Hüseyin Yağmur

ŞEYH EFENDİNİN POLİTİK SIRRI (12)

Hüseyin Yağmur

TEVFİK EFENDİ'NİN KIRMIZI TELEFONU

Meczubinden Kamil Amca'nn gidişinden 40 vakit sonra Üsküdar'da yeni bir meczup ortaya çıkmıştı. Eskiden Üsküdar'daki Antikacılar Çarşısı'nda çok zengin bir antikacı oldu olan Tevfik Efendi iflas ettikten sonra önce dervişliğe merak salmış sonra birden ortadan kaybolmuştu.

İşte bu Tevfik Efendi sonbahar rüzgarlarının insanın içini üşütmeye başladığı günlerde elinde eski bir manyetolu kırmızı telefonla tekrar ortaya çıkmıştı. Üsküdar'da meydanda, Cami avlularında, pazarlarda ve vapur iskelesinde dolaşıyor, manyetolu kırmızı telefondan numaralar çeviriyor  sonra çeşitli devlet yöneticileri ile doğrudan görüşmeler yaptığını  söylüyordu.

Tevfik Efendi'yi merakla izliyenler bazan Onun Rus Çarı ile bazan Fransız Kralı ile  bazan da Acem Padişahı ile kırmızı telefonla doğrudan görüşmesine şahit oluyorlardı.

Tevfik Efendi her görüşmesinden sonra konuşmasını “Gördün mü? Ben sana dünyanın fani olduğunu söylemiştim. Bakalım şimdi Allah'a nasıl hesap vereceksin?” sözüyle bitiriyordu.

Tevfik Efendi'yi bu haliyle görenler kendi meşreplerine göre çeşitli anlamlar çıkarıyorlardı. Onun eski halini bilen Üsküdar'ın yaşlıları “Zavallı, yaşadıklarına dayanamadı, bu hale geldi” diyorlardı. Bazı Üsküdarlılar, bir tiyatro izler gibi Onun telefon görüşmesini izleyip bıyık altından gülüp geçiyorlardı. Gençler ise kendi aralarında gülüp, Tevfik Efendi'nin telefon görüşmelerini çeşitli mekanlarda konuşup keyifleniyorlardı.

Kolalı gömlek giyen Üsküdar'ın meşhur katibi, bir kaç külhanbeyi  ve kabadayı arkadaşı da akşamları işret meclislerinde Ondan bahsediyor, Üsküdar'ın bu yeni simasının alaycı ifadelerle taklidini yapıp eyleniyorlardı.

Katip ve arkadaşları yine bir akşam işret meclisinde Tevfik Efendi'den bahsedince Üsküdar'ın en yaman kabadayısı “Yahu şu adamın telefonuyla bir gün biz de görüşelim. Bakalım bizi kiminle görüştürecek? Diye bir söz ortaya attı. Peşinden işret meclisinin kafadaşları Tevfik Efendi'ye karşı bir tertip planladılar

Bu tertip Katip ve kabadayı  arkadaşlarının çok hoşuna gitti. Yarın onu bulunduğu yerde yakalayıp bu planı hayata geçirmeyi kendi aralarında kararlaştırdılar.

Ertesi gün Tevfik Efendi'yi Yeni Valide Cami'nin avlusundaki ulu çınarın altında bir konuşma yaparken buldular. Onun görüşmesinin bitmesi  için biraz beklediler. Tevfik Efendi, telefondaki hayali muhatabına “Rabbime emanet, Rabbimize emanet!”  dedikten sonra telefonu kapatıp  bakışlarını etrafındakilere çevirdi.

Üsküdar'ın en yaman kabadayısı bıyıklarını burarak Tevfik Efendi'ye ilk lafını attı.

- Beybaba senin telefonunla bir de beni görüştürsene….

Tevfik Efendi, kabadayıyı bir an tepeden tırnağa süzdükten sonra teklifsizce omuz  silkerek “Olur,  görüştüreyim. Kiminle görüşmek istiyorsun?” dedi.

Üsküdar'ın yaman kabadayısı bu cevabı beklemiyordu. Bir an bocaladı, yutkundu, sağına  soluna baktı. Sonra birden, doğru cevabı bulmuş talebe heyecanıyla,

-Eski zamandan biri ile beni görüştür diyiverdi.

Tevfik Efendi, hiç istifini bozmadı. Bu sırada etrafında sayısı artmış meraklı kalabalığa göz gezdirdikten sonra heybetli bakışlarını  kabadayıya çevirip  “Olur görüşteyim, ama dayanabilir misin? dedi.

