28 EKİM 2020 ÇARŞAMBA

Hüseyin Yağmur

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRRI (10)

Hüseyin Yağmur

 MUHTEŞEM ŞAHİT *

Naima (1655-1716) Tarihinde anlatıldığına göre; “Sultan Murat merhumun has mürşidi ve mütehassıs terbiyecisi pir Şuca Efendi idi. Bu şeyh Sultan Murat Manisa'da iken gördüğü bir rüyayı tabir etmiş ve tabiri aynı ile çıkmıştı. Sonra nefesinin tesiriyle halk arasında meşhur olmuştu. Sultan Murat padişah olup İstanbul'a gelirken Şeyh Şuca'yı da beraberinde getirdi. Padişahın yakınlarından oldu. Şeyh Şuca, ‘padişah şeyhi' adıyla meşhur oldu. 1589'da vefat etti” (Naima,1965:113-114).

Naima Tarihinde yer almayan dönemin bir başka Şeyh Efendisi daha vardı. Padişahın da  bildiği ve zaman zaman ziyaret ettiği bu ulu şahıs, Fatih semtinde münzevi bir hayat sürerdi. O, mümkün olduğu kadar insanlardan ve devletlu şahıslardan kaçar, hikmet ve asalet sahibi dervişler yetiştirmeye gayret ederdi.

Şeyh Efendi'nin en önemli vasıflarından biri de kadınlarla halvet ve ihtilat halinde olmayı asla kabul etmemesiydi. “Şeriatın ve sünnetin bu konudaki ölçüsü bellidir. Kim bu ölçüye uymuyorsa o ‘şeyh' değil  ‘müteşşeyihtir.'derdi.”

Dergahtaki sohbetleri sırasında görebileceği şekilde kadınları kabul etmezdi. Yanında eşi ve ya kızlarından biri olduğu halde ancak perde arkasından kadınlarla görüşürdü. Halbuki Şeyh Efendi zaten ilerlemiş yaşından dolayı âmâ denilecek boyutta görme engelliydi.

* * * * *

Zamane müridanı, çocuklarını evlendirecekleri zaman Saraydan mutlaka bir devlet erkanını nikah şahidi olarak davet etmeyi bir marifet sayarlardı. Bunlardan bazıları işte bu devletlu şahısın yanında Şeyh Efendi'yi de şahit tutmak isterlerdi.

Bazı müridan veya bazı saraylılar Onu düğünlerine şahit olarak davet ettiklerinde Şeyh Efendi her defasında “Beni mazur görün. Ben sıramı bekliyorum” şeklinde esrarlı bir cevap verirdi.

Saraydaki devletlular Şeyh Efendinin bu tavrından dolayı rahatsız olurlar ancak bir şey de söyleyemezlerdi. Çünkü Padişah zaman zaman dergaha gidip geliyor, Şeyh Efendiye saygıda kusur etmiyordu.

Onun münzevi hayat tarzını ve bilenler bu cevap karşısında artık bir daha ısrarcı olmazlardı. Dergahtaki bazı eski dervişler “Şeyh efendi acaba kimin düğününe gidip şahitlik yapacak?” diye kendi aralarında zaman zaman konuşurlardı.

Şeyh Efendi, gelen düğün davetiyesi ve şahitlik talebi üzerine her defasında böyle cevaplar verirken bir gün katibine “Bir düğün davetiyesi ve nikah şahitliği talebi geldi. Bir kenara kaydedelim. Günü gelince düğüne gidelim, şahitliğimizi yapalım inşallah” dedi.

Şeyh  Efendi'nin nikah şahitliği talebini kabul ettiği şahıs, Enderun Hocalarından biri olan bir gençti. Enderun Hocası Fazıl Çelebi, düğününe şahit olarak Dergahın kapıcısı Sabri Efendi'yi de davet etmişti. Çünkü Fazıl Çelebi, Dergahın kapıcısı Sabri Efendi'yi çok severdi.

Dergahın kapıcısı Sabri Efendi, “Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil” sözünü kendine hayat tarzı edinmiş, her halinde tebessüm sahibi mübarek bir kişiydi. Dergaha gelen her kişiyi tebessümle karşılar, karnın aç mı tok mu? diye sorar, derdi ile ilgilenir ve dertlenir, derdini çözmeye çalışırdı. Duruma göre; dert sahibini ve derdini Şeyh Efendiye ulaştırmak için elinden gelen her türlü gayreti gösterirdi.

Bundan yıllar önce genç bir medrese talebesi iken Fazıl Çelebi, bir gün bir derde mübtela olmuş, duasını almak üzere Şeyh Efendi'yi görmek için dergaha gitmişti. İşte hayatının o çok özel anında dergahın kapısında Onu Sabri Efendi bir büyük şefkatle karşılamış, derdiyle ve her haliyle yakından ilgilenmiş en sonunda da duasını almak üzere misafirini şeyh efendiye  teslim etmişti.

