16 TEMMUZ 2020 PERŞEMBE

Selim Sözer

N’OLCAK BU GENÇLERİN HALİ -2

Selim Sözer

Heseiod MÖ. 800'lerde ne buyurmuştu?

“… Bizlere büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi.”

Saygılı olmak. Saygı ne ola ki?

  1. Doğan üstadımız “Büyük Türkçe Sözlük” isimli gerçekten büyük (sadece hacim olarak değil) sözlüğünde saygı kelimesi için şunları söyler: “Büyük, değerli ve önemli kişilere karşı hissedilen sevgi ve bağlılık karışımı duygu.” Ne'ymiş? Bir “his”miş. Bu hissiyatın yansıması olarak bazı göstergeler de saygının görünürlülüğünü belirliyor.

Bizim çağlarda ayaklarını uzatarak büyüklerin yanında yatmamak meselâ. (Babamın yanında hiç ayağımı uzatarak yatmadım. Ama annemin yanında yatardım. Anneme karşı saygısızmışım! demek ki.)

Mesela sınıfa ö'rtmen girince hep birden ayağa kalkmak ve nasılsınız deyince hep bir ağızdan “sağol” diye bağırmak meselâ.

Ö'rtmenin, hocanın, valinin vb. önünde önünü iliklemek meselâ. (İL genel meclisi üyesi olarak bana Vali Bey ceketinde düğme yok mu diye sormuştu.)

Gelin hanımın bazı yörelerde kayınpederinin yanında hiç konuşmaması meselâ.

Yine bazı yörelerde bir babanın kendi babası yanında çocuğunu öpüp sevmemesi meselâ.

Hatta gençliğimde kadınların erkekler geçerken durmaları ve onlara yol vermeleri, yaşlının önüne bir gencin geçmemesi meselâ. (Gençliğimde hızlı hızlı giderken önüme bir yaşlı çıktığı için onu takip etmek zorunda kaldığımı ve en yakın sapaktan saparak yoluma devam ettiğimi bilirim.)

Kadınların erkeklerinin üç beş adım geriden takip etmeleri meselâ.

“Meselâ”ları daha fazla çoğaltmadan bugün bunların hangilerinin saygı göstergesi olarak uygulandığına bir bakalım.

 Sınıfa girince bir muallim, acaba çocuk veya gençlerin ne kadarı ayağa kalkıyor veya kaç okulda bu eylem uygulanıyor? Kırsal ve şehir ayrımı, gelişmişlik (BM. İnsani Gelişmişlik İndeksi esasına göre) durumu ayağa kalkma eyleminin uygulanmasında etken mi?

Gelinler kayınbabalarının yanında konuşuyorlar ve oğullar babalarının yanında çocuklarına sevebiliyorlar mı artık?

Kodaman birisinin yanında düğme ilikleme ihtiyacını ( özellikle siyasilere karşı yalakalanmak isteyenler hariç) kaç kişi hissediyor?

Kadınlar erkeklerin önünden geçmemek ve onlara yol vermek ihtiyacı duyuyorlar mı?

Niçin?

Eski zamanların toplumsal ilişki biçimleri böyle göstergelerden saygı icad etmiş olabilir. Saygı göstermenin şekilsel ispatı olarak bunlar uygulanmış da olabilir. Peki, dünya durdukça bu şekilde ispat zorunluluğu mu var? Dini bir kural olsaydı –Namaz gibi- inandığımızı şekilsel olarak da ispat kainat durdukça istenebilirdi. Barbarosoğlu'nun şöyle bir sözü vardı Hayreddin Hoca ile girişilen kadınların açıkta sigara içmeleri konusundaki tartışma esnasında söylenmiş: Feodal toplumun kural olarak önümüze koyduğu kurallara bugünde saygı ve saygısızlık olarak bakmak zorunda mıyız?

Saygı'nın Osmanlı Türkçesi'ndeki karşılığı ise hürmettir. Hürmet kelime olarak H-R-M kökünden gelir. Haram, ihram, mahrem, ihtiram, muharrem aynı kökün farklı kelimeleri. Hürmet kelimesinin kutsallıkla da bir ilişkisi var belli ki: Mukaddes olma dokunulmazlık. Saygıya bir de bu açıdan bakalım.

Bitim kadar sevmediğim vali veya yalakalandığım siyasetçi (bürokrat da olabilir) karşısında önümü iliklediğim, elim elimin üzerinde ve önümde saygılı bir şekilde temennada durduğum takdirde sevgi ve bağlılık hisleriyle dolu mu oluyorum?

Bugünün gençleri saygı ve özellikle son zamanlarda çokça vurgulanan özsaygı kelimesinden ne anlıyorlar dersiniz: Dürüstlik. Kendine ve başkalarına karşı şeffaf ve dürüst olma hali. Kuşak çalışması yapanların ifadeleri bu şekilde. Bob'un Cüceloğlu'na söylediği; “Siz saygıyı ayağa kalkıp önünüzü iliklemek olarak anlıyorsunuz. Biz de ise saygı görevini zamanında ve eksiksiz olarak yapmaktır.” sözleri de bunu işaretlemektedir. (Cüceloğlunun; “Keşke biraz toparlanmayı ve görevi zamanında, eksiksiz yapmayı bir araya getirebilsek.” sözünü de hatırlayalım.) Bu konuda yıllardır iş yaşamında kuşaklar arası farklılıklar üzerinde çalışan Evrim Kuran'ın” Telgraftan Tablete: Türkiyenin 5 Kusağına Bakış” isimli kitabı bir giriş olarak ufuk açıcı olabilir.

Sınıfta gürültüyü kesemediğinden, sınıfı bir türlü susturamadığında, gençlerin saygısızca karşı geldiğinden şikayet eden muallimler eğitim/öğretim (öğrenim) modelinizi gözden geçiriniz. Sizi 40 dakika boyunca sabirla hiç ses çıkarmadan dinleyecek ve notlar alacak öğrenci profilinin yerinde yeller estiğini unutmayınız. Artık öğretemezsiniz. Öğretemezsiniz. Öğretemezsiniz. Öğrenci öğrenmek isterse öğrenir. Ancak neyi nasıl öğreneceği, doğru ve yanlış bilgiyi nasıl ayırt edebileceği, düşünme becerilerinin nasıl geliştirilebileceği konularında rehber olabilirsiniz.

Her gün güneş yeniden doğar ve dünya yeniden kurulur.

Yıkandığınız nehir de siz de değiştiniz, yenilendiniz ve eski olan akıp gitti.

Heseiod bundan yaklaşık 3000 yıl önce ne diye şikâyet ediyordu: “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum.”

Biz de mi şikâyet ediyoruz?

3000 yıldır dünya umutsuzluğa kapıldığımız gençler tarafından yönetilmedi mi?

Şimdiden sonra da aynı gençler tarafından yönetileceğinden emin olunuz ve hiç merak buyurmayınız.

No'lacak bu gençlerin halinden şu komşuluklar, mahallemiz ve bir birimizle kurduğumuz muhabbetler no'lacak konusuna gelelim mi?

Sanki soruyorum. Hayır sormuyorum. İnşaallah haftaya.

SELİM SÖZER - TERCÜMEİHÂL

SELİM SÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  042147

-