25 EYLÜL 2020 CUMA

Nurettin Taşkesen

MEDİNE MÜDAFAASI VE FAHREDDİN PAŞA

Nurettin Taşkesen

Tam yüz yıl önce 10 Ocak 1919, Medine müdafaasının son günüydü. İki sene yedi ay süren bu savunma destanı, Ravza-yı Mutahhara'da Peygamberimizin kabri şerifinin başında gözyaşları içinde sona ermişti. Teslim olmayı asla aklından ve kalbinden geçirmemiş bir kahraman Fahreddin Paşa, ancak silah arkadaşlarının baskınıyla mecburen Medine'den ayrılmıştı.

Fahreddin Paşa'yı bu kadar güçlü kılan, bütün zor şartlara rağmen direncini devam ettiren düşünce acaba neydi? En iyisi bunu kendi ağzından dinleyelim:

"Ey Nâs (insanlar)! Malûmunuz olsun ki, şecî ve kahraman askerlerim, bütün İslâm'ın sırtını dayadığı yer, mânevî gücünün desteği, Hilâfetin gözbebeği olan Medine'yi son fişeğine, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur. Bu asker Medine'nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara'nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allahu Teâlâ bizimle beraberdir. Şefaatçimiz O'nun Rasûlü Peygamberimiz Efendimiz'dir."

Bu inanç, bu peygamber sevgisi ve bu manevi güç, bir avuç kahramanın akıllara durgunluk veren şanlı müdafaayı nasıl yaptığını elbette çok iyi anlatıyor.

***

Şimdi 1916 yılına gidelim ve Hicaz'da neler olduğunu yeniden hatırlayalım:

Sultan Abdülhamid'in uzak görüşlü siyaseti sayesinde 15 yıl Şura-yı Devlet (Danıştay) üyeliği verilerek İstanbul'da tutulan Hüseyin bin Ali, İttihat ve Terakki tarafından Mekke'ye şerif tayin edildi. Bu zat Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla içindeki gizli emelleri gerçekleştirmek için İngilizlerle temasa geçti. Abdullah, Faysal, Ali ve Zeyd adlı dört oğluyla birlikte Haziran 1916'da Osmanlı'ya isyan eden Şerif Hüseyin, İngilizlerin desteğiyle Mekke'yi ve Cidde'yi ele geçirdi. Kısa zamanda Medine'yi de teslim alacaklarını zannediyorlardı. Fakat buraya tayin edilen Fahreddin Paşa onların hesaplarını bozdu.

İngilizlerin idaresindeki isyancı bedevileri geri püskürten Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa, onların Medine'ye yaklaşmalarına fırsat vermedi. Bu defa İngiliz casusu Lawrence gibi akıl hocalarının telkiniyle Emir Abdullah'ın adamları, Medine'ye erzak, cephane ve asker gelmemesi için Hicaz Demiryoluna saldırmaya başladılar. 1918 yılından itibaren, artık Medine'nin İstanbul'la irtibatı kesildi. Fahreddin Paşa kendi imkanlarıyla zor şartlar altında savunmayı devam ettirmeye çalıştı.

Erzak azalmış, cephane tükenmiş, askerde takat kalmamış olmasına rağmen, bu kahramanlar iman gücü ve Peygamber aşkıyla İngiliz güdümündeki asilere boyun eğmediler. Bütün bu sıkıntıların üstüne bir de çekirge afeti başlamaz mı? Fahreddin Paşa Allah'ın inayetine ve Peygamberimizin şefaatine sığınarak bu afeti nimete çevirdi. Çünkü çekirge yenmesi helal olan bir yiyecekti. Tam da açlık ve kıtlık zamanında gelen bu nimet bolluğu ilahi bir yardımdı.

Askerler önceleri alışmakta zorlansalar da, sonradan çekirgenin gayet lezzetli bir yiyecek olduğunu anladılar. Fahreddin Paşa çeşitli şekilde pişirilen çekirgeleri bizzat askerleriyle birlikte yiyor, onları teşvik ediyordu. Sürüler halinde gelen, çuval çuval toplanan ve bol protein kaynağı olan bu yiyecek sayesinde askerlerimiz yeniden kuvvet kazandı. Ayrıca hurma çekirdekleri biriktirilerek öğütülüyor, unundan ekmek yapılıyordu.

