28 EYLÜL 2020 PAZARTESİ

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MUSTAFA KEMÂL’İN HASTALIĞI, ÖLÜMÜ, CENÂZESİ 661

Yesevîzâde Alparslan Yasa

“Makarios, gece yayınladığı ilk mesajında E.O.K.A. cılar ve Digennis'ten de [General Grivas] bahsettikten sonra Türk ve Rum cemaatlerinin artık taassubu bırakıp aradaki zıddiyeti yenmeleri gerektiğini söyleyerek ‘Aradaki mâniler yıkılmalı ve samimi, kuvvetli bir işbirliği doğmalıdır' demiştir.

“Makarios, konuşmasını, [artık] 8 asırlık esaretin sona ererek [erdiğini,] Yunan idaresinin tahakkukunun kutlandığını söyleyerek bitirmiştir.

“Başpiskopos, bu sözleri, yayınladığı ilk mesajının sonunda sarfetmiş, bu da Türkler arasında derin bir teessür yaratmıştır.” (Milliyet, 16.12.1959, s. 1)

Binâenaleyh Makaryos, bütün Rum Cemâatinin velînîmeti olan Türk Cemâatine kat'iyen kadirşinâslık duymuyor, onlarla müsâvî şartlarda yaşamak, bilâtefrîk bütün Kıbrıs halkının refâh ve saâdeti için çalışmak gibi bir niyet taşımıyordu… Kırk yıllık Yani, Kânî olmamıştı… (Bir dil îkāzı: Bu tâbirdeki “Yani”, bir Rum ismidir ve –ikinci sırada zikredilen Türk isminin aksine- ünlüleri uzatmasızdır...) O, bütün Ada halkına müsâvî vatandaşlık hakları sağlıyan Kıbrıs Cumhûriyeti'ni, sâdece, dolaylı yoldan Enosis'e götüren mühim bir merhale olarak telâkkî ediyordu… Zaman zaman Enosis ve EOKA'ya cephe alır gibi görünmesi, bu dessâs, bu makyavelist Papazın, gāyesine ulaşmak için tâbiye değiştirmesinden başka bir şey değildir… Değişen şartlar muvâcehesinde, onun için her yol mübâhtır: Tehdîd, iktisâdî abluka, şiddet, katliâm, milletler arası hukūku istismâr, dostâne nutuklar, v.s. … Bu iflâh olmaz Enosis'ci, daha Cumhûr Reîsliği makāmını işgāl ettiği ilk senelerden îtibâren, Esâsiye Kānûnu'nun Rumlara üstünlük têmîn edecek, yâni  Ada'da Türk mevcûdiyetini nihâyete erdirecek şekilde tâdîlini istemekden çekinmiyecek, hattâ, büyük bir haddinibilmezlikle, tek başına, 1959 İttifâk Muâhedesi'nin feshini îlân edecektir… (-Allâh nasîb ederse- adım adım 1974 Kıbrıs Harbini hazırlıyan 1960 senelerinin bu gibi hâdiselerinden, bilâhare bahsedeceğiz…)

Kıbrıs Müftüsü Dânâ Efendi, “Taksîmi başaramadık!” diye hayıflanmakta çok haklı idi

Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti, ölü doğmuştu…

Bir tarafta, asırlardır Enosis hayâli kuran ve bu uğurda hiçbir ahlâkî kayıd dinlemiyen bir cemâat… Dîğer tarafta, neredeyse bir asırdır hem İngiliz, hem Rum mezâlimine mârûz kalmış, can havliyle hayât-memât kavgasına atılmasa, yok olmanın eşiğine gelmiş bir başka cemâat… Aralarında, mensûb oldukları milletler, millî kültürler, bunların çatışmaları, farklı emeller peşînde koşturmaları sebebiyle de  têlîf edilemez bir tezâd var…

Hâl böyleyken, nasıl bir arada yaşıyabilirlerdi? Onları bir arada yaşamıya icbâr etmek, “zoraki nikâh”tan da öte, “sapık berâberlik” kabîlinden bir şeydi…

İki cemâat arasında sulh isteniyorsa, onları böyle tabîate mugāyir bir berâberliğe zorlamak değil, bilakis birbirinden ayırmak, kendilerine müstakil mevcûdiyet tanımak, her iki taraf da kendisini bir def'a emniyet ve huzûr içinde hissedince, ancak o zaman, onları, birbirleriyle, ölçülü, medenî münâsebetler têsîsine teşvîk etmek lâzımdı… İşte “Taksîm”, bu hâl çâresinin ismidir…

Aslında, hakkāniyet esâsı gözetildiğinde, Ada'nın, bir bütün hâlinde, kendisinden devralınan Türkiye'ye iâde edilmesi lâzım gelirdi… Ne var ki ihtilâlle iktidârı zaptetmiş Kemalist Hükûmet, Lozan'da, kat'iyen temsîl etmediği Anadolu Milletinin Ada üzerindeki haklarından ferâgat etmiş, Kıbrıs'a da, dîğer Anadolu Adalarına da sırtını dönmüş, 1923'ten sonra da bir daha onlarla alâkadâr olmamış, bu hâl böylece devâm etmişti… Tâ ki bilhassa Kıbrıs Gençliğinin faâliyetleriyle uyanan, şuûrlanan Anadolu efkârıumûmiyesinin tazyîkı altında, onun zorlamasıyle, Menderes Hükûmetleri,  Kıbrıs Türklüğünün hâl ve istikbâliyle meşgūl oluncaya kadar!

