19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

SULTAN VAHDETTİN’İN ÜÇ BÜYÜK  TARİHİ  HATASI (3)

Hüseyin Yağmur

Geçen yazımızdan kaldığımız yerden devam edelim:

Sultan Vahdettin, “Dünyada üç mel'un vardır, bunlardan biri odur” dediği bu kişiyi yapılan tüm uyarılara rağmen sadrazam olarak görevde tutmaya devam etmiştir.

Son Dönem Osmanlı nazırlarından Hüseyin Kazım Kadri, Sultan Vahdettin ile bu anlamdaki  tarihi bir görüşmesini şöyle anlatmaktadır: Bir dakika sonra kendimi Vahideddin'in karşısında buldum. Aramızda geçen muhavereyi aynen nakl ediyorum. Padişah, son derecede müteheyyic idi ve benim kendisini görmek istediğimden (!) dolayı da kızmış görünüyordu.

— Beni görmek istemişsiniz. Ne söyleyeceksiniz?

— 'Evet, bazı maruzatta bulunacağım. Müsaade-i seniyyelerini istirham ederim.

Daha sözümü bitirmemiş idim ki Vahideddin fena halde kızdı ve dedi ki:

— Ben Ferit Paşa'yı mevki-i sadarete getirmek kararını verdim ve öyle de yapacağım!

— Evet ama bundan pek çok fenalık görülecektir!

     Ben Rum patriğini bile getiririm!

— Evet getirebilirsiniz, fakat maksat hasıl olmaz!

— Ben Ermeni patriğini de getiririm!

— Evet yine faidesi olmaz!

— Ben Hahambaşını da getiririm!

— Bunun da faidesi olmaz!

Artık muhavere mantıkî bir mecradan çıkmıştı. Bunun üzerine yerinden fırladı ve:

— Evet, ben böyle karar verdim ve getireceğim! Sözlerini söyleyerek eliyle bana kapıyı gösterdi.

— Bendeniz vazife-i resmiyemden başka vazife-i ihlas u sadakati de ifa ettim. Fakat efendimize işin vahametini anlatmaya muktedir olamadım. Zat-ı şahanelerinin kendilerini feda etmekte olduklarını görüyorum. Buna karşı diyecek bir sözüm yoktur (Kadri,2000:170-171) . 

Bir insanın kalitesi ve yönetim becerisi kendi birikimi kadar etrafına seçip görev verdiği kişilerle çok yakından irtibatlıdır. Kendisi hangi marifet ve birikim üzere olursa olsun görev verdiği kişiler Damat Ferit Paşa gibi şahıslar olursa bu kişilerin tarihin zirvesinde kalma yada tutunma şansları yoktur.

“Bu dünyada üç melun vardır. Bunlardan biri de Damat Ferit Paşa'dır.” dediği halde işgal altındaki ülkeyi ve bu ülkenin devlet yönetimini bu kişiye teslim eden ve bunda ısrar eden bir padişahın tarih sahnesindeki yeri malumdur.

3) SULTAN VAHDETTİN'İN ÜLKESİNDEN BİR İNGİLİZ GEMİSİYLE AYRILMASI

Tarih boyunca savaş meydanından kaçan komutanlar yahut krallar padişahlar tarihte hiçbir zaman itibarla anılmamıştır. Her ne kadar Dahiliye Nazırı Ali Kemal'in 6 Kasım 1922 günü İzmit'te linç edilmesi Sultan Vahdettin'de böyle bir psikolojik tesir bıraksa da bir İngiliz gemisiyle Vatan topraklarını terk etmesi, Onun için ölümcül bir hata olmuş, rakiplerine ve düşmanlarına altın bir fırsat vermiştir. Devleti Aliye'nin Sultanı ve İslam Ümmetinin Halifesi ünvanlarına sahip olan bir kişinin işgalci İngilizlere sığınması kabul edilemez ve savunulamaz bir vakadır.

