13 TEMMUZ 2020 PAZARTESİ

Selim Sözer

'POSTMODERN DÜNYADA MAHALLE'YE BİR MOLA VEYA KURGUSAL ZİHİN DÜNYAMIZ

Selim Sözer

 “Bir yazar ( veya vaiz, konuşmacı vb.) evinden çıktı ve çalışma ofisine gitmeye niyetlendi. “Küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu otomobiline bindi. Yanına yine “küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu cep telefonunu almıştı. Otomobilini hareket ettirmeden bir dostunu aradı ve iki saat sonra ofiste buluşmak üzere anlaştı. Biraz da havadan sudan konuştular ve selamlaşarak konuşmayı sona erdirdiler.

Yazarımız otomobiliyle hızla evinden uzaklaştı. Yanından vızır vızır otomobiller, belediye otobüsleri, metrobüsler geçiyordu. Reklam tabelaları vardı yığın yığın. Hepsi bir şeyler ürettiğini veya sattığını söylüyordu. Bunların bir kısmı “küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu sanayi devrimi ürünleri, bir kısmı da yine “küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu sanayi sonrası ürünlerdi. Endüstri 3.0 mı diyorlardı; yoksa 4.0 mı bilemedi. Hatta kulağına endüstri 5.0 diye bir kelime de çalınmıştı. Ne olduğu üzerinde pek durmadı. Neticede hepsi bu “küreselci şaytani paganistlerin” sırf nezih İslam Dinini itibarsızlaştırmak ve mutlu, memnun İslam toplumunu bozmak için üretilmiş şeyler değil miydi?

Yazarımız ofisine ulaştı. İyi donanımlı bir ofisi vardı. Günlerden Temmuz'du ve hava oldukça sıcaktı. Terlemeye başladı. Serinlemek için bir düğmeye bastı. Bu düğme “küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu klima denilen aleti çalıştırdı. İçinden ‘oh be' dedi. Bir serinlik yüzüne çarpmıştı. Arkadaşı gelmeden gazeteye teslim etmesi gereken yazısını yazmak için bilgisayarının klavyesinin başına geçti, Besmele çekti ve yazmaya başladı:

‘Küreselci şeytani paganistlerin her sanayi devrimiyle birlikte önce düşünce şekillerimizi sonra da yaşayış şekillerimizi değiştirdiğini her fırsatta anlatmaya çalışıyoruz.

Buharlı makinenin gücü ve sömürge hareketlerinin etkisiyle geleneksel hızından ve düşüncesinden başka bir tarafa evirilmiş olan dünya, 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren elektriğin bulunmasıyla başka bir büyük savrulma yaşadı.

… Bir tarafta insanlar binlerce yıldır ürettikleri ve ortaya koydukları tüm bilgiyi ve değerleri terk edip unuturken; diğer tarafta teknolojinin sahipleri ve geleceği planlayanlar adım adım amaçlarına ulaşıyordu.

… Bunun sonucunda milyonlarca kilometrekareye hükmeden ve dünyanın en büyük mahalle ve cemaat örgütlenmesine sahip Osmanlı Devleti yıkılıyordu.

Böylece ilk iki sanayi devriminin önündeki büyük engel ortadan kaldırılmış oluyordu.'

Yazı devam edip gitti ama (galiba) fark etmediği bir şey vardı: yazıyı yazdığı bilgisayar, bu yazıyı göndermeye yarayan internet ve yazının basımını sağlayan ofset makinalar ve elektronik ortamda okumamızı sağlayan düzeneklerin hepsi “küreselci şeytani paganistlerin” üretmiş olduğu nesnelerdi.

Ama yazarımız hiçbir zaman “küreselci şeytani paganistlerin” uğramadığı bir yere gitmeyi veya onların ürettiği ürünleri zinhar kullanmamayı denemedi.

Zihnimizde böyle bir dünya yaratıp reel dünyaya bulaşmadan böyle yaşayıp gitmek mümkün demekti.

Dünyanın değişebileceğini, hatta değişmesi gerektiğini hiç hesaba katmadan;

Tüm olup bitenlerin yani değişimlerin mutlaka “küreselci şeytani paganistlerin” kurgusuyla ve dünyayı mahvetmek dürtüsüyle olduğunu kabul ederek;

Küreselciliğin sanayi devrimiyle bir ilişkisinin olmadığını ve postmodern dönemlerin biraz da ontolojik (otantik) modernliğin  dayatmalarına karşı olarak çıktığını fark etmeden;

Bireyselliğin arttığını söylerken bireyci bir dünyada tek tip insanın nasıl yetiştirilebileceği sorusuyla yüzleşmeden;

Hatta artık sanayi için adam yetiştirmenin çoktan aşıldığını, artık herkesin yeteneğine ve mizacına uygun eğitim ve mesleğe yöneldiğini, yüzlerce yeni meslek ve iş kolunun ortaya çıktığını hesaba katmadan;

Sanki savaşlar sanayi devrimi sonrasında başlamış, kölelik tarih boyunca yokmuş, haksız paylaşım tarih boyunca hatta İslam tarihi boyunca yaşanmamış gibi sanayi devrimi sonrasında oluşan haksız bölüşümün varlığından bahsederek,

Sanki kölelik sanayi devrimi sonrasında çıkmış gibi. Sanki Firavun piramitlerin yapımında on binlerce köle çalıştırmamış, peygamberimiz döneminde köle hukuku oluşturulmamış ve Peygamberimiz dahil Müslümanların köleleri yokmuş gibi. Osmanlı toplumunda (1900'lü yılların başları dahil) Afrika'dan daha sonrada Kafkasya'dan (Çerkez köleler) köle ticareti yoluyla köle devşirilmemiş gibi yaşayıp gitmek de mümkün.

Demek zihin dünyası böyle bir şey.

Kendinize ait bir dünya kurup bunun sahiciliğine inanabilirsiniz. Hatta bunun sahici olduğuna bütün dünyayı ikna etmeye çalışabilirsiniz (İŞİD gibi muhayyel bir İslam devleti kurmak adına dünyayı ateşe de verebilirsiniz).

Son söz:

Bugünün sorunlarına tarihinden gelen birikimi yeniden üreterek çözüm bulamayan toplumlar iki anlayışa yönelirler. (Buna zayıf tarihsellik” denilir.) Birincisi muhayyel bir gelecek düşüncesidir. Marksist düzen gelecek ve tüm sorunlar çözülecek veya İslam gelecek tüm sorunlar çözüme kavuşacak hayali böyle bir anlayışın ürünüdür. İkincisi altın geçmişe tutuklu kalmak. Ah nerde o eski günler edebiyatı yani. Asrı saadet, muhteşem Osmanlı… Bu hayalle ömür tüketmek. Ama bu gündeyiz ve geçmiş birikimi yadsımadan bugünü yeniden üretmek gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

SELİM SÖZER - TERCÜMEİHÂL

SELİM SÖZER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  459720

-