27 MAYIS 2020 ÇARŞAMBA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 603

Yesevîzâde Alparslan Yasa

1_30

 

(Milliyet, 10.4.1966, s. 1)

Muhtemelen dolduruluşa gelen câhil, aklı kıt bir köylünün, 8 Nisan 1966'da, “Mutlak Şef”in İzmir'deki heykeline baltayle tecâvüz etmesi üzerine, hâdiseyi fırsat bilen fanatik Kemalistler, yine ortalığı velveleye verdiler, “Bursa Nutku, yürüdüğümüz devrimci yoldur!”, “Kahrolsun Gericiler!”, “Bu vatan Atatürkçülerindir!” sloganlarını haykırdılar, hâdisenin tertîbcisi olmak ve “sırtını yabancı sermâyeye dayamak”la ithâm ettikleri iş başındaki “Mürteci” Demirel Hükûmetinin istîfâsını taleb ettiler…

***     

“Bu vatan, Atatürkçülerindir!”

“Önceki geceki olaylar anlatıldıktan sonra Üniversitenin içine gidilerek Hukuk ve İktisat Fakültesi anfilerindeki öğrenciler mitinge dâvet edilmişlerdir. Prof. Dönmezer hemen dersini kesmiş ve dışarı çıkmıştır. […]

“Tekrar avluda toplanan gençlerin ellerinde ‘Kuvvetimiz inancımız', ‘Bu topraklar Atatürkçülere vatan, art düşüncelilere mezar olacaktır', ‘Yine en önde, yine en ilerdesin' yazılı pankartlar olduğu görülmüştür.

“Türkiye Millî Talebe Federasyonu İkinci Başkanı Cavit Savcı, geceki olayı anlattıktan sonra: […] ‘Kaybedecek vaktimiz yok. Atatürk'ün Bursa Nutku yürüdüğümüz ülkücü devrimci yoldur' diyerek sözünü bitirmiştir.”

“Tertipçiler, düşük iktidarın artıkları arasında!”

“Türkiye Millî Gençlik Teşkilâtı Başkanı Alp Kuran da, yayınladığı bildiriyi gençlere okuduktan sonra geceki olaylara geçmiş ve: ‘Düşük iktidarın artıkları arasında dünkü olayların tertipçiliğini aramak yerinde olacaktır' demiştir. Alp Kuran sözlerini şöyle bitirmiştir: ‘Türk aleyhtarı kuvvetleri bugün mel'ûn yuvalarına, yâni yurt dışına iteceksiniz.' […]

“Nuri Yazıcı adındaki genç de […] (heyecanla başladığı sözlerine) şöyle devam etmiştir: ‘Atatürkçülük demek millî bağımsızlık demek, millî ekonomiden yana olmak, millî güce dayanan millî orduya sahip olmak, millî sanayiden yana olmak, bağımsız adliyeye sahip olmak, millî iradenin tecelli etmesi demektir. Sırtını yabancı sermayeye dayayan hükûmet hiçbir zaman millî iradeye dayanamaz. Millî Hükûmet istiyoruz.' […]

“Gericiler, kahrolsun!”

“Bozkurt Nuhoğlu adındaki genç, megafonla arkadaşlarına hitap ederek, ‘Hiçbir kuvvetin kendilerini durduramayacağını, fakat Toplum Zabıtası Müdürünün sözlerini sükûnetle dinlemelerini' söylemiştir. […] (Fakat Toplum Polisi Müdürünün ‘Yürüyüşünüz kanûnsuzdur; dağılmalısınız!' ihtârı üzerine) gençler, konuşmayı yuhalamışlar, […] yürüyüşe devam etmişlerdir.

“Bu arada Harbiye Marşı ile sık sık Gaziosmanpaşa Marşı'nın 27 Mayıs çevrisini söyleyen gençler, ‘Ne Amerika, ne Rusya, bağımsız politika', ‘Gericiler kahrolsun' diye bağırmışlardır… […]

“ ‘Atatürk'e bağlılık yürüyüşü', Taksim Cumhuriyet Alanına [Âbidesi'ne] konulan çelenk ve saygı duruşuyla sona ermiştir. […]

“Kahrolası gericiler! Bu vatan size kalır mı?”

“(Ankara'daki) miting, saat 13.30 da başlamış ve Türkiye Millî Talebe Federasyonu İkinci Başkanı Hüseyin Günday'ın dâveti üzerine Atatürk için iki dakikalık saygı duruşunda bulunulmuş, ardından gençler Gaziosmanpaşa Marşı'nı ‘Kahrolası gericiler, bu vatan size kalır mı?' şeklinde değiştirerek birkaç kere söylemişlerdir. İlh…” (Milliyet, 10. 4.1966, ss. 1 ve 7)

Bursa Nutku'nun sâhiblenildiği siyâsî hâdiseler:

5) 19 Mayıs 1966: “Gençlik, Ata'sına bağlılık andı içti… Cevdet Sunay: 27 Mayıs'ı tasfiyeye kimsenin gücü yetmez!”

