6 AĞUSTOS 2020 PERŞEMBE

Ahmet Doğan İlbey

ŞEHİR MÜSLÜMANCADIR, KENT BATILI, BARBAR VE SEKÜLERDİR

Ahmet Doğan İlbey

Modern kapitalizmin ürünü olan “kent”in “şehir”le muhteva ve sûret bakımından hiçbir benzerliği yok. Doğu Türkçesinde kasaba, kale, hisar ve köy mânasına gelen “kent” Cumhuriyet inkılâpçılarının İslâm medeniyetinden uzaklaşmak için Soğdca'dan intihal ettiği bir kelimedir.

Medine ruhunu kaybedişiyle şehrin yerini, menşei eski Yunan ve Avrupa'ya uzanan “site” den mülhem modern-seküler  “kent” aldı. Bundandır ki Batı'nın modern kapitalist anlayışından sâdır olan ve şeddadî binalarıyla göz kamaştıran “kent” Medine, yâni medeniyet mânasında şehir değil. 

 

“Kent” medenî değil, modern barbardır   

Şehrin ceddi Medîne, kentin ceddi “metropol”, yâni tanrısız sitelerdir. Şehir Müslümancadır, kent Batılı ve sekülerdir. Aydınlık şehir mânasına gelen Medine-i münevvere ölçüsünü taşıyan şehrin kimliği, mâzisi, ruhu ve dili vardır, mensuplarıyla harfsiz konuşur. Varlığını, kendini inşa eden milletin kimliği ve medeniyetiyle kazanır ve o milletin şahsiyetini yansıtır. “Mekke-i mükerreme”,  “Medîne-i münevvere”, “Belde-i tayyibe”, “Şâm-ı Şerîf”,  “Âsitâne” yâni İstanbul gibi şehirler, onu inşa edenlerin ruh ve şahsiyetlerinin birer parçasıdır.                               

Modern zihniyetin imalâtı olan kentin şahsiyet ve kimliği yok. Mâzisiz, köksüz modern kapitalist hayatın mekânıdır. Barbar ve bencil, merhametsiz ve geleneksiz... İçinde yaşayan insana yabancıdır, müşteri gibi bakar, sahiplenmez. Bu sebeptendir ki ecnebi bir şair, kenti “hastâne, hapishâne, umumhâne, â'raf ve cehennem” kelimeleriyle târif ediyor.                                          

Şehrî kimliği ve şehri asıl mânasıyla idrak edemeyen içimizdeki modernler, modern muhafazakârlar “plaza” diyerek övündükleri şeddâdî binalarla çevrili “kent”in putperest Ad kavmi hükümdarı Şeddad'ın, inananların “tanrı” sından kendisinin üstün olduğunu göstermek için yaptırdığı yüksek binaların taklidi olduğundan bihaberdir.

 

Şehir erdemli ve âsûdedir, kent câhil ve şeddadî…

Şehir erdemli ve âsûdedir, kent câhil ve şeddadîdir… Fakat bu zavallı idrak zümresi, Medine, yâni medeniyet mânasına gelen şehre ihânet ettiğinin şuurunda değil. Medeniyetine câhil olanların şehre ihâneti bununla kalmaz; “kent”leştirdikleri şehirleri kaplayan yüksek binalara “gökdelen” diyerek, mecazen ulvî mâna taşıyan “semâvât”, yâni “gök kapılarına” na, âyette (Fussilet sûresi /15) itham edildikleri gibi “Bizden daha kuvvetli kim var?” dercesine meydan okuyorlar.   

Üstad Necip Fâzıl yıllar önce yaşamış, ruhunu sıkan ve yolunu tıkayan gökdelenlerle çevrili kentin acısını. “Çile” kitabında yer alan “Şehrin Kalbi” şiirinde şehrin kalbini delen iğneyi, yâni yozlaşmayı düzeltecek irade yok mu diye soruyor: “Nur yolunu tıkıyor yüz bir katlı gökdelen / Bir küçük iğne yok mu, şehrin kalbini delen?”                                                                                                                                                                                                                                                          Kıyamet alâmeti gökdelenlerin kıyamet gibi çoğaldığı kentlerde bugün yaşasaydı üstad, “Nur Şehri” şiirindeki “Şehirlerde tabanım değil, yüreğim yarık / Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık” mısralarını daha bir haykırışla söylemiş. Üstadın bu mısralarda kastettiği kenttir, fakat İslâmlaşmış Türkçe hassasiyetinden dolayı şehir kelimesini kullanmış.                                                                                                                                      

 

“Kent bir tabuttur, çivisi insan”

Modern tâgutînin sembolü olan kentin ruhumuza yabancılığına isyan eden Sezai Karakoç kenti tabuta benzetir:

“Taha yürüdü yarasaların üstüne / Biliyordu kentten kendine bir fayda yoktu / Kent savaşçı değil belki bir savaştı / Göğsünü aç bu gül habercisi bu doğuluya / Gözle görünmez doğulu sabah rüzgârına / Sonra git kentin kır batı kapılarını / Kış kepenklerini parçala / Kent bir tabuttur artık, çivisi insan / Kulağında ne bir aşk, ne de bir kürek sesi / Bir meydan uğultusu, barbar bir inşaat sesi / Bir kere kente girdin” (Taha'nın Kitabı/Gül Muştusu Şiirler-IV)

Bu mısralarda dile getirildiği gibi kent bir baştan bir başa “barbar bir inşaat sesi”  olmaya dolu dizgin gidiyor. Gülü yok, bülbülü yok. Aşksız, sevgisiz, irfanı olmayan modern bir cehennem…

Şair Erdem Bayazıt'ın “Karanlık Duvarlar” şiirinde kent insan ruhuna duvar çeken “mahpus” laştırıcı bir mekândır. “Duvarlar çıkıyor önüme şehrin mahpus yüzlü duvarları / Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme / Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar…” (Şiirler / Sebep Ey, Risaleler)

Şairin, şiirinde sıkça ifade ettiği şehrin Medine mânasında şehir olmadığını, kastının modern zihniyetin ürünü olan “kent” olduğunu belirtelim.

Şehir ve şehirciliğin bilgesi Turgut Cansever'in, “İslâm'da Şehir ve Mimari” kitabında “İslâmî davranış tercihleri” olarak saydığı âsûdelik, sükûnet, dindarlık, dürüstlük, istiğrak, mahcubiyet, nezaket, zarafet, yumuşaklık, rıza, sadelik, sâkin ifade, hürmet, şükür, takva, tevazu, tevekkül, vakar gibi meziyetleri barbar ve seküler kentte bulmak mümkün mü?

Ahlâkın, sanatın ve dinî düşüncenin yer aldığı şehir inşasının amel-i sâlih bakımımdan insanın en mühim vazifelerinden biri olduğunu söyleyen Cansever'in târif ettiği Müslüman şehrin hangi vasıfları var kentte?

Yahya Kemâl Beyatlı, “Kendi Gök Kubbemiz” kitabında “Gelmek'çün ikinci bir hayata / Bir gün dönüş olsa âhiretten / Her ruh açılıp da kâinata / Keyfince semâda tutsa mesken / Tâlih bana dönse, zaikâne / Bir yıldızı verse malikâne / Bigâne kalır o iltifata / İstanbul'a dönmek isterim ben” dediği “Aziz İstanbul” un ve “Hayâl “şehir” Üsküdar'ın şehir kimliğinden çıkmış, şahsiyeti bellisiz barbar kente dönüştüğünü görse ne yapardı?  Ağıtlar ve mersiyeler yazarlardı.

Hülâsa, Türkiye'de şehrini arayan insanın gelecekteki savaşlarından biri de soğuk yüzlü barbar kentlerle olacak.

 

* * * * *                                               

 

Hece Taşları

Sahipliğini şair Tayyib Atmaca'nın yaptığı “aylık şiir dergisi hece taşları” nın Haziran 2020 / 64. sayısı şiir ağırlıklı olup, şiir tahlilleri üzerine okunacak yazılar var. Tayyib Atmaca'nın “Herkes Kendi İçinde Kaçak Kazı Yapıyor” yazısı ile Metin Önal Mengüşoğlu'nun “Son Şahit” ve Arif Bilgin'in “Aşk Kokusu” şiirleri dokunaklı… Bu sayıda yazan şair ve yazarlar şöyle:

Tayyib Atmaca / Herkes Kendi İçinde Kaçak Kazı Yapıyor, Metin Önal Mengüşoğlu / Son Şahit, Ertuğrul Çoban / Kolay Değilmiş, Mehmet Durmaz / Musibet Çağı, Tacettin Şimşek / Ritim de Bir Taklittir, Cahit Can / Bizdedir, Mehmet Gözükara / Hüzün, Süleyman Abdulla / Kirpiyimdən, Recep Şen / Faruk Nafiz Çamlıbel'in Şiirlerinde Memleket Kokusu, Erhan Çamurcu / Münacaat, Hüseyin K. Ece / Bir Kapı Önünde, Mevlüt Yavuz / Liza, Bircan Kayacan / Şuurun Demi, Şiir ve Aczin Sultanı Şair, Arif Bilgin/ Aşk Kokusu, Ali Daşgın / Bana Giden Gölge, Hüseyin Kaya / Kıyısız Bir Denizin Küçük Masalı.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  251186

-