Genç Medrese öğrencisi Fazıl Çelebi, o gün hem dergahı, hem Sabri Efendiyi hem de Şeyh Efendi'yi çok sevmiş, manevi terakkisini ve ilhamını bu dergaha emanet etmişti. Dergahın kapıcısı Sabri Efendi bu sevecen ve derviş tavrıyla Enderun Hocası Fazıl Çelebi  gibi yüzlerce kişinin gönlünü dergaha ve dervişliğe ısındırmıştı. Kapıcı Sabri Efendi Dergahın gizli  kahramanlarından biri olduğu halde tevazuyu hiçbir zaman elden bırakmaz, ‘varlık ve yokluk' çizgisi arasında bir saat kadranı gibi daima gidip gelirdi.

Fazıl Çelebi nikah şahitliğinin hikmetini önce Şeyh Efendi'den sordular. Şeyh Efendi “Beni mazur görün, sıramı bekliyorun” demiştim ya! İşte sıram geldi. Damat adayımız benden önce dergahımızın kapıcısını şahit olarak davet edince bize de görev yazıldı” dedi.

Daha sonra Medrese arkadaşları bu şahitliğin hikmetini Fazıl Çelebi'den sordular. O “Ben nikah şahidi olarak şöhretli bir devletlu yerine, benim gibi yüzlerce insanın kalbini kazanmış bir gönül adamı olan Dergahın kapıcısını ve çağımızın Gönül Sultanı Şeyh Efendiyi şahit olarak seçtim. Hep söylemiyor muyuz dünya makamları gelip geçicidir. Asıl makam gönül makamıdır diye” dedi.

* * * * *

Tam da düğün günü yaklaşırken Sarayın Haremindeki 14 yaşındaki çok güzel bir cariye psikolojik bir hastalığa yakalandı. Harem görevlileri cariyeyi saray doktorlarına gösterdiler. Uzun bir süre bir çare elde edemeyince akıllarına Şeyh Efendi geldi. Lakin Şeyh Efendinin de hiçbir kadını kabul etmediğini biliyorlardı. “O zaman ne yapalım?” diye düşündüler.

Haremdekilerin bu konuda fikir danıştıkları bir ODA'DAKİ GÖREVLİLERİN akıllarına sinsi bir plan geldi. Harem'deki 14 yaşındaki bu güzel cariyeyi okutmak bahanesiyle Şeyh Efendi'ye göstereceklerdi. Şeyh Efendi eğer okur da gönderirse bir görevleri ortadan kalkmış olacaktı. YOK ŞEYH EFENDİ TUZAĞA DÜŞERSE BU SEFER ASIL GÖREVLERİNİ İCRA ETMİŞ OLACAKLARDI. Bir taşla birden fazla kuş vurmuş olacaklardı.

Haremdeki genç cariyenin hastalığı için okunması teklifi Şeyh Efendiye gidince, Şeyh Efendi önce nazikçe kabul edemeyeceğini söyledi. Ancak ODADAKİ GÖREVLİLER toplandılar ve tekrar tuzaklarında ısrar etme kararı aldılar. Şeyh Efendi gelen ısrarı görünce; yanındaki dervişlerine “Saraydan gelen devletlu taleplerini kabul etmezken, şimdi Enderunlu Fazıl Çelebi'nin şahitlik davetini kabul ettik. Fazıl Çelebi'ye bir hasetlik edip Onu mağdur etmesinler” diyerek cariyenin dergaha gönderilmesini söyledi.

Bu davet Oda'ya ulaşınca Oda'dakiler çok memnun oldular. Şeyh Efendi yemi yutmuş, tuzaklarına düşmüş gözüküyordu. Ertesi gün sabah erkenden cariyeyi taşıyan saray arabası  saraydan yola çıktı. Saray Arabası içinde iki adet zenci haremağası ve odadaki görevlilerden biriyle birlikte dergahın kapısına geldi. Dergahın kapısını her zamanki gibi Sabri Efendi açtı.

14 yaşındaki genç kız arabadan çıkıp da Oda Görevlisi Şeyh Efendi'yi sorunca Sabri Efendi  “Şeyh Efendimizin talimatıdır. Bu kızımıza Şeyh Efendi'nin hanımı dua okuyacak” dedi. Oda görevlisi canı sıkılmış bir vaziyette önce ısrar etmek istedi. “Şeyh Efendimizin kesin talimatıdır. Hanım kızımızın şifası Allah'ın izniyle o taraftadır diyor” dediler.

Oda görevlisi ve saraylıların artık yapacak bir şeyleri kalmamıştı. 14 yaşındaki cariyeyi okunmak üzere Şeyh Efendin hanımına götürdüler.

Cariye ve saray arabası dergahtan ayrılınca dervişler olanları Şeyh Efendi'ye anlattılar.

Şeyh Efendi öfkeyle yerinden doğrulup, “Fesubhanallah! İnsanlar hem Allah'ın şeriatine uymamakta ısrar ediyor, hem de toplumda dirlik ve düzen mi olur zannediyorlar? Bilmez misiniz ki mazeret terazisi küfrü bile tartar” dedi.

 

* Bu hikaye, 18.10.2019 tarihinde yayımlanmış ‘Şeyh Efendi'nin Politik Sırrı: Muhteşem Düğün' yazımızın ikinci bölümü sadedindedir.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  454859

-