Ahmet Doğan İlbey

MUHAFAZAKÂR İKTİDARIN MEDENİYETLE İMTİHANI

Ahmet Doğan İlbey

Atatürkçü Cumhuriyet Batılılaşmasının hedef tayin ettiği Avrupa modernleşmesinin neticesi olarak Türkiye'de toplum ve devlet düzeninin sekülerleşmesi mukaddesatçı-muhafazakâr iktidara rağmen ilerlemeye devam ediyor.

Türkiye'de Batı “uygarlığının” taklit ve taşıyıcılığının alabildiğine devam ettiğini görmek ne kadar acı! Batı'nın iki asırdır ihraç ettiği “uygarlık”, dinimizden neşet eden medeniyet değerlerimizi ezip geçiyor.

Müslüman kültür ve hayatının yaşanmasına bir parça soluk aldıran iktidardan Medine menşeli Osmanlı Türk medeniyet kimliğimize kavuşma hamleleri beklerken, Avrupa Birliği'ne dâhil olma siyasetini sürdürmek abesliğinin yanında, eğitim, kültür ve şehircilikte Atatürkçü Cumhuriyetin yaptıkları tekrar ediliyor.

Türkiye'nin mevcut hâliyle Medine mânasında Osmanlı-Türk medeniyet istikâmetini tutturduğu söylenemez, hattâ uzaklaşıyor.

Modernizmin hızla yaydığı ferdî ve sosyal yozlaşmaya karşı duramayıştan dolayı Osmanlı Türk medeniyet değerlerinden beslenmeyen metalaştırılmış, ruhsuz beton ve demirden geçilmeyen bir Türkiye ve yozlaşan toplum var önümüzde.

Kemalist seküler “muasır medeniyet” hâlâ istikâmetimizi belirliyor.

TÜRKİYE'DE MEDENİYETİN SÛRETİ DE SÎRETİ DE GÖRÜNMÜYOR

Fert ve grupların kendi gayretleriyle oluşturduğu Medine mânasında yaşayış ve mekânları istisna edersek, Türkiye'de medeniyetin sûreti de sîreti de görünmüyor. Bozgun dönemi Osmanlı reform hareketlerinin ve Cumhuriyetle keskin bir şekilde süren modernleşmenin bugün de sürdüğü gayet açık. Gelinen noktaya bakıldığında Türkiye ne Doğu-İslâm'a, ne Batı'ya benziyor. Hatta bu iki medeniyetin sentezini de yapmaya çalışırken, ortaya melez bir eğitim, kültür, toplum, şehir ve devlet düzeni çıktığını görüyoruz.

KÜLTÜR, EĞİTİM, ŞEHİR VE İNSAN İHYA EDİLMELİYDİ

Zihniyet olarak Batı menşeli değerlere karşı olan mukaddesatçı iktidar, Müslümanlara kamuda sağladığı mânevî özgüveni medeniyetin en temel tezahürleri olan eğitim, kültür, mektep, şehircilik gibi sahalarda sağlayamamıştır. Başka bir deyişle popülist politikalarla ideal olanı değil “reel” olanı hızlandırarak Medine mânasında bir medeniyet anlayışından uzaklaşmıştır. Medeniyet hassasiyeti olanlar hatırlar ki, iktidarın, "Kimlikli ve kişilikli şehirler" sözü, medeniyetini arayan Müslümanlar için büyülü bir sözdü.

“Büyük medeniyet birikimimiz son bir asırda büyük bir yıkıma uğradı. Kültürümüz, medeniyetimiz, dilimiz, değerlerimiz gibi şehirlerimiz de görülmedik bir tahribata maruz kaldı. Geçmiş zamanda tahrip edilmiş, hırpalanmış, kişiliksizleştirilmiş şehir mimarimize, geleneğin ilkeleriyle yeni bir şekil vermek zorundayız…” diyen iktidarın medeniyet tasavvurunda burkulmalar ve çözülmeler var.

ŞEDDADÎ BİNALAR, AVM'LER, ÇİFT ŞERİT YOLLAR MEDENİYET DEĞİLDİR

Dev plazalarla, Avm'lerle, gökdelenlerle ve hâkim meydanlardaki heykellerle Avrupa şehirlerinin kötü bir taklidi olan şehirlerimiz "kimlikli ve kişilikli mi" dir?

Türkiye'de Müslümanlara “kamusal alanda” kolaylık getiren hamlelerin, sekülerleşmenin virüs gibi hızlandığı bir vasatta medeniyete dair hiçbir değer ifade etmeyeceği şimdiden belli.

Millet nâmına yapılan maddî faaliyetlerin, insanların hizmetine dair iyileştirici kurumlar ve yatırımların medeniyet tezahürü olmadığı gibi, Medine mânasında bir medeniyetin hâsıl edeceği neticeyi de vermez. “Şimdi büyük bir kültürel uyanışın arifesindeyiz. Yeni kültürel uyanışımız medeniyet çağrısı yapacak bir uyanış ve şehrin gökdelenleşmesinin tahribatlarını önleyecek, yeni bir şehir idraki ve inşasına yol verecek bir şehircilik politikasıdır…”  vaatleriyle medeniyet hayâlimizin gerçek olacağına inanmaya başlamıştık. İslâm şehir mimarisinin üstadı Turgut Cansever'in adı yâd edilerek “Yüksekliği bir put hâline getirmenin” kötülüğünden bahsedilmesi, “Dikey mimari değil, yatay mimariyi kadîm şehirlerimizde egemen kılacağız… “sözleri medeniyetini arayan millete ümit ve heyecan vermişti.

Ne yazık ki bugünün Türkiye'sinde kültür ve medeniyet hamleleri adı altında yapılanlar seküler “fast-food kültürü” nün benzerinden başka bir şey değil.

Sözün özü: Muhafazakâr iktidar birçok hizmetine rağmen yarın İslâm medeniyetinin ihyasından sual edilecektir.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  573176

-