10 TEMMUZ 2020 CUMA

Hüseyin Adalan

MİT’İN İKİNCİ FETÖ RAPORU

Hüseyin Adalan

FETÖ Çatı dava dosyasında MİT'in FETÖ rapor özetinde yer alan sanık Fetullah Gülen'in Savunması;

Ankara 2. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 2000/124 esas sayılı davasında 06 Kasım 2001 günü Amerika'da bulunan sanık Fetullah Gülen kendini savunmuştur.

Bu savunma örgüt önderinin gerçeği söylemediğini ve takiyye yapıp tedbir uygulayarak kendini savunduğunu gösteren çok net bir belgedir.

Sanık F. Gülen savunmasında; “Kendinizi ve başkalarını hükümete yerleştirmeye çalıştınız mı, sorusuna hiçbir zaman böyle bir amacım, teşebbüsüm olmadı, fakat her zaman şerefli, itibarlı, namuslu insanların devlette yer almaları isteğim oldu şeklinde cevaplamıştır.

“Türk Hükümetini hiç devirmeye çalıştınız mı veya devirmeye çalışıyor musunuz” sorusuna;

Sanık Gülen “bunları duyduğum zaman ürperiyorum” cevabını vermiştir.

Yine “Laik Türkiye Devletini değiştirmeyi desteklediniz mi, evet veya hayır” sorusuna, “hayır asla, kesinlikle hayır” cevabını vermiştir.

Sizin adınıza başka birisi Türkiye'de veya başka bir yerde okullar kurdu mu sorusuna, Gülen'in cevabı ise:

“Benim adıma değil fakat belki de aldıkları destek veya cesaretle çünkü eğitimi takdir ettiğimi bilirler ve nerelerde okullar açtıklarını da bilmiyorum. Bu okullardaki öğretimde kesinlikle bir rolüm ve alakam yok dediği, okulları Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetlediğini, okullara gitmediğini, okulları bilmediğini anlatmıştır.

Said Nursi'nin halefi misiniz sorusuna “kesinlikle hayır” cevabını verdiği”, görülmektedir.

Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesindeki 2000/124 Esas sayılı dava içerisine avukatı aracılığıyla yazılı savunma gönderen Fetullah Gülen bu savunmasında:

“Ocak 1999 başında Amerika'daki Mayo Clinic kendisine vermiş olduğu randevu gereği şeker, koroner kalp yetmezliği ve eklemlerdeki nöropatik ağrı ve rahatsızlıklarla alakalı değişik komplikasyonlar gibi sağlık sorunlarının tedavisi sebebiyle 22.03.1999 günü ABD'ye geldiğini, halen aynı sebeple bu ülkede ikamet ettiğini söylemektedir.

Yine sanık Gülen ifadesinin devamında sağlık durumunun uzun bir seyahate ve heyecanlı ortamlara müsait olmadığını, tedavinin yarıda kesilmesinin sakıncalı olabileceğini ve ayrıca muhtemel bir ameliyat için burada beklemesinin icap ettiğini ileri sürdüğünü ısrarla beyan etmektedir.

Sanık Fetullah Gülen, cemaatin halka açık sosyal faaliyetleri olduğunu iddia etmektedir. ( Gerçekte Fetullahçıların hiçbir faaliyeti halka açık değildir. Gizlilik içerisinde yürütülmektedir. Halka açık olan kısmını bilinçli olarak kitleleri etkilemek, sempatizan toplamak, karşı cephenin dikkatini üzerine çekmemek gibi amaçlarla yapılmaktadır. )

Savunmasında Fetullah Gülen özgeçmişinde; 1941'de Erzurum Pasinler'de altısı erkek ikisi kız olmak üzere sekiz çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olduğunu belirtmiştir. Kendisinin hiç evlenmediğini, babası Ramiz'in köy cami imamı, annesi Rabia'nın (nüfusta Rafia) ev hanımı olduğunu, ilköğrenimden sonra özel derslerle din ve felsefe çalıştığını, Arapça-Farsça bildiğini bir süre Fransızca çalıştığını, İngilizceyi çok iyi bildiğini belirtmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açtığı sınavı 1959'da kazanıp, Edirne Merkez 3 Şerefeli Cami'de imam-hatibi olarak resmi göreve başladığını, 1961-1963 yılları arasında askerlik yaptığını, 1964-1965 yıllarında Edirne'de kuran kursu öğretimi, 1965-1981 yılları arasında Kırklareli, Balıkesir, Edremit, Manisa, İzmir/Bornova ve Çanakkale merkez vaizliklerinde bulunduğunu yazılı olarak belirtmiştir.

