19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

'ŞEKER EN TATLI ZEHİR!'

Beslenme, modern hastalıklar, endüstriyel gıdalar, gebelik, gebelik ve modern tıbbın ahlak sorunu gibi konularda sıra dışı açıklamalar yapan Profesör Dr Canan Karatay, Yeni Söz’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Karatay hoca, mülâkat dizimizin üçüncü bölümünde ‘yasal uyuşturucu’ olarak tanımlanan şekerden, doktorların hastalık ve hastalara yaklaşımları anlatıyor.


'ŞEKER EN TATLI ZEHİR!'

İşte Kemal Özer ve Furkan Hasdemir'in yaptığı çarpıcı mülâkatın üçüncü bölümü:

İBN-İ SİNÂ'DAN ÖRNEK VERİNCE ‘GERİCİ ‘DİYORLAR

Kemal Özer: Bugün üniversiteyi bitiren ya da üniversitede akademik kariyer yapan herkes kendini ‘bilim adamı' diye etiketliyor, çıkıp ekranlarda ‘ben bilim adamıyım' diyor. Bilim adamı olmak bu kadar kolay mıdır? Kimlere bilim adamı denir?

Canan Karatay: Ben onlara göre bilimsel değilim ama bilim adamı olmak kolay değil, ben hekimlik için konuşuyorum, hekimlik bir sanattır hekimin sanatı da insandır. Objesi insan olan tek sanat hekimliktir. Hekimlik 6-10 sene okumak değildir, bir sanatkâr gibi olgunlaşma meselesidir,  bir görgü meselesidir bir kültür meselesidir. Dünyayı da tanıyacaksınız geçmişi de tanıyacaksınız. Bana ne diyorlar biliyor musunuz: ‘O hep eskileri öne sürüyor' İbn-i Sina'dan, Hipokrat'tan, Galen'den örnek verdiğim için.

Galen çok önemli, Galen kim, Galen Roma İmparatoru'nun doktoru idrarın böbrekte yapıldığını bulan adam. Onlar olmasaydı adım adım biz buraya gelebilir miydik? İbn-i Sina şeker hastalığını ve komplikasyonlarını bugün bildiğimiz gibi tarif etmiş onuncu yüz yılda!

MODERN TIBBIN DOĞURDUĞU HASTALIKLAR

IMG_0905Kemal Özer: Peki sizce modern dünya, modernizm insanlığı nereye sürüklüyor?

Canan Karatay: Hipokrat diyor ki ‘hastalık yoktur hasta vardır' her hasta kendine hastır ve her hasta İbn-i Sina'nın da dediği gibi tek başına değil ailesiyle, eviyle, çevresiyle, yaşadığı yeriyle, ışığıyla, işiyle değerlendirilir. Beslenmesiyle değerlendirilir hepsi bir bütündür.

 İnsan vücudunda bir dolaşım vardır ve her organa bu kan gider. Kalbe ayrı gitmez, troide ayrı gitmez, beyne ayrı gitmez, karaciğere ayrı gitmez, mideye, bağırsağa ayrı gitmez. Modernite bizi bu yaklaşımdan uzaklaştırdı. Hastayla oturup konuşmamız lazım. Modern tıpta böyle bir şey yok. Hâlbuki hasta ile konuşulacak, hasta dinlenilecek, hasta muayene edilecek. Hastanın karaciğerine elle bakılacak, Akciğeri kalbi bağırsakları dinlenecek, biz öyle öğrenerek büyüdük.

HASTALARI DİNLERSENİZ YÜZDE 90 TEŞHİS KOYABİLİRSİNİZ

Modern dedikleri dünyada hastaların en yaygın şikâyetlerinden biri şu; ‘doktorum beni dinlemedi, ben doktorum tarafından dinlenmek istiyorum' Benim tespitim değil bununla ilgili çalışmalar var.

Hastalarla konuşup dinleyeceğiz. Bu çok önemli çünkü hastayı dinlerseniz yüzde 90 teşhis koyabiliyorsunuz. Yüzde 5'i fizik muayene diğer yüzde 5'i tetkik, o da gerekirse... Oysa bugün neredeyse yalnız tetkikle teşhis koymaya çalışıyoruz. Teşhis koyuyoruz ama hastaların şikâyetleri geçmiyor, hastaların ellerinde dosyalar o doktor bu doktor oradan oraya savruluyorlar. Haksız mıyım?