19 Mayıs 1966'ya gelindiğinde, gûyâ “Cumhûr Reîsi” (kendi tâbirleriyle “Cumhurbaşkanı”), Orgeneral Cevdet Sunay (Çaykara, 1899 – İstanbul, 22.5.1982) idi. Bu vesîleyle, Radyo'dan yayınlanan uzun bir nutuk îrâd etmişti. Gûyâ “Cumhûr Reîsi” sıfatı taşıyan Sunay, menhûs 27 Mayıs İhtilâline harâretle sâhib çıkmış ve Abdi İpekçi'nin Milliyet'inin büyük memnûniyetle manşet yaptığı sûrette, “27 Mayıs'ı tasfiyeye kimsenin gücü yetmez!” buyurmuştu… Onun nezdinde, İslâmın “Hilâfet” esâsı, “Komünizm, Faşizm ve sâir dikta rejimleri” kadar “memlekete zarârlı” idi… Hâlbuki Kemalizm, diktadan daha beter, totaliter bir ideoloji ve rejimin ismi değildi de, medeniyetti, demokratik rejim içinde kalkınmaydı, cem'iyeti dâimâ daha ileriye taşıyan dinamizdi, v.s., v.s… Binâenaleyh, başta gençler olmak üzere  bütün vatandaşlar Kemalizme îmân etmek ve onu yaşatmakla mükelleftirler:

“Atatürkçülük, dünyanın başdöndürücü medenî ve teknik gelişmesine en rasyonel yoldan ayak uydurma, değişen şartlar karşısında en kestirme yoldan yeni çağın insan ve hayat telâkkisine göre yeni nizamlar kurabilme metodlarının manzumesidir. Daha açık bir söyleyişle Atatürkçülük, toplumu daima ileriye doğru iten bir dinamizmin ifadesidir. Bundan dolayıdır ki, dün Atatürk'ün peşinde O'nun öncülüğüyle bu memleketi en büyük bâdirelerden kurtaran Türk milleti, bugün de O'nun fikirleri, O'nun ülküsü etrafında, O'nun dinamik metodlarıyla sosyal ve iktisadî kalkınmasını gerçekleştirecek, bu medeniyet savaşından da mutlaka muzaffer çıkacaktır.

“Sevgili gençler, Atatürk'ün muhakkak ki en değerli eseri, O'nun ülküsüne kafa ve gönül bağlarıyla bağlanan ve o ülkü etrafında çelik bir çember halinde toplanan Türk gençliğidir. […]

“Atatürk gençliği olarak sizi çok önemli vazifeler beklemektedir. Memleketimizin demokratik rejim içinde kalkınması ve medeniyet yolunda hamleler yapması, yarın yurt hizmetinde yükleneceğiniz sorumlulukların önemini ve ağırlığını daha bugünden idrâk etmenize bağlıdır. Sizin, kendinizi, gereken ilim, fikir ve ülkü gücü ile teçhiz etme şuur ve gayreti içinde bulunduğunuza inanıyoruz. Zaten gerçek Atatürk'çülüğün icabı da budur.”

Bir tenâkuzlar yumağı: Totaliter bir ideolojinin İnsan Haklarına müstenid cumhûrî rejimle, Tecrübî İlim Zihniyetinin mahsûlü olan müsbet ilimlerle kābil-i têlîf olduğunu iddiâ edebilmek, bunları yan yana zikredebilmek için bu mefhûmların esâsından hiçbir şey anlamamış olmak, bunları, papağan gibi, ancak birer slogan olarak tekrâr etmek lâzım gelir!

Sunay'a nazaran, 27 Mayıs İhtilâli dahi, böylesine mükemmel bir ideoloji olan Kemalizmi yaşatmak, “demokratik rejim içinde kalkınmak” için yapılmıştır… Yâni bir ihtilâl yapılıyor, halkın irâdesiyle iş başında bulunan bir Hükûmet devriliyor ve cumhûrî nizâmın tam zıddı olan ihtilâlci zihniyetle cumhûrî nizâmın inşâ edildiği iddiâ ediliyor! İnşâ edilen “cumhûrî nizâm” mûcibince de her vatandaş Kemalizme sâdık kalmıya mecbûr tutuluyor… En büyük esâsı Vicdân Hürriyeti olan “cumhûrî nizâm”dan Kemalizmin anladığı bu!

Binâenaleyh bu muhteşem mantıkla, 27 Mayıs'ın tasfiye edilemiyeceği, onu tasfiyeye kimsenin kuvvetinin kâfî gelmiyeceği, buna kalkışanların, bir kerre daha “zinde kuvvetler”in balyoz darbesiyle ezileceği îlân ediliyor:

“Atatürk devrimlerine ve ilkelerine en iyi niyetlerle bağlı olan Türk gençleri! Millî varlığımızın şerefini ve millî bekāmızın teminatını teşkil eden bütün bu emanetler ve 27 Mayıs Anayasası üzerindeki uyanıklığınızı iftiharla izliyorum. Atatürk'ün eserlerini yıkmağa, Atatürk milliyetçiliğini söndürmeğe ve milletimizi O'nun akıl ve ilimle açtığı ilerleme ve yükselme yolundan alıkoymağa ve hele geri çevirmeğe, 27 Mayıs devriminin neticelerini tasfiye etmeğe kimsenin gücü yetmiyecektir. Buna yürekten inanınız ve emin olunuz.” (Milliyet, 20.5.1966, ss. 1 ve 7)

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  392635

-