Üsküdar'ın yaman kabadayısı bu cevap karşısında yine bir şaşkınlık  geçirdi. Bir an bocaladı, yutkundu, sağına  soluna baktı. Tekrar gözü Tevfik Efendi'nin keskin bakışlarıyla karşılaşınca sırtından bir ter tabakası boşaldı ve hızlıca oradan koşarak ayrıldı.

Bu ilginç olay Üsküdar'da kahvelerde camilerde pazarlarda neredeyse bir ay boyunca konuşuldu. Kabadayının itibarı  çok fena hırpalanmıştı. Nerdeyse sokağa çıkmaz hale gelmişti.

Bıçkın kabadayı yaşadığı bütün bu buhrandan sonra yine bir işret meclisinde verilen kararın ardından bu olayın rövanşını almak için sabahı adeta zor ederek soluğu Tevfik Efendi'nin yanında aldı.

Tevfik Efendi, bu kez Mihrimah Sultan Caminin avlusundaki ulu çınarın altında kırmızı telefonuna sımsıkı sarılmış, dalgın bir halde boğazı seyrediyordu.

Üsküdar'ın yaman kabadayısı  bu kez kendini ve sözlerini tartarak  konuya girdi.

- Beybaba senin telefonunla bir de beni görüştürsene….

Tevfik Efendi, kabadayıyı bir an tepeden tırnağa süzdükten sonra bu kez şefkatle “Olur,  görüştüreyim. Kiminle görüşmek istiyorsun?” dedi.

Üsküdar'ın yaman kabadayısı bu kez  hazırlıklıydı.

- Beni büyük dedemle görüştür diyiverdi.

Bu kez mücadeleyi kazanmış olmanın keyfiyle bıyıklarını özenle burdu.

Tevfik Efendi düşünceli bir sesle  sakalını sıvazlayarak “Olur görüşteyim. İyi ama dayanabilir misin? dedi.

Üsküdar'ın yaman kabadayısı bu kez geri dönmek, yeni bir yenilgi  yaşamak istemiyordu.

Omuzlarını  silkerek “Dayanırım tabii, ne var dayanamayacak?” dedi

Tevfik Efendi, bakışlarını yere dikip kısa bir murakabe anından sonra; kırmızı telefonunu dizine koydu ve  0 numarasından tutup manyetoyu çevirdi.

Üsküdar'ın kabadayısı bir hayli merasim bekliyordu. Böyle birden ahizeyi  karşısında görünce “Bu kadarcık mı? Sadece tek numaramı? Diye itiraz eder gibi oldu.

Tevfik Efendi kısa bir cevap verdi: “Evet senin büyük deden bende 0 numarada kayıtlıydı.

Kabadayı biraz afalladı, bocaladı, omuzları düşmüştü.

Tevfik Efendi “Görüşmek istiyor musun? dedi

Kabadayı artık gemileri yakmıştı. Etrafındaki arkadaşları da onu cesaretlendiriyorlardı.

Donuk bir ifadeyle  “Olur görüşeyim” dedi.

Tevfik Efendi bu cevabı alınca ahizeyi kulağına götürdü. Gözlerini yumdu, bir süre bekledi ve sonra  “Bak, torunun seninle görüşmek istiyor. Görüşmek ister misin? dedi.

Sonra karşıdan cevap gelmesini bekler gibi biraz bekledi.

Kabadayı ise ısrarla başını sallıyor, ‘Şu adamın foyasını ortaya çıkarayım'  gayretiyle “Mutlaka görüşmek istiyorum” diyordu.

Tevfik Efendi birden  karşıdan cevap gelmiş gibi “Peki veriyorum o zaman” dedi ve telefonun ahizesini kabadayıya uzattı.

Kabadayı benliğini sarmış bir büyük heyecan içerisinde ahizeyi kulağına götürdü. Kısa bir şeyler dinledikten sonra; önce yüzü tıpkı bir ölü yüzü gibi bembeyaz kesildi. Ardından gözleri  bir noktada sabitlendi. En sonunda seyredenlerin şaşkın bakışları altında olduğu yere yığılıp kaldı.

Tevfik Efendi, sanki bir sırrı ifşa  olmuş gibi  boynunu bükerek, “Evladım ben sana söylemiştim dayanabilir misin?” Diyerek ahizeyi yerden aldı, telefonu topladı ve Mihrimah Sultan Caminin basamaklarından sanki kaçar gibi hızlıca inerek Hüdai Dergahının sokaklarına doğru yürüdü.

O günden sonra Tevfik Efendiyi Üsküdar'da bir daha gören olmadı…

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  852423

-