İngilizler ve asiler, Fahreddin Paşa ile askerlerinin Medine'yi kolay kolay teslim etmeyeceğini artık anlamışlardı. Ama 30 Ekim'de Mondros imzalanınca yapacak bir şey kalmamıştı. Fahreddin Paşa da bütün birlikler gibi silah bırakacak ve teslim olacaktı. Ama öyle olmadı. Paşa, sanki savaş durmamış ve barış olmamış gibi müdafaasına devam ediyordu. Medine'yi bırakmaya hiç niyeti yoktu.

İngilizler adeta çıldırıyordu. İstanbul'a devamlı baskı yapıyor, bir an önce Medine'nin teslim olmasını istiyorlardı. Sonunda padişah fermanıyla birlikte Adliye Nazırı (Bakanı) Medine'ye gelerek teslim emrini tebliğ etti. Paşa bu defa da "Padişahımız bu iradeyi düşmanın baskısı altında çaresiz kalarak vermiştir. Kerhen verilmiş iradenin bir hükmü yoktur" diyerek teslim olmayı yine reddetti.

Mondros'un üzerinden tam 70 gün geçmesine rağmen Medine'yi teslime yanaşmayan Fahreddin Paşa'yı, emrindeki silah arkadaşları ikna etmeye çalıştılar. İngilizlerin, askerlerimize esir muamelesi yapmayıp İstanbul'a dönmelerine müsaade edeceklerine dair söz verdiğini söyleyerek, onu teslim olmaya razı ettiler.

Fakat bu sefer de Fahreddin Paşa Mescidi Nebevi'ye gidip oraya yerleşti ve "Ben Peygamberimize mücavir (komşu) oldum, burada kalacağım" diyerek Ravza-yı Mutahhara'dan çıkmadı. Arkadaşları çaresiz kalınca bir baskın yaparak Paşa'yı zorla Mescid'den çıkarıp İtilaf Kuvvetlerine teslim ettiler.

İngilizler ise verdikleri söze rağmen bütün subay ve askerleri Mısır'daki esir kamplarına sevkettiler. Fahreddin Paşa'yı daha sonra Malta adasına gönderdiler. Ancak Nisan 1921'de serbest kalarak yurda dönebildi.

Geçen sene BAE Dışişleri Bakanı'nın Fahreddin Paşa'ya terbiyesizce dil uzatması, çok önemli bir tarihi gerçeği öğrenmemizi sağladı. Paşa Medine'de bulunan mukaddes emanetleri, İngilizlerin eline geçmemesi için trenle İstanbul'a göndermişti. Ayrıca Hicaz Demiryolu çalışır durumdayken, binlerce sivilin de tahliyesini gerçekleştirmişti.

***

Bütün bu olaylara sebebiyet veren Şerif Hüseyin ve oğulları Büyük Arabistan hayaliyle avunurken, İngilizler uzun zaman yedekte tuttukları vehhabi İbni Suud'a destek vererek onu kral yaptılar. Osmanlıya karşı giriştiği isyanın sonunda Mekke'de bile kalamayarak ömrü sürgünlerde geçen Şerif Hüseyin'in, oğulları da verilen küçük krallıklardan hayır göremediler. Ürdün Kralı olan oğlu Abdullah, Filistinlilere karşı ihanetinin bedelini, 1951 yılında düzenlenen bir suikast sonucu Mescidi Aksa'nın merdivenlerinde canıyla ödedi.

Aradan geçen bir asrın sonunda, bugüne baktığımızda değişen aktörler dışında tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz. İngiltere'nin yerini alan ABD, başta Suudi Arabistan olmak üzere Ortadoğu'daki Müslüman ülkeleri yine Türkiye aleyhine kışkırtmaya çalışıyor. Müslümanların bir araya gelmemesi için her türlü fitne tohumlarını saçıyor. İşin aslına ve özüne bakarsanız, "Birinci Dünya Savaşı bitmedi, devam ediyor."

NOT: 12 Ocak Cumartesi günü öğleden sonra Tüyap Adana Kitap Fuarı'nda, Damla Standında olacağım İnşaallah. Vakti müsait olan Adanalı okuyucularımızı beklerim.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  549958

-