3 AĞUSTOS 2020 PAZARTESİ

TRUMP’IN BAŞKAN OLMASI KÜRESEL DENGELERİN DEĞİŞECEĞİNİN HABERCİSİ

Trump’ın ABD başkanlığını devralması gerek Amerikan toplumunda, gerekse küresel düzeyde önemli değişikliklerin habercisi olarak görülüyor. Küresel ekonomik ve siyasi ilişkilerde yeni dengeler oluşurken 20. yüzyıla ait ezberler bozuluyor.


TRUMP’IN BAŞKAN OLMASI KÜRESEL DENGELERİN DEĞİŞECEĞİNİN HABERCİSİ

Prof. Dr. Güven Delice 

Donald Trump'ın ABD başkanlığını devralması gerek Amerikan toplumunda, gerekse küresel düzeyde önemli değişikliklerin habercisi olarak görülüyor. Küresel ekonomik ve siyasi ilişkilerde yeni dengeler oluşurken 20. yüzyıla ait ezberler bozuluyor ve böylelikle dünyanın yeni bir dönemin eşiğine geldiği belli oluyor.

2016 yılını beklentilerin altında bir büyüme hızı ve yeterince artırılamayan bir ticaret hacmiyle kapatan dünya ekonomisinde, 2017 yılı için beklentiler biraz daha iyimser görünüyor. Özellikle maliye politikaları öncülüğünde küresel büyümenin ivme kazanması bekleniyor. Bu beklentinin gerçekleşmesi de önemli ölçüde Trump'ın ekonomi politikalarının nasıl biçimleneceğine bağlı. Bu anlamdaki politika belirsizlikleri küresel ölçekte risk oluşturmaya devam ediyor. Kabinede yer alacak bazı isimlerin özellikle dış ilişkilerle ilgili konularda Trump'ın söylemleriyle örtüşmeyen açıklamalar yapmaları mevcut belirsizlik iklimini daha da şiddetlendiriyor.

Ekonomi politikaları açısından cevabı verilmekte zorlanılan en önemli sorular şunlar:

ABD küresel ekonominin itici gücü iken, korumacı, küreselleşme karşıtı ve ulusçu politikalarla frenleyici bir güce mi dönüşecek?
Seçim kampanyası sırasında ve başkanlığının ilk günlerindeki söylemleri ve yaptıklarıyla ulusal ve küresel müesses nizamı karşısına almış gibi görünen Trump, ticari ve finansal liberalizasyonun egemen olduğu küresel paradigmada bir değişiklik yapabilecek mi?

Trump'ın ekonomi vaatleri ve içe kapanma riski

İlk bakışta 1980'li yıllarda Ronald Reagan'ın uyguladığı arz yanlı iktisat politikalarını (Reaganomics) andıran Trump'ın ekonomi politikaları konusundaki yaklaşımına bakıldığında, ülkede üretimin azalmasının ve bunun doğurduğu işsizliğin en önemli sorumlusu olarak ucuz ithalatı ve üretimini yurtdışına kaydıran Amerikan şirketlerini gördüğü anlaşılmaktadır.

Trump'ın politikaları genel olarak ülke içinde daha az düzenlemelerin olduğu, dışa karşı daha korumacı devlet politikalarının yoğun bir şekilde yürürlüğe konulacağı bir döneme işaret ediyor. Uzmanlara göre Trump, ABD'nin stratejik önceliklerine uygun bir yol izleyeceği için müdahaleci ekonomi politika söylemlerinin küresel ekonominin itici gücü ABD'yi içe kapatması riski bulunmuyor. Ancak, 2008 küresel krizinin ardından emareleri görülmeye başlanılan korumacı politikaları azaltma yönündeki girişimlerden beklenen sonuçlar alınamamış ve Trump'la birlikte “Önce Amerika” mottosuyla bu politikalar en üst düzeyde dillendirilmeye ve uygulamaya geçirilmeye başlanmıştır.