Cami kürsülerinde ülkesi ve milleti lehine halka yaptığı bazı tavsiyeleri vesile sayan toplumun değişik kesimlerine mensup kişilerin Türkiye'de özel eğitim kurumları açılmasına izin verilince içeride ve dışarıda çok sayıda eğitim öğretim kurumuna destek vermeye başladıklarını...  Bu kurumların hiçbirinin kuruluşuna doğrudan katkısının olmadığını, hiçbirinde kurucu üyelik sıfatının bulunmadığını, hiçbirinde görev yapmadığını, bu kurumlarda doğrudan ve organik hiçbir bağının olmadığını, sadece yaptığı tavsiyelerden dolayı bu kurumların kendisine atfedildiğini...  Kurumların eğitim öğretim kurumu olmasının dışında hiçbir özelliğe sahip olmadığını...

Gazeteci ve Yazarlar Vakfı gibi bazı vakıfların kendisinden katkı almak istediğini... Bütün bu çalışmalarda herhangi bir siyasi gaye bulunmadığı gibi siyasi bir parti veya kuruluşun ya da ideolojik karakterde bir hareketin desteklenmesinde de söz konusu olmadığını...  Türkiye'nin insan haklarına dayalı batı tipinde demokratik bir hukuk devleti olmasının önemini vurguladığını... Sızıntı Dergisi, Yeni Ümit, Yağmur, The Fountain, Zaman Gazetesi ve dergilerinde yazılar yazdığını... Çalışmaları ve yansımalarının çeşitli yüksek lisans ve doktora tezlerine konu olduğunu, dünyanın muteber akademik dergilerinde bu hususta makaleler yayınlandığını... Konuşmalarında ve yazılarında İslam Devleti, Şeriat Devleti gibi ifadeler geçmediğini... Anlatıp, konuşmalarına yer verdiği, “İman ve İslam dışında hiçbir şeyin propagandası, insanların ajite edilmesi, irşat ve tebliğ değildir ”ifadesine yer verdiği, Neden gizli hareket ettiği, teknik davranma gibi tavsiyelerde bulunduğuna da kendince açıklama getirdiği, fitneden kaçınılması, ülkede (iç barışı) bozacak her türlü hareketten uzak durulması gerektiği... “temiz ve yolsuzluğa bulaşmamış insanların teknik davranması, tedbirli olması, ayrım ve sürtüşmenin önüne geçmek için...  Kışkırtmayla İslami faaliyet ve İslam'ın zaman zaman hücuma uğradığını, bu bakımlardan ideal insanların dikkatle davranmaları ve yer yer tekniğe başvurmaları bazen lazım değil elzemdir” şeklinde açıkladığı, ( Bu açıklamalar cemaatin neden gizli hareket ettiği ile ilgili gerçek ve mantıklı bir izah değildir. )

Silahlı kuvvetler içinde teşkilatlanma iddiasını kabul etmediği, orduyu faaliyetlerine engel görmediğini, ona sızmaya çalışmadığını anlattığı... Tekke, medrese, kışla benzetmeleriyle ilgili savunmasının içerisinde; askeriyenin ele geçirilmesi için hiçbir düşüncesinin söz konusu olmadığını, bunun bir anlatım tarzı olduğunu, medrese, tekke özlemi çekmediği gibi insanların ve vehmettiği düşüncelerin aklından bile geçmediğini anlattığı… “Müslüman olmak dışında hiçbir akıma mensup değilim, dolayısıyla Nurcu olmadığımı da defalarca ifade ettim” diyerek bu konudaki çıkan röportaj ve yazılara yer verdiği, “Ben kimsenin halifesi değilim, Said Nursi'yi bir İslam büyüğü olarak takdir etmem onun devamı olduğum manasına gelmez” ifadesine yer verdiği, ( Fetullah Gülen'in, Nurcu olmadığını söyleyip Said Nursi ve Risale-i Nur kitaplarına sahip çıkması kibir ya da korkudandır. Bir yanda onun görüşüne atıf yaparken, onun yolundan gittiği izlenimini verirken diğer yandan bunu inkarı açıkça kibirdendir. )

Sanık Fethullah Gülen Işık Evleri ile ilgili savunmada;