Yanlış anlaşılmasın lütfen, gelişmeleri elbette takip edeceğiz, yenilikleri okuyacağız, bilgimizi her geçen gün geliştireceğiz! Bu çalışmalar BAĞIMSIZ olarak yapılmış olacak tabii... Ben her sabah, 3-4 saat,  bana gelen en son bağımsız çalışmaları okur, sonra işe giderim. Bunu da burada belirtmek istiyorum.

Kemal Özer: Son zamanlarda glikoza, nişastaya karşı bir savaş veriliyor bazıları da şeker pancarından elde edilen rafine şekerin sanki doğalmış gibi, zararsızmış gibi reklamını yapıyor ve insanlar buna yönelmiş durumda şuan. Siz bu tür şekerli gıdaları öneriyor musunuz?

IMG_0910

Canan Karatay: Şeker en tatlı zehirdir. İnsan vücudunun şekere ihtiyacı yoktur. Kaynağı ne olursa olsun… Doğal dahi olsa vücudu tahrip ediyor. Çünkü yapılan kazılarda yaklaşık 10.000 yıl öncesine ait olduğu saptanan iskeletlerde gösterildi ki o zaman şeker yok ve bu hastalıklar da neredeyse hiç yok.

PAKETLENMİŞ GIDA DEĞİL, ŞEKER BOMBASI!

Kronik dejeneratif dediğimiz hastalıkların altında da maalesef aşırı miktarda şeker/un kullanılması yatıyor. Yalnız burada bütün karbonhidratlardan bahsediyoruz. Bütün karbonhidratlar şekerdir. Karbonhidratlar sanki şeker değilmiş gibi gösteriliyor!

Karbonhidratları glisemik indekslerine göre sağlıklı ve sağlıksız olarak ikiye ayırabiliriz. Glisemik indeksi yüksek karbonhidratlardan tamamen uzak durulmalı. Glisemik indeksi düşük karbonhidratlar doğal olarak yenebilir. Doğal karbonhidratlar fındık, fıstık, kuru fasulye, mercimekte var. Sarımsakta var, soğanda var…

Sağlıklı karbonhidratlar, sağlıklı proteinler ve sağlıklı yağların hepsi Karatay Mutfağı kitabında örnek tarifle birlikte yer alıyor. Arzu edenler oradaki bilgi ve örneklerden faydalanabilirler.

Yapılan son uygulamalarda görüldü ki maalesef insan vücuduna bombardıman edilecek şekilde işlenmiş gıda ve işlenmiş şeker yükleniyor. Bu yiyecek ambalajlarında “früktoz şurubu” olarak tanımlanıyor. Bu früktoz şurubu, mısır nişastasından elde edilen “en ucuz” şeker... Az miktarı çok miktarda tat veriyor. Tabi bu endüstrinin işine geliyor, maliyeti ucuz olduğu için. Tuzlu yiyeceklerin içinde dahi var, ekmeğin içinde dahi var bu früktoz dediğimiz olay. Ancak insan vücudu bunu hazmedemiyor! Früktoz şurubu dediğimiz şeker, vücudumuz için sofra şekerinden 7 kat daha toksiktir.

ENDÜSTRİ GERÇEK TADI UNUTTURDU BİZE

Kemal Özer: Endüstriyel gıdaların hemen hepsinin içine katılıyor mu?

Canan Karatay: Neredeyse hepsinin içinde var. Düğün pastasında var, doğumgünü pastasında var, poğaçalarda var, simitte var ve hâkeza... İşte bu yapay gıdalar fabrikada üretilen endüstriyel gıdalar dilimizde bulunan dört tat duyusunu dumura uğratıyor. Beşinci tat duyusu gelişti, bunu” umami”adlı bir Japon buldu. Umami,o tada bağımlı olduğunuz anlamına geliyor.

