26 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN

Nurettin Taşkesen

Merhum cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Han'ın vefatının (10 Şubat 1918) 101. yılındayız. İçinden geçmekte olduğumuz badireleri düşününce onun değerini daha iyi anlıyoruz. Çok zor şartlar altında, savaş tehditleri içinde, zaaf göstermeden 33 yıl devleti idare etmenin ne demek olduğunu onun siyasetini ve icraatını incelediğimiz zaman açık bir şekilde görüyoruz.

Sultan Abdülhamid Han'ın yalnızca ileri görüşlü siyaseti üzerine bile ciltlerle kitap yazılabilir. Bu yazıda, Osmanlı Devleti'nin bekası için gerçekleştirdiği iki önemli projesinden kısaca bahsetmeye çalışacağım: Yıldız İstihbarat Teşkilatı ve Hicaz Demiryolu.

Yıldız İstihbarat Teşkilatı

Sultan Abdülhamid, hem iç hem dış düşmanlara karşı “Zabıtayı Hafiye” ve “Yıldız Hafiye Teşkilatı" olarak anılan istihbarat servislerini kurdurmuştu. Daha sonra her iki servis Başkitabet Dairesi Reisi Küçük Said Paşa'nın başkanlığında “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”na dönüştürüldü. Paşa, teşkilatın yurt içi ve yurt dışı birimlerinin kurulması, hafiye bulunması, serhafiyelerin (şef ajan) seçimi gibi organizsyonları Padişahın emriyle halletmişti.

Sultan Abdülhamid, istihbaratın temeli olarak gördüğü telgraf teşkilatına çok önem vermiş, toplam 50 bin kilometrelik hat çektirmişti. Yemen'den Bosna'ya kadar çok uzak beldelerden gelen telgraflar, Yıldız Sarayı'nın şifre dairesine ulaşıyor, Şifre Katibi Kamil Bey şifreleri çözerek padişaha getiriyordu.

Sultan böylece iç ve dış düşmanların planlarından haberdar olup ona göre tedbirler alıyordu. Sultan Abdülhamid, 1917 yılında yazdığı hatıralarında hangi maksatla neler yaptığını özetle şöyle anlatıyordu:

“Osmanlı'da Padişah halkının ne düşündüğünü, nelerden şikâyetçi olduğunu hem kendi idarecilerinden, hem de şeyhlerden, dervişlerden öğrenerek ülkeyi idare ederdi. Kardeşimin kocası olan Mahmud Paşa'nın kendine bağlı bir istihbarat sistemi kurduğunu öğrenince, bunu derhâl bana devretmesini söyledim.

Bu jurnallerin gerçek olanların yanında iftira olanların olduğunu elbette biliyorum. Ama hiçbir jurnale titiz bir araştırma yapmadan inanmadım ve gereğini yapmadım. Jurnal sistemini vatandaşa karşı değil, hazineden maaş aldıkları, gırtlaklarına kadar Osmanlının nimeti ile dolu oldukları hâlde Devlete ihanet edenleri takip etmek için kurdum.” [1]

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu projesi, askeri, siyasi ve dini gerekçelere dayanmakla beraber Sultan Abdülhamid'in dehasını gösteren başlı başına bir dünya projesidir. Daha sonra buna eklenen Bağdat Demiryolu Projesiyle, Osmanlı'nın İslam dünyasındaki itibar ve nufuzunu artıracağını, liderliğinin kuvvetlenerek devam edeceğini gören Batılılar, bütün güçleriyle bu yatırımlara engel olmaya çalışmışlardır. Aynı zihniyet, dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin geleceğe yönelik büyük projelerine karşı çıkmaya devam ediyor. Millet olarak, iç ve dış mihrakların bu sinsi girişimlerine karşı çok uyanık olmalıyız.

Yapılan teklifleri Mehmet Şakir Paşa'ya incelettiren ve ondan gelen rapor ve haritaları inceleyerek kesin kararını veren Sultan Abdülhamid'in emriyle, Hicaz Demiryolu 1 Eylül 1900 tarihinde törenle resmen başlatıldı. İlk etapta Şam'dan Mekke'ye ulaşması planlanan demiryolunun daha sonra Cidde ve Akabe'ye bağlanması, hatta Yemen'e kadar uzatılması düşünülüyordu.