6 Kasım 1922 tarihli Londra mahreçli Reuter Haber Ajansı'na göre, Sultan Vahdeddin İstanbul'dan ayrılmak istediyse de, Saray erkânı onu bu kararından alıkoydular.

16 Kasım 1922 günü Sultan Vahdeddin'in başka bir ülkeye hicret isteği Fahri yaveri Binbaşı Zeki Bey tarafından İngiliz İşgal Kuvvetleri  Kumandanı General Harrigton'a takdim edilir: "Mabeyn-i Hümayun-ı Mülûkâne Seruknalık Dairesi tarafından Halife-i Müslim'in Mehmed Vahdeddin imzasıyla Dersaadet İşgal Orduları Başkumandanı General Harrington Cenabları'na: "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devlet-i fehimanesine sığınıp ve bir an evvel İstanbul'dan başka bir mahalle naklimi talep ederim efendim." diyen bu sığınma talebinin  kenarında imzası bulunan Halife-i Müslimin Mehmed Vahdeddin'dir (Öndeş,2012: 366).

20 Kasım 1922 tarihli Reuter haber ajansı özel telgraf haberine göre Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed, İngiliz Hükümeti'nden sığınma talep etmiş ve Cuma günü İngiltere donanmasının savaş gemilerinden biri olan Malaya ile Malta'ya hareket etmiştir.

Bir İngiliz gemisi ile ülkesini ve sarayını terk eden Sultan'ın devlet idaresinde olduğu kadar maişetini ve maiyetindekileri de  yönetme konusunda pek başarılı olduğu söylenemez.

Nitekim zaten çok olmayan parasını yolda bahşiş olarak dağıtmaya başlamıştır. Malta'dan gelen habere göre; 3 Ocak 1923 günü Sultan VI. Mehmed 4 Ocak günü Mekke'ye gitmek üzere Ada'dan ayrılacaktır. Sultan büyük olasılıkla bir İngiliz drednotu ile Cidde'ye gidecektir. Emperyal Majesteleri Sultan VI. Mehmed, fakir Maltalılar için sarf edilmek üzere genel valiye 100 sterlin bağışta bulunmuştur. Sultan VI. Mehmed Malta'da kaldığı sürede kendisine yakın alaka gösteren ilgililere değerli hediyeler vermiştir (Öndeş,2012: 423).

Sultan Vahdeddin, İtalya'nın San Remo şehrinde bir tatil semtinde bir villa grubu kiralayarak sürgündeki hayatını burada geçirmeye başlamıştır. Ne var ki İstanbul'da bıraktığı Damat Ferit gibi burada bir başka akrabası, kayınbiraderi Binbaşı Çerkez Zeki bir kara delik olarak Sultanın ve beraberindekilerin itibarını yutmaya başlamıştır.

Padişah yaveri Avni Paşa ve diğer şahitler San Remo'da yaşananları şöyle anlatıyorlar:

Zeki Bey başını viskisinin üzerinden kaldırmadan hiddetli hiddetli homurdandı: Para biterse ne yersin?  Bu korkunç homurtuda Villia Magnolia Sarayı'nın kapısında çalınmaya hazırlanan felaket çanlarının müthiş uğultusu gizliydi. Sultan Vahdettin'in son mutfak masrafı ve etrafındakilerin son nafakaları Sanremo Gazinosu'nun korkunç bir timsah ağzına benzeyen kumar masasında erimişti.

Sultan Vahdettin ile büyük kardeşi Mediha Sultan ve Sami Bey baş başa vererek Zeki Bey'in neden olduğu bu feci buhranın önüne geçmek üzere gizli bir aile Meclisi topladılar ve Nihayet hiç kimseye sezdirmeden Mediha Sultan'ın son mücevheri de 8.000 İngiliz lirasına satılacaktı. Böylece Sultan Vahdettin'in en son serveti hatta daha doğrusu son nafakasını  teşkil eden bu para da biraz Sami Bey ile Avni Paşa vasıtasıyla borcunu temizlemesi umuduyla yine Zeki Bey'e teslim edilecekti (Öndeş,2012:99-100).

