16 TEMMUZ 2020 PERŞEMBE

Selim Sözer

N’OLCAK BU GENÇLERİN HALİ (1)

Selim Sözer

Başlıktaki serzenişe aşina olmayanımız var mı? Hatta serzenişe şu eklemeleri yapmayanımız?

  • Böyle saygısız gençlerle nereye varılabilecek? Öyle sorumsuz ve öyle ilgisizler ki.
  • Hiçbir siyasi konu ile ilgilenmiyorlar. Türkiye'nin ve dünyanın meseleleri onları hiç mi hiç alakadar etmiyor.
  • Ellerinde bir telefon, önlerinde bir bilgisayar dünya hiç umurlarında olmuyor.
  • Ne kadar da asosyallar. Kimseyle ilişki kurmuyorlar. Varsa telefon yoksa telefon.
  • Babasının yanında bacak bacak üstüne atan çocuktan hayır mı gelir?
  • Bunlardan öğrenci filan olmaz. Hiç dinlemiyor ve dersle filan ilgilenmiyorlar, vb.

Hz. İsa doğmazdan 322 yıl önce Ege denizinde Stageria'da dünyaya gelmiş, doğumundan yıllar sonra İslam filozoflarınca “Muallim-i Sani” olarak kabul edilmiş, babasının bir tıp hekimi olması dolayısıyla Makedonya kralı Amnyntus'a hekimi olarak atanınca babası ile Makedonya'ya yerleşmiş, gençliğinde tıp alanında çalışmalar yapmış ve 17 yaşına gelince öğrenim için Atina'ya yollanmış, Platon'un öğrencisi olmuş ve yaklaşık 20 yıl Platon ölünceye kadar Atina'da kalmış ve MÖ. 384 yılında ölmüş olan Aristoteles'nun bir sözünü nakletmek isterim: “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar. Yetişkinlere karşı saygısızlar. Ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenleri sinirlendiriyorlar.”

İkinci söz ise  M.Ö. 800'de yaşayan Heseiod'a ait. Buyurun: “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar.”

Sezenişin tarihi şimdiyi göstermiyor. Müslümanlık hatta Hıristiyanlık gibi bir dine ait de değil. Bundan tam 2500-3000 yıl öncesine gidiyor.

Bu kayıtlarımıza girmiş olanları.

Öncekilerden ise haberimiz yok.

Bundan on bin yıl evvel atalar çocukları için aynı şeyleri acaba söylemiyorlar mıydı? Daha erkene tarihlersek kendi kuşaklarından övgüyle bahsedip yeni neslin yani bizim işe yaramaz “küfe”ler olduğumuzu söylemiyorlar mıydı?

Peki o zaman dünya hep kötüye mi gitmektedir?

Yani eski olan daima iyi ve yeni gelen daima kötü müdür?

Hindu inancında Samsara öyle kabul eder. Dünya en iyi dönemini (suhsama sushama) ilk var kılındığında yaşamıştır. Kıyamet ise en kötü dönemde vuku bulacaktır (dushama dushama). Felaketler, hastalıklar, tüm kötülükler dünyanın bu son demlerindedir.

Modernite ise evrimsel bir anlayışla ilkelden başlayan hayatın daimi olarak çizgisel bir şekilde iyiye doğru gideceğini kabul eder. İlerleme miti bu anlayışın ürünüdür.

İslam Peygamberi ; "Ümmetim, evveli mi sonu mu daha hayırlıdır kesin bilinmeyen yağmur gibidir." (Sunenü İbn-i Mace I-II, İstanbul, ty. II, 1319, no: 3987) diyerek çizgisel bir şekilde ne iyiye gidişin ne de kötüye gidişin mümkün olduğunu bildirmiştir.

Sakın bizim tarih boyunca, yeni nesillerden bunca şikâyetimiz samsaranın kehanetiyle ilgili olmasın. Yoksa geleneksel norm ve değerlerin yansıdığı bir takım davranışların yaşanan zamanla, kültürle ve coğrafya ile alakalı olabileceğini kabullenmeyişimizle mi ilintilidir?

Burayı Doğan Cüceloğlu'nun anısını anmadan geçemem: Cüceloğlu Amerika'ya lisansüstü öğrenimi için gider. Çalıştığı üniversitede kendisine bir oda verirler. Odayı adı Bob olan bir arkadaşla paylaşmaktadır. Bunların bir de ortak hocaları vardır: George (Corc). Bir gün Cüceloğlu odaya geldiğinde Bob'u masanın üzerine ayaklarını uzatmış bir şekilde otururken görür Bob istifini bozmaz. Doğan ise takım elbiselidir. Bir ara hocaları George odaya girer. Doğan derhal ayağa kalkar ve önünü ilikler. Bob ise oturuşunda hiçbir değişikliğe gitmez. George'da bundan rahatsız olmaz. George konuşmaya başlar: “Bob, hani senin gelecek ay teslim edeceğin ödev vardı ya onu 15 gün önceye çekebilir misin? Bir sempozyum var. Orada sunalım isterim.” Bob; “biraz düşünmeliyim.” der. Bunun üzerine birkaç saniye geçer. Akabinde Bob'un cevabı “sanırım yetiştirebilirim.” olur. George teşekkür eder ve odadan ayrılır. Buradan sonra Bob'la Doğan'ın diyalogları başlar ve gerçekten ilginçtir. Doğan “ne bu halin?” diye sorar Bob'a. Bob ise “senin halin neydi öyle” der. “Ayağa fırladın, önünü ilikledin ve hazır ola geçtin. Bak doğan sizde ayağa kalkmak, önünü iliklemek saygı olarak görülüyor. Ama siz böylesine saygı gösterdiğiniz adamın arkasında atıp tutmayı saygısızlık olarak görmüyorsunuz. Bizde ise saygı görevi zamanında ve en iyi bir şekilde yapmak demektir. Ne söyleyeceksek de yüzüne söyleriz.”

Doğan bun tespitin üzerine şöyle bir yorumda bulunur: Acaba iki davranışı birleştiremez miyiz? Mesela Bob hocası içeriye girince biraz toparlansa, biz de görevlerimizi zamanında ve en iyi bir şekilde yapsak, arkadan da insanları çekiştirip durmasak. (Damdan Düşen Psikolog)

Gençlerin ahvalini konuşmaya haftaya devam.  

SELİM SÖZER - TERCÜMEİHÂL

SELİM SÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  273084

-