çıkmasından dolayı kendisine çıkışan bir partilisine cevaben “Onların çocukları da şehit oluyor. Benim çarşafı gayrı meşru ilan etmek gibi bir yetkim yok” diyordu.

Zamanında DSP'nin anlı şanlı günlerinde Ankara'da Birlik Apartmanı, Numara 17'deki Genel Merkezi'ne gidip başörtüsü sorununa çözüm için yardım talep etmiştik. Bizi Ecevit tahtının varisi olarak Zeki Sezer kabul etmiş, bol bol notlar almıştı.

Anlatırlar ki; Hindistan'ı işgal eden sömürge valisi ezanı duyunca “Bu nedir?” diye sormuş. Anlatmışlar. “Bizim yönetimimize bir zararı var mı?” diye sormuş. “Hayır” demişler. “O zaman okunabilir” demiş.

‘Bizim bazı yöneticilerin sömürge valisi kadar mı kıvrak zekâları yok?' diye düşünürdüm başörtüsü yasağı ülke gündemini kararttıkça.

28 Şubat günlerinde Türkiye'ye gelen İngiliz BBC Televizyonu Editörü şöyle noktalamıştı programını: Türkiye'de din, yenilemeyecek kadar güçlü…

Rusya'daki Müslümanların hallerini inceleyen sosyolog Alexandre Benningsen, kitabının başına şu altın cümleyi yazmıştı: Din bir çiviye benzer. Başına vurdukça derine gider…

Bizim sömürge valilerinin yabancıların din ile ilgili yaptıkları tesbitlerden de haberleri yoktu. Onlar ‘kupamanduka sendromuna' yakalanmışlar, iflah olmaz bir ruh halinin kuyusuna düşmüşlerdi.

Dönemin Milliyet Gazetesi yazarı Osman Ulagay laiklerin bu sendromunu şöyle anlatıyordu: Bu sorulara cevap ararken Kupamanduka'nın öyküsü geldi aklıma. Nobel ödülü sahibi Hindistanlı ekonomist Amartya Sen, binlerce yıl önce yazılmış Sanskritçe metinlerde rastlamış bu öyküye. Sanskritçede “kupa” kuyu, “manduka” da kurbağa anlamına geliyormuş. “Kupamanduka” da, bütün ömrünü doğduğu kuyunun içinde geçirmiş olan bir kuyu kurbağasının adıymış.

Sen'e göre Kupamanduka içinde yaşadığı kuyunun dışında hiç bir yer ve hiç bir şey görmediği için onun dünyası kuyudan ibaret. Aslında meraklı bir kurbağa Kupamanduka ve kendine göre bir dünya görüşüne sahip. Ancak dünyası, içinde doğduğu kuyunun duvarlarıyla sınırlı olduğu için dünya görüşü de sınırlı. Kuyunun dışında olan bitenle ilgilenmek bile istemiyor, dışarıdan gelen her şeye büyük bir kuşkuyla bakıyor.

 

Ancak algılama sorununun ötesinde bir boyutu da var bu tepkinin. Yıllardan beri içinde yaşadıkları “kuyu”nun hâkimi olanlar, şimdi kendilerine rakip olacak ve “kuyu”nun yönetimini ele geçirecek konuma gelenlere de, onların dış güçlerle işbirliği yaparak “kuyu”yu işgal etme planları yaptığını iddia ederek tepki gösterebiliyorlar (Ulagay,2008:51)

* * * * *

Gün geldi sömürge valileri ülkemizdeki iktidarlarını tek tek kaybedip yuvalarına ve kendi vatanlarına döndüler. Kalan sömürge valilerini de sadece kolonyal dönemden kalan imtiyazlılar ancak  destekliyor.

Okul kapısında hırpalanan başörtülü hanım şimdi başörtüsüyle birlikte milletvekili oldu.

‘Başörtüyle Meclise geldi' diye evi gece yarısı başsavcı tarafından basılan başörtülü hanım şimdi Büyükelçi oldu..

86 yıllık esaret zinciri kırıldı. Bir oldu bitti ile “Allah'ın mabedi olmaktan çıkarılıp Müzeler Müdürlüğüne bağlı bir müze haline getirilen” ve içinde dans ve bale gösterisi yapılan Ayasofya, tekrar Allah'ın mabedi haline getirildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, İSEDAK toplantısında Kuran-ı Kerim okunan bölüme “laikliğe aykırı” diye katılmazken,

Cumhurbaşkanı  Erdoğan Ayasofya'nın açıldığı gün camide Kuran-ı Kerim okudu..

Şair Sezai Karakoç'un “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” mısraındaki gizli şifre kırıldı.

Erol Özbilgen'in muştuladığı ‘Mağlupların Zaferi' gerçekleşti…

Haza min fazlı Rabbi.. Bu bize Rabbimizin bir lütfudur..

Elhamdülilllahi  Rabbilalemin…

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  953816

-