6 AĞUSTOS 2020 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

MUKTEDİR

Elif Sönmezışık

-Ruzname; Kelime Günlüğü'nden-

 

Maluma ayandır ki kadim değerlere sadakatte, zamana uyarlanmış değerler inşa etmede, ilahî düsturla modernite içinde yuvarlanıp gitmede zorlanmanın ötesinde sınavlar veriyoruz.

Ferdi, herhangi bir değerler bütününe dâhil etmeye, o değerlere sadakat oluşturmaya, muhtemel bozuluşlara karşı dikkatli olmaya, çevresindeki insana ve eşyaya karşı rikkatli olmaya, varsa içinde biçim aldığı düsturu yıpratanlarla mücadeleye hazırlayan süreçler giderek daha sorgulanır ve problemli hâle geliyor. Zira ferdin toplumla, toplumun fertle ilişkisini biçimlendiren sayısız ihtimal ve netice var. Çok seçeneklilikten kaynaklı bir darboğaz bu ve nasıl da kendini inkâr eden bir düzensizlik… Sonuç; verdiği fotoğrafın farkına varamayan insan manzaraları…

İnsan kendini ölçüye vurma ve doğru taraflarına sahip çıkma sınavında. Asıl büyük sınav, bu işlerin mihengini ve ölçüsünü arayıp bulma işi… 

“İktidar olduk ama muktedir olamadık” cümlesi, mütedeyyinlerin en kıdemli özeleştirisi oldu ve bir klişeye dönüştü. Ne zaman bir meselede yenik hissetsek, bu basit ve kestirme bir genellemeyi tekrarladık. Buna bağlı olarak iktidarın sınırları, kullanışlılığı, dönüşeceği biçimler, ona giden yollar, ödünler ve semereye dair konuşmalar gündeme göre şekil değiştirdi. “Ben olsam…” ile başlayan cümlelerde, “ben”e pay çıkarma derdine düşmüşlük gözlendi.

Bir de baktık ki toplum içindeki varlığımızın en keskin ifadesine dönüştü siyasi iktidar. Kabahatlerimizin ve yetersizliklerimizin başlıca sorumlusu oluverdi. Şahsiyet çabamızı askıya almış olmalıydık. Tek başına hiçbir şeye karşılık gelemediğimize, kendi başınalığın da toplum içinde yetersizlik ve yalnızlığa karşılık geldiğine inanmış olmalıydık. Yapıp edeceğimiz her işin mesuliyetini yüklediğimiz, mutlak desteğini beklediğimiz, destek göremezsek bozulup küseceğimiz bir güç odağı oluvermişti iktidar.

Demek ki artık yeteneklerinin ve yetkilerinin farkına varma, bilfiil ilerleme temayülüne ihtiyaç vardı.

Ne yapmalıydık? Ferdî mesuliyetleri topluma ve dolayısıyla iktidara yükleyen ve aldığı karşılığı mütemadiyen yetersiz bulma şartlanmasıyla ve sorumluluğunu reddederek tembelleşen iradelerimizle zıt kutup tartışmasını mı sürdürmeliydik? Bir şekilde üretmeye, kendini yenilemeye, ilerlemeye, özgüvene ihtiyacını keşfeden ve bunları hayata geçirmeye meyyal yöntemler üreten bir manzaraya karşı dünyayı hakikatli yaşamak için şahsi eksiklerimize sağır kalmaya devam mı etmeliydik?

Bunlar bizi muktedir yapamamıştı ki…

O zaman lafügüzafı bir kenara koyup geleceğe hazırlıklı bir şahsiyet inşa sürecini başlatmalı, tembel irademize karşı muktedir olmalıydık.

Şahsiyet inşası, nefsin insan tarafının galip gelmesiyle başlıyor. Yani insan olmaya muktedir olabilmekle… Bunun için mihengi ve teraziyi kaybolduğu yerde aramak zarureti var.

Hesaplaşacağı ilk mercii kendi olarak belirleyen bir kimse için toplumla ve kökleriyle de hesaplaşmak zül değildir. Daha da iyisi hem Allah katında hem de kul nezdinde haddini ve yerini bilme imtiyazına kavuşur. Bu şuur, dünyevilikle geçimli değildir, fakat tercihleri toplumu geriletmez bilakis ilerletir ve dünya ile sınırlandırılamaz. 

Diğer taraftan mesuliyetini yerine getirme noktasında acizliğe meyleden bir toplumda fert, kendine tutunacak bir ip, bir tahta parçası, bir ağaç dalı, bir ada bulamadığında toplumla mücadeleye girişir. Elbette bunun varacağı uyumluluk hâlleri de vardır. Karşılıklı çatışma yüzünden o uyumluluğu keşfetmek güç iştir. Çatışma sırasında ya kaybolur, ya insanlığından uzak kutuplara meyleder ya da bir ihtimal fıtratını keşfedip şahsiyet kazanır. Ama çatışmanın kaybettirdikleri kazandırdıklarından çok fazladır.

15 Temmuz direnişinden sonra vatan-millet şuuruna dair bir yükseliş ümit ettik. İrade tembelliği galip gelenlerde kısa sürede parlayıp sönen bir kıvılcım gibiydi. Mesuliyetini ve mihengini bilen için ise “surda bir gedik açılmıştı.”

“Ayasofya Camii” müjdesi ise surda bir gedik daha açtı!

Allah için muktediriz şimdi…

Allah, bu müjdeye hepimizi layık etsin. Peygamber Efendimiz'in (SAV) İstanbul müjdesinden bugüne, İstanbul için mücadele eden Sahabelere ve nice askerlere, kutlu fethin komutan ve askerlere, kıymetini idrak edip kapatıldığı günden itibaren mabedin Müslümanlığını savunanlara ne çok şey borçluyuz. Devrindeki gençleri Ayasofya şuuru ile uyandıran üstatlarımıza da Allah rahmet etsin, cennetiyle şereflendirsin.

***

Künye: Muktedir, Arapça kökenli bir kelime olup bir işe gücü yeten, o işi yapacak veya yaptıracak güce, bilgi ve yeteneğe sâhip olan, güçlü, kudretli (kimse) anlamına gelir ve “Her şeye kādir olan, her şeye gücü yeten, mutlak kudret sâhibi” anlamında esmâ-i hüsnadandır (Allah'ın en güzel isimlerinden). (Kubbealtı Lügati)

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  133359

-