Öğrencilere tanıdık arkadaşları ile beraber ev tutup kalmalarını tavsiye ettiğini, Işık Evi tabirinin kendi aralarında ev tutan bazı öğrencilerin verdikleri isim olduğunu, bu evlerle organik hiçbir bağının olmadığını anlattığı... “Laik bir devlet olan Türkiye'de Müslümanlığı politize etmek, İslam'ın ruhuna büyük ihanettir ve dinin siyasete alet edilmemesi gerekir” görüşünü dile getirdiği, anlayışı gereği hiçbir partiyi desteklemediğini, karşı olmadığını, politik bir faaliyet içerisinde hiçbir zaman bulunmadığını ve bulunmayacağını, her zaman her yerde ifade ettiğini ileri sürdüğü ifadesinde tespit edilmiştir.

Ruhani liderlik gibi bir hususun İslam'da olmadığını, böyle bir liderliğe ve herhangi bir liderliğe en küçük bir teamülünün de hiçbir zaman olmadığını... Ahlaki normlara bağlı kalarak meşru zeminlerde ekonomik faaliyetler gösterilmesini tavsiye ettiğini, özel olarak belli kişilerin belli siyasi ideolojik gayeler güderek bir ekonomik yapılanmaya gitmeleri gibi bir hususu ihtiva etmediğini…  Bu sebeple bir medya grubunun finans, sigorta gibi ticari şirketlerin sahibi olduğu şeklindeki iddiaların doğru olmadığını, toplumdaki bazı insanların tavsiye ve düşüncelerine itibar edip, o yönde faaliyet göstermesinin onların kurdukları ticari mali kuruluşlarla hususi bir alakasının bulunduğu manasına gelmediğini…

İsmine izafe edilen “cemaat” yakıştırmasını kabul etmediğini, çeşitli alanlarda bazı insanların hizmet edip yardımlaşmalarının tabii olduğunu, teşkilatlanma ve imamların varlığından hiç haberinin olmadığını, hiyerarşi ve disiplin olarak saygı ve sevginin algılanmasının böyle algılayanların problemi olduğunu, Devlet Kurumlarında örgütlenip buralara sızma olmadığını, bu iddiaların doğru olmadığının defalarca ortaya konulduğunu,

Şahsına ideolojik nedenlerle husumet beslendiğini ve kişilerin asılsız, mesnetsiz iddialarla yayınlar yaptıklarını söylemektedir. Her türlü terör hadisesini açıkça kınadığını ileri sürüp, savunmanın geniş bir bölümünde kendi konuşmalarına yer verip, şahsının ve örgütlü cemaatinin savunmasında bile propagandasını yaptığı tespit edilmesine rağmen kabul etmemektedir.

Savunmanın netice kısmında; eğitim öğretim kurumlarında organik bir bağ olmadığını, bunların örgütlenme niteliği taşımadığını, halk üzerinde manevi cebir ve baskı yaratılmadığının, yaptığı faaliyetin hukuken suç olmadığını” anlatmıştır.

Kaynak; FETÖ Çatı davası dosyası (Soruşturma ve dava dosyası aslı mahkeme arşivindedir. Deliller-25 Kls. 19 Nolu Delil)

MİT'İN FETÖ RAPORUNA GÖRE

Fetullah Gülen'in bu savunması gerçeklere aykırı ve göz boyamadır. Sonradan savunmada tersi söylenen birçok husus fiilen tahakkuk ettiği için ispatlanmıştır. Yine iddianame ve raporlarda devletin karşı karşıya olduğu varlığı ortaya konulmaya çalışılan tehlike bir cemaat yapılanması olarak tezahür etmiştir.

Savunma iddianame tarihine kadar ki, dönem içindeki cemaat faaliyetine ilişkindir. Bu savunmadan sonra mesela Fetullahçı grubun devleti ele geçirme amacı ile yargı, ordu, emniyet, MİT ve diğer devlet kurumları içerisinde örgütlendiği ispatlanmıştır.

  1. Gülen yazılarında ve konuşmalarında hep bir karşı hasım cephe insanlarından bahsetmektedir. Kendi mensuplarını ise dine, imana yönelmiş, inanmış, ahlaklı, fikren ve ruhen tekemmül etmiş, bilgili, ülke hizmetinde çalışan, beklenen kutsiler, altın nesil olarak ifade etmiştir.

HÜSEYİN ADALAN - TERCÜMEİHÂL

HÜSEYİN ADALAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  771720

-