8 AĞUSTOS 2020 CUMARTESİ

Tarık Ziya Gücüm

TUR-İ SİNA, İLAHİ İLETİŞİM ALANINDA VAROLUŞ EKOLOJİSİNİ TEMİZ TUTMAK

Tarık Ziya Gücüm

Üniversitede okuduğumuz ilk yıllar. Haziran ayıydı, Kudüs e yaptığımız bir ziyaret sonrası, Mısırda okuyan, Türkiye'den tanıdık dostlardan da davet almış, bunun üzerine oradan Mısır a geçmiştik.

Birkaç gün Mısır'ı gezdikten sonra, Artık Türkiye'ye dönüş için hazırlıklara başlarken, bizi misafir eden arkadaşlar, birkaç gün daha kalmamızı ve gelmişken, Şarm el-Şeyh de  bulunan Tur i sina dağını görmeden gitmenin, büyük bir eksiklik olacağını söylediklerinde, doğrusu hayır demek için bir sebep te bulamadığımızdan, iki gün daha kalmayı kabul ettik.

Mısır'da Kızıl denizin kenarında yer alan, Sina yarım adasının ucunda konumlanmış bir şehirdir Şarm el- şeyh.

Hz. Musa (as), İsrail oğullarını mısırdan çıkarırken Rabbi ile konuştuğu ve on emir'in ona verildiği dağın bulunduğu yer.

Tarihçiler her ne kadar, Tur-i Sina nın, Arabistan'da olabileceğini, bu yönde bulguların olduğunu belirtmişlerse de, Mısırlı tarihçi ve arkeologlar, Tur-i Sina Dağının Şarm el- şeyh de olduğu konusunda ısrarcıdırlar.

Bir gün sonra, Kahire'den yaklaşık 5 saat süren yolculuğun ardından, Şarm el-Şeyh şehrine varmıştık. Biraz dinlenip, iyi bir uyku dan sonra, sabaha karşı arkadaşların önceden kiraladıkları arabaya atlayıp, Tur-i Sina'ya hareket ettik.

Dağın eteklerinden itibaren yürüyerek, Katarina Manastırı'nın yakınındaki patika yolu takip edip Hz. Musa (as)'ın,  Rabbimizle konuştuğu doruklara tırmanmaya başladık.

Bizimle beraber, sessiz bir insan seli de bizimle aynı yolu izliyordu. Dünyanın her tarafından gelen, çoğu genç insanlar.

İtiraf etmeliyim ki, Yükseldikçe içimizdeki heyecan artıyor, zihnimizde o muhteşem sahnenin hayali, ruh kimyamızı değiştiriyordu.

Yer yer donmuş, karlı zeminde iki buçuk saatlik bir tırmanıştan sonra, aşağıdan bakınca bir tepe gibi görünen, fakat tırmandıkça şaşkınlık içerisinde buranın, bir tepe değil 2000 rakımlı bir dağ olduğunu sanki yeni yeni fark ediyorsunuz.

Haziran ayı olmasına rağmen, Soğuk, insanın iliklerine kadar işliyor. Fakat içimizi kaplayan huşu duygusu ayaklarımızı yerden kesiyordu. Beni asıl şaşırtan, üzerine çıktığımız doruğun tam karşısında daha yüksek ikinci bir doruk daha olmasıydı.

Rabbini görmek isteyen Hz. Musa'ya ‘'beni göremezsin Ya Musa'' diyerek, karşıki dağa tecelli eden Allah'ın nurunun, dağı yakıp kavurması aklınıza geliyor ve karşıdaki doruk o mu diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Çevremizdeki insanların çoğu, bu muhteşem manzarayı kameraya alıp fotoğraflarken bizler, bu halet i ruhiye içerisinde tefekküre dalıp, zaman yolculuğuna çıkmıştık sanki.

Hani ya; Hz. Musa Tur-i Sina da ateşi uzaktan görüp yaklaştığında, Rabbimiz ona şöyle hitap etmişti.

‘'Fakat ateşe yaklaşınca bir ses ona ‘'Ey Musa!'' diye seslendi, ‘' Benim, Ben! Senin Rabbin! Öyleyse artık ayakkabılarını çıkar! Ve bilki, sen iki kez kutlu kılınmış vadidesin. Ben seni ( kendime elçi olarak) seçtim, öyleyse artık (sana) vahyolunanı dinle.''(Taha suresi - 11, 12, 13)

Evet;  ‘'Ayakkabılarını çıkar'' ifadesi, belki de varoluş ekolojisini temiz tut anlamında tefsir edilebilir. Yani düşüncelerinde, duygularında ve hareketlerinde ilahi ölçü ve standartlarda ol, Ruhen de, bedenen de temiz ol denilmektedir. Aksi takdirde o kutsal vadide, Allah ile iletişim alanı olarak seçilen o yerde kalmak mümkün olmazdı.

Ve Yaratılmış olan insan, Yaratanı nın karşısında duruyor, hani miraçta Cebrail'in bile ‘'Ey Muhammed bundan öteye geçemem''  dediği, iletişim sınırlarının belli olduğu bir alan.

O küçücük, güçsüz ve sınırlı zerre, gözlerin göremediği ululukla, gölgesi altında göklerin ve yerin küçülerek, mikroskobik varlıklara dönüştükleri o yücelikle karşı karşıyadır ve O'ndan gelen mesajı algılayabilmektedir. Beşeri varlığının sınırlı duyarlığı ile o yüce seslenişi algılayabilmektedir.

O an, bütün insanlığın, Hz. Musa'nın kişiliğinde yüceldiği, doruklara tırmandığı bir andır sanki. Bir insan için, bir an için bile olsa, o görkemli kaynaktan mesaj almaya dayanmak ne ulaşılmaz bir mazhariyettir!

Biçimi nasıl olursa olsun, böyle bir iletişim kurmaya elverişli halde olmak, tüm insanlık için ne paha biçilmez bir onurdur!

Bu kutsal vadide zamana dalıp Düşünürken bize düşen tek şey, hayretten donup kalarak, zihnimizde bu olayın yaşanmışlığına tanıklık etmek olur ancak.

Bu nedenle, Rabbin rızasını kazanmak için, ilahi yasaklara ve çizilen sınırlara uymak zaruridir.

Yasak ve Allah'ın belirlediği sınırları çiğnemek, asla Tuva vadisinin kutsallığı ile bağdaşmaz.

Vesselam.

TARIK ZİYA GÜCÜM - TERCÜMEİHÂL

TARIK ZİYA GÜCÜM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  336586

-