26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Can Kemal Özer

NEDENLERE BAKMADAN NETİCE ÜZERİNDEN VAVEYLA KOPARMAK

Can Kemal Özer

Bir konuda sebepleri göz ardı ederek netice üzerinden hüküm inşa etmek son derece tehlikelidir. Bu hususta Türkiye muazzam bir laboratuvar. ‘Kapkaçlar artıyor!', haydi o zaman her köşeye kamera koyalım. ‘Kadın cinayetleri artıyor!' haydi o zaman bütün erkekleri kâtil ilan edici düzenlemeler yapalım. ‘Öğretmenler çocukları dövüyor!' haydi o zaman bütün öğretmenleri işkenceci ilan delim. Sağlık çalışanlarına karşı şiddet artıyor!', haydi o zaman bütün hasta ve hasta yakınlarına sübyancılara bile reva görmediğimiz cezayı verelim.

Böyle bir ülke olur mu? Böyle olacaksa bütün trafik kazası yapanları da soykırımcı ilan edelim.

Diyelim ki medya nedenlerle ilgilenmiyor, peki devlet neden ilgilenmiyor? Profesörüm diye kasılanlar bu hususta neden çalışmaz?

Oysa neticeden daha önemli olan şey, nedendir. Trafik kazaları, kadın cinayetleri, dayakla terbiye, kapkaç, sağlıkçılara yönelik şiddet artıyorsa nedeni ne? Bununla ilgilenmeyecek miyiz?

Bunların nedenleri arasında ahlakî değerlerin îtikâlî, maddi beklentilerdeki aşırı artış, bencilleşme, dünyevileşmede muazzam aşamalar kaydedilmesi, feministleşme cereyanları, ruh ve vicdan çürümüşlüğü, medya, reklam, sinema, modanın tahribatı, yiyecek içeceklere eklenen katkılar, aile bağlarının zayıflatıp cinselliği fâş edilmesi, doktorların insanı şeyleştirerek kazanç kapısına dönüştürmesi, ailelerin çocukları üzerindeki kontrolü kaybetmesi ve eğitimin edep ve ilim öğrenmekten ziyade diploma tedarikine dönüşmesi, talebelerin muallimleri acınası bir hâle sokucu fiil yahut ameliyeleri yok mudur?

Bunlar ve benzerlerinin var veya yok olmasına bakmaksızın hüküm ihdas etmek, kanunî düzenlemeler yapmak, müeyyideleri tek yönlü olarak artırmak, sebep-sonuç ilişkisine bakmadan bir grubu mağdur, diğerini suçlu ilan etmek bize ne sağlayacak, hiç düşündük mü acaba?

Bu hususu fikrettiğimize ihtimal vermiyorum. Aksi halde her toplumda görülebilecek vakayı âdiyeden hareketle, hasta ve hasta yakınlarının yüzde 46'sını saldırgan ve suçlu ilan edip, sağlık çalışanları aklan(ıl)mazdı. Bu abartılı ve reklam kokan haberlerden hareketle, nedenler üzerinde tefekkür etmeden özel düzenlemeler yapılmazdı.

Gerekçesi ne olursa olsun şiddete karşıyım' demek son derece kolaydır, ancak en çok şiddeti bu cümleleri kolayca kuranlar yapıyor olabilir. Bir bakmak lazım!

Eski kimseler doktorların önünde tek kelam edemez, hakkını hukukunu müdafaa edemez, hastalığının ne olduğunu bile soramazdı. Toplumdaki artan özgüven ve hak arama bilincinin dahi, tıp çevrelerince saldırı olarak algılanması bir putun daha yıkıldığını göstermez mi?

Bir yakınımın ayak tırnağı ete batmış azap veriyordu. Bunun için Çapa, Cerrahpaşa, (kapanan) 29 Mayıs, Bezmiâlem gibi hastanelerde yaşadıklarımı ben biliyorum. Yapılmayan işlemler için SGK'ya kesilen faturaların iptali için ne mücadeleler verdiğimi de. ‘İltihabı almak için antibiyotik yerine, sülük uygulamışsınız, ben böyle bir hastaya bakmam' diyen kibir doçenti de. Bunlarla kalsa iyi, Çaba, Cerrahpaşa ve Bezmiâlem'n Fatih polikliniğindeki sözde doktorların edep yoksunu aşağılayıcı ve kışkırtıcı hallerini de.  Sadece 10 dakika süren bir işlem için sosyal güvencemize rağmen, dostumuz M. Aslan'ın yardımına rağmen hatırı sayılır bir bedel ödeyerek Med…'ta zar zor hallettik işimizi. Buralarda fazla fatura kesmek için üretilen bin bir eften-püften makyaj işlerle de nasıl soyulmamız bir mevzu…

Biz şahsen buradaki çalışanlardan sözlü şiddet gördük ve sabrettik. Ama zulümden bîtap düşmüş ve sabır dağı bile olsa çatlamış bir adam üzerinden, modern tıbbın fatura cambazlarını masumlaştırmak yahut insanlıktan nasipsiz bazı zavallıların sağlık çalışanlarına şiddet uygulamasından hareketle herkesi potansiyel suçlu ilan etmek devlete yakışmaz.