Trump'ın dörtte biri ekonomiyi ilgilendiren hususlardan oluşan vaatlerinin bazıları ciddiye alınmazken, bazılarının uygulanma ihtimalleri küresel ekonomik ilişkiler açısından tehlikeli sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor. “Amerika'da Amerikan malı kullanın ve Amerikalıları çalıştırın” sloganı eşliğindeki politika öncelikleri şu şekilde sıralanabilir:

NAFTA ve TTIP'nin iptalinin doğuracağı küresel sonuçlar

Trump, 1994 yılında ABD, Kanada ve Meksika arasında yürürlüğe konulan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) 'ABD'nin onayladığı en kötü ticaret anlaşması' olarak nitelendirdi. Bu bağlamda NAFTA'nın ve yürürlüğe girmesi halinde dünyanın en büyük ticaret anlaşması ünvanını kazanacak olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması'nın (TTIP) iptal edileceğine veya yeniden düzenleneceğine yönelik yapılan vurguların küresel ticaret üzerinde çok ciddi sonuçları olacak. TTIP'nin iptalinin AB'den ayrılma kararı veren İngiltere ve AB'ye bir türlü üye yapılmayan Türkiye için birtakım fırsatlar doğurabileceği öngörülüyor.

Trump bir diğer ticaret anlaşması olan ve dünya ekonomisinin yüzde 40'ını oluşturan 12 ülkenin taraf olduğu Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması'ndan (TPP) çekildiğine ilişkin bir kararnameyi 23 Ocak'ta imzaladı. ABD'nin Asya'daki varlığının daha az görünmesi anlamına gelen bu çekilme işlemi Çin'in bölgedeki gücünün ve nüfuzunun genişlemesine alan açmış gibi görünüyor.

Trump endişesi AB'yi yeni arayışlara sevkediyor

İngiltere'nin Brexit kararı ve bazı üyelerinin ciddi ekonomik sıkıntı içerisinde olması nedeniyle güç ve prestij kaybı yaşayan ve halihazırda ABD'nin en büyük dış ticaret ortaklarından biri konumunda bulunan AB, yeni ABD yönetiminin serbest ticaret karşıtı söylem ve yaklaşımlarından, NATO konusundaki tutumundan ve Rusya ile ilişkilerdeki değişiklik sinyallerinden tedirgin.
Trump, Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı alan İngiltere ile ilişkileri geliştirmekten yana tavır alırken, önemli ticari rakip olarak gördüğü Almanya'yı AB'yi kendi çıkarları peşinde kullanmakla itham ediyor. AB yöneticileri ABD yönetiminin öngörülemeyen strateji ve politikalarının AB'nin geleceğini olumsuz etkilemesinden endişe ediyorlar. Bu endişe AB'yi yeni arayışlara itiyor. Bu arayışların somut yansımalarından birisi, Meksika ile 2000 yılında yapılan serbest ticaret anlaşmasının güncelleştirilmesine yönelik müzakereleri hızlandırma kararıdır. Bu kararın sembolik bir anlamı olduğu ve yeni politika arayışlarının habercisi olduğu düşünülebilir.

AB ile ilişkilerin ABD'ye zarar verdiği ve dolayısıyla yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin söylemlerden yola çıkılarak AB ile yaşanacak sorunların dünyanın diğer yerlerine yansıma potansiyelinin ne olacağı da derinlemesine analiz edilmesi gereken bir konu.

Rusya direniyor

Rusya'nın Ortadoğu ve Doğu Avrupa'da kendine alan açma girişimlerine yeni ABD yönetiminin nasıl bir karşılık vereceği henüz şekillenmiş değil. Trump'ın Rusya'yla ilişkileri iyileştirmeye ve bu bağlamda yaptırımları kaldırmaya dönük söylemlerinin nasıl karşılık bulacağını zaman gösterecek. Çin'i Rusya'yla dengeleme stratejisi izleyeceği anlaşılan Trump'ın bu politikası Kongre ile Beyaz Saray arasında sıkıntılı bir alan oluşturuyor. Diğer taraftan, Rusya'ya tehdit sıralamasında öncelik verilmesi halinde hem ABD, hem de dünyanın geri kalanı için zor bir süreç yaşanacak demektir. Moskova'yla ilişkilerin düzeltilmesinin Ukrayna sorununu nasıl bir noktaya doğru yönelteceği de ayrı bir soru konusu. Bu konu ABD'nin Orta ve Doğu Avrupa'yla ilişkileri üzerinde önemli etkiler doğuracağa benziyor.