Sultan Abdülhamid, barış siyasetinin gereği olarak demiryolunun adını "Hicaz" koyarak, yapılış gayesini Müslümanların hac vazifesinin kolaylaştırılması olarak izah ediyordu. Çünkü Suriye'den ancak bir buçuk ayda gidilen hac yolculuğu sadece beş güne inecekti.

Ama demiryolunun asıl önemi askeri alanda görülecekti. Asker, silah, cephane, erzak sevkiyatındaki kolaylık ve zaman kazanmanın avantajı, ancak yıllar sonra Birinci Dünya Savaşı başladığında anlaşılacaktı. Sultan Abdülhamid'in Çanakkale Boğazı'nda yaptırdığı tahkimatın, müstahkem mevkilerin ve topçu bataryalarının sayesinde, 1915'te bir savunma destanı yazıldığını unutmamak lazımdır.

Hicaz Demiryolu'nun o günkü maliyeti 4 milyon lira olarak tahmin edilmişti. O yılın devlet bütçesinin yaklaşık beşte birine denk olan bu meblağın hazineden karşılanması mümkün olmadığı için, bütün Müslümanlara bağış çağrısında bulunuldu. İlk bağışı 50 bin lira ile bizzat padişah yaptı. Onu devlet ricali takip etti. Memurlar birer maaşlarını bağışladı. Bu yardım kampanyası bir çığ gibi büyüdü ve bütün İslam âleminde yankı buldu.

Endonezya'dan Afrika'ya, Rusya'dan İran'a kadar bütün Müslümanlar bağış için adeta yarış halindeydi. Kurban derileri bile demiryoluna bağış olarak verildi. Böylece projenin toplam maliyetinin üçte biri bağışlardan elde edildi. Demiryolu inşaatında çoğunluğu Türk olmak üzere Alman, İtalyan ve Fransız mühendisler çalıştı. İşçiler ise askeri birliklerden temin ediliyordu.

Der'a Hayfa arsındaki bağlantı yolu dahil toplam uzunluğu 1464 km olan Hicaz Demiryolu 1908 yılında Medine'ye vardı. Menfaatleri zedelenen bazı bedevi çetelerin devamlı saldırılarına rağmen, 8 senede bitirilen demiryoluna daha sonraki yıllarda tali hatlar da ilave edildi. Bir bütün olarak bakıldığında Toroslar'daki kesinti hariç olmak üzere Haydarpaşa ile Medine tren yoluyla birleşmiş oluyordu.

Birinci Dünya Savaşına kadar hac yolculuğu ve nakliyat için kullanılan trenler, savaş başlayınca tamamen askeri sevkiyata tahsis edildi. 1916 yılında İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'ya isyan eden Şerif Hüseyin ve oğulları, Lawrence gibi casusların teşvikiyle Hicaz demiryoluna devamlı saldırılar düzenledi. Buna rağmen Hicaz, Suriye ve Filistin cephelerine yapılan askeri sevkiyat, bazı kesintilere rağmen 1918 yılı Ekim ayına kadar trenlerle yapılmaya devam etti. Fahreddin Paşa, Medine'den mukaddes emanetleri ve sivilleri bu demiryolu sayesinde İstanbul'a gönderdi.

Halep'ten başlayan ve Musul yakınlarına kadar yapılmış olan Bağdat Demiryolu ise, Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla durdu. Bu demiryolu Bağdat'a hatta Basra'ya kadar uzatılabilseydi, savaşın Irak'taki seyri herhalde çok farklı olurdu.

Tarihi gerçekler elbette varsayımlarla değişmiyor ama bazı tahminlerin ne kadar gerçekçi olduğunu da göz önünde bulundurmak, geleceğimizi şekillendirmek adına çok önemlidir. Eğer Sultan Abdülhamid 1909'da tahttan indirilmeseydi, yukarıda sözü edilen Hicaz ve Bağdat Demiryolu Projeleri 1914'ten önce tamamlanmış olacaktı. Osmanlı Devleti'nin böyle bir avantajla savaşa girmesini göze alamayan emperyalist güçlerin, tabii ki Sultan Abdülhamid'i tahttan indirmekten başka çareleri yoktu.

Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han'a Allah'tan rahmetler dilerim. Onun izinden gitmeye çalışan vatanperver idarecileri de Cenabı Allah muvaffak etsin, düşmanların şerrinden korusun.

 

[1] İsmet Bozdağ, Abdülhamid'in Hatıra Defteri, Pınar Yay, İstanbul, 1992.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  455554

-