14 TEMMUZ 2020 SALI

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 611

Yesevîzâde Alparslan Yasa

 

1_35

 

(Milliyet, 5.4.1980, s. 5)

Bülent Ecevit'in İskandinavya Sosyal-Demokrasisi hakkındaki toz penbe tasvîrlerini tekzîb eden bir haber… “Yalnız maddî değil manevî gereksinmeleri de başka nice ülkelerde düşlenmemiş yollardan karşılanan” bu insanlar, acabâ bunun için mi alkolik oluyorlar?

***   

 

 

İskandinav Sosyal-Demokrasisi, onun için hep bir model olarak kaldı

Ecevit, yukarıda zikrettiğimiz makalesinin üzerinden on sene geçtikten sonra, kendisine tevcîh edilen bir suâl üzerine, yine İskandinav Sosyal-Demokrasisini kendileri için bir model kabûl ettiklerini, ona özendiklerini beyân etmişti:

“Uygulamaya baktığımızda, dünyadaki sosyal demokrat partiler iki kategoriye ayrılabilir: Kapitalist düzenin çerçevesi içinde sosyal demokrat bir tutum izleyenler ve sosyal demokrat bir düzenin çerçevesi içinde bazı kapitalist kurumların işlemesine izin verenler.

“Birinci kategoriye girenler, amaçları doğrultusunda fazla ilerleyemediler. Ama ikinci kategoriye girenler, örneğin İskandinav sosyal demokratları, amaçları doğrultusunda büyük mesafe alabildiler. İktidardan ayrı düştükleri zaman bile sosyal demokrat düzenin sürekliliğini sağlayabildiler. Sosyalizmin en koyusunu uygulayan ülkelerde bile sosyal adalet ve sosyal güvenlik, bu ikinci kategoriye giren sosyal demokrat ülkelerdeki ölçüsüne varamadı. Üstelik bunlar, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye de en çok gerçeklik kazandıran ülkeler olabilirler.

“Demokratik Sol Parti de, Türkiye'de bu örneğe uygun bir düzen gerçekleştirmeye çalışacak. Kısacası, düzenin çerçevesi sosyal demokrat veya demokratik sol nitelikte olmak koşuluyla, o çerçeve içinde, özel girişimciliğin, sol açıdan ehlileştirilmesi ve sömürünün kaldırılmasını amaçlıyoruz.” (Ahmet Baydar'ın yaptığı mülâkat, “İnsanı Özgürleştirmeyen Solu, Sol Saymayız”, Milliyet, 10.1.1986, s. 6)

“Sosyal-Demokratlığın inançlı bir öğretmeni”

İsveç'in Sosyal-Demokrat Başvekîli Olof Palme, 28 Şubat 1986 gece yarısı, Stokholm'de, sokak ortasında, bir tedhîşçi tarafından öldürülünce, Ecevit, bu yakın dostu hakkında bir makāle kaleme almıştı. Erol Simavi'nin Hürriyet gazetesinde neşredilen “Dostum Palme” başlıklı bu makālesinde, Palme'yi, bir üstâd, “Sosyal-Demokratların inançlı bir öğretmeni” sıfatıyle yâdetmişti:

“İnsanlık, onu, her zaman, özgürlük, barış ve sosyal adalet özleminin ve eşitliğin bir simgesi olarak anımsayacaktır.

“Ben de Olof Palme'yi, her zaman, zor günlerde güvenilen, güçlükler, baskılar karşısında insana güç veren bir gerçek dost olarak anacağım.

“Olof Palme, aynı zamanda, bütün dünya için sosyal demokratlığın, bir önderi ve örneği olmaktan da öte, inançlı bir öğretmeni idi.” (Bülent Ecevit, “Dostum Palme”, Hürriyet, 2.3.1986, s. 14)

Ecevit de, Che Guevara, Castro ve Ho Şi Minh'le aynı hedefe varmak istiyordu… Ama silâhsız!

Sosyal-Demokrasi hakkında Ecevit'in bunlardan daha câlib-i dikkat olan beyânları, Atatürk ve Devrimcilik isimli kitabında bulunuyor. Bunlar, ihtilâlci, çeteci, tedhîşçi Komünistlere hitâben âdetâ ders mâhiyetinde îkāzlardır. Hülâsaten, Sosyal-Demokratlar (veyâ Demokratik Solcular) da, aslında, Che Guevara gibi, Castro gibi Komünist çeteci ve ihtilâlcilerle aynı gāyeyi gütmekle berâber, usûlde onlardan ayrılıyor, Türkiye'nin (Kemalizm tarafından hazırlanmış) müsâid zemîninde, silâhlı mücâdeleye hâcet kalmaksızın gāyeye varmayı mümkün görüyorlar: 

“Türkiye, başka bazı az gelişmiş veya sömürülen ülkelerden de çok ayrıdır. Az gelişmiş veya sömürülen ülkelerin çoğunda, ancak zorlama ile, ancak iç savaşla, ancak gerillacılıkla veya darbelerle yapılması düşünülebilen bir devrim, bugünün Türkiye'sinde barış içinde ve demokratik yollarla yapılabilir. […]

“Üstelik bugünün Türkiye'sinde, siyasal iktidar dışındaki bütün yönetici kadrolar, özerk kuruluşlar, yargı organları geniş ölçüde devrimci, ilerici unsurların elindedir.

“Che Guevara'ların, Castro'ların eyleme giriştiği ülkelerde, bizim devrimcilerimizin eli altındaki bu olanaklardan hiç biri yoktu. Onun için onlar dağa çıktılar. Onun için onlar gerillacı oldular. […]

“…Bizim devrimciliğimizin önünde kilitli kapılar yoktur.

“Castro'nun önünde kilitli kapılar vardı. Che Guevara'nın önünde kilitli kapılar vardı. Ho Şi Minh'in önünde kilitli kapılar vardı. Anahtarı devrimcilerin elinde olmayan o kapıları açabilmek için yüklenmek gerekirdi. Kapıları kırmak gerekirdi.

“Bizde ise kapılar kilitli değildir. Tokmağını çevirince açılabilir.

“Böyle olunca, insandaki romantizm duygusunu kamçılayıcı bir takım örneklere özenmek ve itivermekle, tokmağını veya anahtarını çevirivermekle açılabilecek kapılara yüklenmek, onları kırmağa kalkışmak Dön Kişotluk etmektir. Oysa gerçek devrimci, akıllı devrimci bir Don Kişot olamaz…” (Bülent Ecevit, Atatürk ve Devrimcilik, İstanbul: Tekin Ye., 1970, 22 cm, 125 s., ss. 102, 104, 105)

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  731529

-