Avni Paşa'nın kızı Fitnat Hanım da San Remo'da yaşananlardan şöyle bahsediyor: Osmanlı ailesinin büyük çoğunluğunun yurtdışına varlığı yoktu. Beraberlerinde getirdikleri mücevherlerini bir miktar paralarını ilerisini düşünmeden harcıyorlardı. Hele Padişah Vahdettin 40 kişiye yakın haremi ve yardımcıları ile eski yaşamından kopmak istemiyordu.

Kaymakamı Zeki Bey'i de hatırlıyorum. Sultan Vahdettin'in ayrıldığı ikinci eşi İnşirah Kadın Efendi'nin kardeşiydi. Ailenin paralarını San Remo kumarhanelerinde yediğini bilmeyen mi var? Padişah “Öküz öldü ortaklık ayrıldı” derdi ama yine de iyi bir silahşor olan Zeki Bey'i yanından ayırmazdı. Son paraları o tüketti ve sonu kötü bitti. Sultan Vahdettin'in ölümünden sonra Şehzade Faruk Efendi'nin yanına sığındı. Ve bir gün odasında havagazı ile intihar etti (Öndeş,2012:121).

Tıpkı İttihatçılar gibi millet ve ülkenin geleceği ile  kumar oynayan bir kumarbaz olan Damat Ferit Paşa'ya İstanbul'da devlet yönetimini, bir başka kumarbaza San Remo'da ev ve aile yönetimini bırakan ve batırtan Sultan Vahdeddin'in son günleri hüzünlü ve acıklı olur.

Padişah yaveri Avni Paşa, Sultan'ın bu son anlarını şöyle anlatıyor: Cesedi ale'l-usul ilaçlanarak korumaya alındı. Cenazenin işlemleri ve nakliyesi için ailesi tarafından İslâm âlemine ve önemli bazı şahsiyetlere müracaat edildi.

Defin için para bulunamadığından cenaze bir ay kadar villada kaldı. Hiçbir taraftan bir cevap gelmedi. Diğer taraftan San Remo'daki alacaklıları mahkeme marifetiyle villadaki şahsi eşyalarına ve ailesinin, hatta çalışanlarının dahi özel eşyalarına haciz koydurdular.Daire Müdürü Zeki Bey de gerek Baştabip Reşat Paşa'nın intiharı olayından ve gerek alacaklı olanlara karşı sorumlu bir vaziyetinden dolayı İtalyan polisi tarafından tutuklandı ve görüşmesi yasaklandı. Osmanlı İmparatorluğu'nun sürgündeki son Padişah'ının cenazesi parasızlıktan ve borçlardan dolayı yüzüstü ortada kaldı (Öndeş,2012: 343-344).

……………………

Yakın tarih okuyanlar göreceklerdir ki; Osmanlı Devleti'nin padişahlık yapmış son padişahı Sultan 2.Abdülhamit'(1842-1918) tir. Onun bir darbe ile 1909 yılında tahttan indirilmesinden sonra tahta oturan Sultan Reşat, (1844-1918)  İttihat ve Terakkicilerin baskısı, ipoteği ve hükmü altında, Sultan Vahdettin (1861-1926) ise ülkeyi işgal etmiş işgal güçlerinin baskısı altında her ne kadar ünvanları padişah olsa da padişahlık yapamamışlardır.

*Konuyla ilgili ayrıntılı okuma yapmak isteyenler için:

Göztepe Tarık Mümtaz,(1991),Osmanoğulları'nın Son Padişahı Vahideddin-Gurbet Cehenneminde, İstanbul: Sebil Yay

Kadri Hüseyin Kazım, (1991),Hatıralarım, İstanbul:İletişim Yay

Kadri Hüseyin Kâzım,(1992),Balkanlardan Hicaza İmparatorluğun Tasfiyesi, İstanbul:Pınar Yayınları

Öndeş Osman,(2012),Vahdeddin'in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor, İstanbul:Timaş Yayınları

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  973251

-