Bir hususta ‘haberler arttı' diye hemen düzenlemeler yapmak, galiba sadece bize özel bir hastalık. Aynını batıda asla göremeyiz.

Mesela Alman medyasında hırsızlıklar, trafik kazaları, kadın cinayetleri ve diğer şiddet hadiseleri ile ilgili haberler yayınlanır mı? Asla yayınlanmaz. Bunun nedeni bunların onlarda olmaması mı? Hayır! Zira bunların hepsi Almanya'da bize oranla kat be kat daha fazla olduğu halde yer verilmez. Neden? Çünkü bu haberlerin özendirici olduğunu yedi düvel bilir. Alman veya diğer ülkelerin medyaları da bu hususta duyarlıdır yahut duyarlı olmayanlara karşı da müeyyide vardır.

Türkiye'de devletin Anadolu Ajansı bile bu meselelerde sayısız habere imza atıyor. AA kesse, bunların belki propagandası da önemli ölçüde ortadan kalkar. Yayınlanmaması meselenin üstünü örtmez. Zira devletler zaten bu adli vakaların hepsinden haberdar.

Bizde Show Tv'nin ana haber bültenini izleyen biri şiddet delisi olmaz da ne yapar? Tecavüz, kaza, işkence vs ekranlarda bütün detaylarıyla yer alır. Görüntü bulunamamışsa derhal figüranlar devreye girer, canlandırması yapılır. Figüran bulunamamışsa da, muhabirler kendileri yapar bu figüranlığı.

Bu tür haberler batıda veya doğuda olduğu üzere bizde de yasaklansa, hani şu dört büyük kanalımız var ya, kesin ana haber bültenlerini yayından kaldırırlar. Çünkü bu bültenlerde şiddetten ve kötülükten başka hiçbir şey yok.

Yine bir örnekle devam edelim, bizdeki vahşi ve alçak kadın cinayetleri ve hatta tecavüzleri batıya nispetle yok denecek kadar az. Ama orada bu sosyal yaralar haber olmaz, bir bakan veya başbakan çıkıp hemen kanun çıkartmaya kalkmaz, derhal nedenleri ve niçinlerini araştırtır.

Çözüm için önce batılılaşma, sonra da dindarların bile öykünmeye başladığı sekülerleşme / dünyevileşme ve batının insanlığı zillete düşüren hallerinin hayatımızı istila edişini görüp, öze dönmek. Tarumar edilen aile, tahrip edilen sokak, şeyleştirilen insan, hayatımızdan uzak ederek bir nevi inkara yeltendiğimiz vahiy ve sünnete yeniden dönmeden, yapay kanun ve müeyyidelerle huzuru getireceğini düşlemek, yanlış bir hayalin kurbanı olmak olur. Taşları yerli yerine oturtmak için yeni şeyler keşfetmeye gerek yok: Üniversiteleri değiştirin yeter. Geçen hafta Hakk'a yolcu ettiğimiz merhum Alwani'nin “Yenilenme” eserinde çıkış yolu tarif ediliyor. İlgilisine tavsiye edilir.

Yazım bugünkü manşetimizle birlikte okunduğunda daha fazla anlam taşıyacaktır.

AMERİKA DEMEK TECAVÜZ, CİNAYET VE İNSANLIKTAN ÇIKMAK DEMEK

26 YIL SONRA ZAMAN ALDIM
 
19902ların başında el değiştirdiğinden bu yana Zaman gazetesine para verip hiç satın almamıştım İlk kez bugün aldım. İlk zamanki Zaman'ı istiyoruz.
 

CAN KEMAL ÖZER - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci, yazar… Yeni Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Gıda Hareketi Başkanı. Yayınlanmış kitapları: Deccal Tabakta, Şeytan ye Diyor, Şeytan Çıplak, Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler, Müslüman'ın Diyeti, Yediklerimizin İçinde N(E) Var, Hangi Suyu İçmeli, Ramazan Kitabı, İyi Gıda Kötü Gıda, Gülen Şeytanlar Tarihi

CAN KEMAL ÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  984265

-