Binâenaleyh Kemalist Hükûmet, İngiliz ve Yunan Emperyalizmlerine karşı, Kıbrıs Türklüğünün ve Anadolu Milletinin elini zayıf düşürmüştü… Kıbrıs'ın, olması lâzım geldiği gibi, tamâmiyeti içinde Anadolu'ya iâde edilmesinin dâvâ edilemeyişi bu yüzdendi… Asgarî olarak “Taksîm”e râzı olunmasının başlıca sebebi buydu… Ada'daki her iki Cemâat de, birbirlerinden müstakillen mevcûdiyetlerini idâme ettirebilmeliydi… Bu meyânda, elbette, arâzî taksîmi, nüfûs oranına göre yapılmamalı, Anadolu Milletinin ve Kıbrıslı Türklerin Ada üzerindeki târihî haklarını ve Türk Cemâatinin bir asra yakın bir zaman zarfında mârûz kaldığı katliâmları, çeşid çeşid mağdûriyetleri, nüfûs ve servet kaybını hiç olmazsa bir dereceye kadar telâfî edecek bir nisbet tesbît edilmeliydi…

Birbirine zıd iki cemâatin birbiriyle sulh içinde yaşaması için mâkūl ve hakkāniyetli olan bu hâl çâresi, Türk tarafının bütün gayretlerine rağmen tahakkuk ettirilemedi… Nîçin? Kimler ona mânî oldular? Bunun kısaca cevâbı şudur: Siyonist Emperyalizmi ve onun kuvvetli iki müttefîki: Amerikan ve İngiliz Emperyalizmleri… (Allâh kısmet ederse, ileride, bu husûsta da îzâhat vereceğiz…)

İşte Kıbrıs Cumhûriyeti îlân edilip de arkasından Türk tarafını büyük hayâl kırıklığına uğratan vahîm hâdiseler yaşanınca, Kıbrıs Türk Cemâatinin huzûra kavuşması için büyük emek sarfetmiş, daha doğrusu hayâtını bu gāyeye vakfetmiş Müftü Dânâ Efendi, iki cemâat arasında sulhü têmîn için en mâkūl hâl çâresi olan “Taksîm”i kabûl ettiremediklerine, haklı olarak çok hayıflanmıştır… Lâkin bunun bütün vebâli, onların hüsniniyetine aynı şekilde cevâb vermiyen Makyavelistlere âiddir! (Zâten hüsniniyet, ancak karşılıklı olursa, her iki tarafın lehine netîce verir; aksi takdîrde, bir tarafın dîğerini istismârına yol açar…)

Rahmetli Müftü Dânâ Efendi'nin bu husûsa dâir beyânâtı, 28 Ağustos 1963 târihindedir:

“Ankara, Özel – Kıbrıs Müftüsü Dânâ Efendi, dün, ‘Kıbrıs dâvâsını hâlletmek için en iyi çare taksimdir. Onu da başaramadık.' demiştir.

“Dânâ Efendi, ‘Şâyet Adanın bir kısmı bölünüp Türk cemaatine verilmiş olsaydı, Adanın o kısmı ile birlikte 120 bin Türkün Anavatana bağlanmış olacağını' söylemiştir.

“Müftü seçildiği 1954 yılından beri ilk defa tatil yapmakta olan Dânâ Efendi, İstanbul'dan [Ankara'ya] gelmiştir. [Yukarıda îzâh ettiğimiz vechiyle, Dânâ Efendi, Türk Cemâati tarafından, 30 Aralık 1953'te Kıbrıs Müftüsü intihâb edilmiş ve 17 Ocak 1954'te, Lefkoşe'de, büyük âlâyişle, Müftülük koltuğuna oturtulmuştu…]

“Makarios'un tutumunu tenkit eden Müftü, ‘Makarios, Anayasa'nın Türklere tanıdığı hakları hiç bir zaman tatbik etmemekte ve Ada'da huzursuzluk doğmasına sebep olmaktadır' demiştir.” (Milliyet, 29.8.1963, ss. 1 ve 7)

 

 

1_18

 

 

(Hür Söz, 1012.1948, s. 1)

Rahmetli Kıbrıs Müftüsü Dânâ Efendi, Kıbrıslı Türklerin 28 Kasım 1948 Nümâyişini tenkîd eden ve Kıbrıs'ın siyâsî statüsü hakkında abuk sabuk iddiâlar dermeyân eden Neos Kibriakos Filaks isimli Rum gazetesine ve onun şahsında bütün Rum Cemâatine sağlam muhâkemeye müstenid bir makāleyle cevâb vermişti…

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  447065

-