Ancak damak tadı bozulmamış, sağlıklı beslenen insanlar, bu tür katkılı gıdaları daha ağızlarına aldıklarında rahatsız oluyorlar. Dilde ve boğazda garip bir yanma hissi oluşuyor, sindirimde rahatsızlar hissediliyor. Yani vücut alarm veriyor; “Adeta yeme bunu” diyor… Ancak damakta “umami” tat duygusu gelişmiş insanlar doğal ile yapay arasındaki farkı ayıramıyor, hatta zamanla doğal olan tada yabancılaşıp yapay tatlara bağımlılık kazanıyor.

Hayvanlar da aynı şekilde. Hayvanlar bu gün suni yemek arıyorlar. Kediye ciğer veriyorsun ciğer yemiyor, ben denedim hakikaten yemedi. Çünkü onlarda da umami gelişmiş. Endüstri gerçek tadı unutturdu bize.

Kolaya itiraz etmeyenler, zeytinyağı için kıyameti kopardı

Kemal Özer: Bebeklere biberonla zeytinyağı önerdiğiniz söyleniyor… Nedir bu konunun aslı?

Canan Karatay: Geçen gün Gemlik'teydim. Ben “zeytinyağı doğanın yetişkinlere sunduğu bir ana sütüdür” diyorum. Duydum ki bazı anneler çocukların biberonlarına veya mamalarına kola katıyorlarmış. Ben de dedim ki;”Kola ekleyeceklerine iki çay kaşığı kadar zeytinyağı eklesinler” Şimdi kıyamet kopuyor.

Kemal Özer: Kola için itiraz etmeyenler söz konusu tabii olan zeytinyağı olunca isyan bayrağını çekiyorlar, çünkü endüstriye hizmet etmiyor öyle değil mi?

Canan Karatay: Evet. Ardından hemen diyetisyenler hücum etti bana medikal sitelerde ‘ vay efendim bebeklere zeytinyağı verdi' şeklinde. Kardeşim ne var bunda! Kötü bir şey mi söyledim ben, mide gazını alır, bağırsaklarını çalıştırır bebeğin, tabi o kısmı çıkartıyorlar sanki biberonla sadece zeytinyağı verecekler gibi lanse edildi, anne sütüne ya da mamaya karıştırılacağını görmezden geldiler.

ŞEKER HASTALIĞI GENETİK DEĞİLDİR

Kemal Özer: Hocam şimdi diyabet, kanser, kısırlık o kadar arttı ki bunları konuştuk ama bazı insanlar bunu sadece Allah'ın imtihanı olarak görüyorlar. Bu Allah'ın imtihanı mı yoksa insanların bilinçsizliği mi, yani eskiden Allah insanları imtihan etmiyordu da yeni mi imtihan ediyor?

Canan Karatay: Ben Allah'ın imtihanı mı değil mi onu bilemem. Orasını Allah bilir… Ama bunun kaynağı insanların bilinçsizliği diyebilirim… Artık bütün bu hastalıkların altında çevresel faktörlerin, beslenme ve yaşam biçimin yattığı, bu hastalıkların genetik olmadığı gösterildi. Genetik deyip çıkıyorlar ama tamamen yanlış beslenme biçimi, yanlış yaşama biçimi, hakiki gıdanın vücuda girmemesinden kaynaklıdır.

CANAN KARATAY'I TEYİT EDEN HATIRA

IMG_0927

Furkan Hasdemir: Benim babam yıllarca şeker hastasıydı, sonunda bir gözünü kaybetti şekerden dolayı. Doktorlar şeker tahribatından ötürü diğer gözü de kaybetme ihtimali yüksek dediler ve sürekli tetkikler ameliyatlar yaptılar ve sadece göze odaklı çalıştılar. Ve karaciğere de vurabilir dediler. Ben sizin kitabınızı verdim babama, ben ‘Canan Karatay'a inanıyorum onun dediklerinin aynısını yapacağım' dedi ve ekmeği kesmekle başlayarak sizin anlattığınız her şeyi birebir hayatında uygulamaya başladı. Sonunda şeker hastalığı geçti ve gözleri düzeldi. Öyle ki doktorların şekerden dolayı gözünü kaybedebilirsin dediği adam şu anda şeker hapı bile kullanmıyor.

Canan KARATAY: Bu, dediklerimizi teyit eden çok önemli hadise…

Yorum Yaz

  276140

-