Özetle, ekonomik ve siyasi sorunlardan yakasını kurtaramayan AB ülkeleri, önemli ölçüde dış finansmana dayalı ekonomilere sahip gelişmekte olan ülkeler, ABD ile yoğun ticari ilişkileri bulunan ülkeler ile Çin ve Rusya gibi yeni küresel denge odakları ABD yönetiminin ekonomi politikalarına dikkatlerini çevirmiş durumdalar. Bu süreç yeni dengeler ve yeni trendler üretme potansiyeline sahip.

Çin yeni fırsatlar ve tehditlerle karşı karşıya

Ekonomisinin büyüklüğü, ekonomik büyüme oranı, dış ticaret dengesi ve kamu borcu gibi büyüklükler açısından dünya ölçeğinde başarı sembolü olan Çin, yeni dönemde küresel bir ekonomik aktör olarak yerini sağlamlaştırma sürecinde. Bu bağlamda Çin'in yükselişi ABD için uzun vadeli tehditler sıralamasında ilk sırada yer alıyor. ABD'nin Çin ile yaptığı ticarette sürekli artan bir ticaret açığı söz konusu. Küresel üretimin ve bu minvalde teknolojik gelişmelerin merkez üssünün giderek Çin başta olmak üzere doğuya doğru kayması ile birlikte düşünüldüğünde bu ticari açık, ABD için önemli bir tehdit unsuru olarak görülüyor. Bu bağlamda uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Çin'e karşı kota uygulamasının bile masada olduğu belirtiliyor.
Önemli miktarda döviz rezervi (dolar) olan ve bu rezervleriyle tahvil alarak ABD ekonomisine finansman sağlayan Çin, net sermaye ihracatçısı konumuna yükseldi. Çin Merkez Bankası, rezervlerinin önemli bir kısmını Amerikan devlet kâğıtlarına yatırmış durumda. Diğer taraftan, teknik kapasitelerini önemli ölçüde yükselten Çin şirketleri ülke dışına önemli ölçüde dolaysız yatırım yapıyor.

ABD ekonomi yönetimi doların değerinin yüksek olmasında Çin'in parasının değerinin düşük tutulmasının önemli etkisinin olduğunu düşünüyor. Çin'in parasının değerini düşük tutarak, uluslararası anlaşmalara aykırı sübvansiyonlar vererek, fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal ederek ve ithalat üzerine dolambaçlı yollardan kısıtlamalar getirerek küresel ticareti ve refahı olumsuz etkilediği vurgusu yapılıyor.

Çin'in stratejik hamleleri

ABD yönetiminin Çin politikası küresel ölçekte yeni tedirginliklere kapı araladı. Özellikle Asya piyasalarının bu süreçte ciddi sarsıntılar geçirmesi olası görünüyor. Önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan ve yıllık 5,3 trilyon dolara yakın bir ticaretin gerçekleştiği Güney Çin Denizi, ABD ile Çin arasındaki sorunların şu andaki görünür yüzünü oluşturmakta. ABD'nin Tayvan ile ilişkileri geliştirme ihtimalinin varlığı da ABD-Çin ticari ilişkileri üzerinde önemli baskı oluşturabilir. ABD'nin Çin karşıtı politikalarına karşılık İngiltere'nin Çin ve Hindistan'la daha yakın ekonomik ilişkiler geliştirmek istemesi, bu sürecin öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır.

 

Yorum Yaz

  326963

-