Hüseyin Yağmur

TÜRKİYE’Yİ KİMLER, NASIL YÖNETTİLER? (3)

Hüseyin Yağmur

Eski bürokrat ve siyaset adamlarımızdan Ertan Yülek'in Hatıraları*ndan dönemin Türkiye yöneticileri ile ilgili şahitlikleri  anlatmaya devam  ediyoruz. 

5) Başbakan Mesut Yılmaz ve Yönetiminden  Manzaralar

Türk siyasetinin bir dönem önemli aktörlerinden biri de başbakan Mesut Yılmaz idi. Turgut Özal'ın kabinelerinde Dışişleri Bakanı, Kültür Bakanı, Devlet Bakanı olarak görev yapan Mesut Yılmaz bu dönemde kendi rengini belli eden çeşitli uygulamalara imza atmıştı. Onun Kültür Bakanlığında iken yönetim zihniyetini gösteren bir manidar olayı Ertan Yülek şöyle anlatıyor: Devlet Planlama Teşkilatı'nda her sektörün bir uzmanı vardır. O uzmanlar sadece Türkiye'yi değil dünyayı da takip ederler ve yapılacak işler 5 yıllık planlara, yıllık programlara alınır.

Bir gün Kültür Varlıkları sektöründen sorumlu uzman arkadaşlar gelerek "Turizm ve Kültür Bakanlığı'na eski eserlerin restorasyonu için her sene ödenek koyarız. Bakanlık bu parayı eski Yunan, Bizans ve Roma eserlerinin tamirine sarf eder. Ama Selçuklu, Osmanlı eserlerine hiç bakmazlar. Biz iyisi mi bunu ikiye bölelim. Böylece kendi kültürümüzün eserleri de restore edilebilsin” dediler. Bu teklif makul olduğu için uygun gördüm. Daha senesi dolmadan Müzeler Genel Müdürlüğü'nden bir yazı geldi. "Roma ve eski Yunan eserlerine ayrılan paranın kâfi gelmediği, onun için Selçuklu ve Osmanlı eserlerine ayrılan ödeneğin buraya aktarılması lâzım geldiği” Diye devam eden bir yazı. Tabi bunu koyuş maksadımız belli idi. Uzmanla görüşerek kabul etmediğimizi belirten ret yazımızı yazdık. (Yülek,2015:444-445).

Mesut  Yılmaz Refahyol hükümeti döneminde de darbeyi ve darbecileri desteklemiş mevcut hükümeti yıkmak için darbeci generallerle iş tutmuştu. Bu anlamdaki bir ayrıntıyı da şöyle Ertan Yülek şöyle anlatıyor: Bu arada Hoca muhalefet partileri başkanları ile görüşmek istedi. Bunlardan biri de Mesut Yılmaz'dı. Hoca'nın yanında birkaç kişi ile birlikte ANAP'ın Grup Başkanı odasında görüşme yapıldı. Görüşmede ben de vardım. Küstahça demek bize yakışmaz ama Mesut Yılmaz bacak bacak üstüne attı. Ayaklarını insanın burnuna dayarcasına oturdu. Bizim örfümüzde bu yoktur. Karşımızda kim olursa olsun bunu asla yapmayız. Mesut Yılmaz iyi bir aileden gelmesine rağmen tavrını belli etmek için, hiç hoşa gitmeyen bir şekilde oturdu. Erbakan safahatı kısaca anlattıktan sonra "Mesut Bey biraz sonra kapıdan çıkacağız. Basının sual yağmuruna tutulacağız. Sizden bir şey rica ediyorum. Biz demokrasinin korunması hususunda hükümetle beraberiz deyin. Bana bu kâfi” dedi. Nitekim toplantıdan çıkarken kapıda bir gazeteci ordusu ile karşı karşıya kalındı ve sualler başladı. Mesut Yılmaz bu talebin tam zıttını yaptı ve basına verdiği beyanat şöyleydi: "Testiyi kırdıktan sonra, bize geldiler.” Bu aynen 60 ihtilalinde olduğu gibi, muhalefetin, medyanın, üniversitelerin silahlı kuvvetlere destek çıkması gibi bir şeydir (Yülek,2015:631).

Mesut  Yılmaz 8 yıllık kesintisiz eğitim kanununu da çıkartarak binlerce Kur'an kursunun ve İmam Hatip Okulu'nun kapatılmasına vesile olmuştu. İşte bu olaydan sonra Mesut Yılmaz'ın yaptığı icraatı Ersan Yülek şöyle anlatıyor: 18 Ağustosta Hacı Bektaşi Veli toplantılarının yapıldığı gün Mesut Yılmaz Hacı Bektaş'a gitti. Orada şunları söyledi: "Ben size elim boş gelmedim. Ben size bir hediyeyle geldim. O getirdiğim hediye de sekiz yıllık kesintisiz eğitimdir. Bu iş benim siyasî hayatıma mal olsa da ben bunu yapacağım dedim ve yaptım (Yülek,2015:669-670).

6) Başbakan Bülent Ecevit ve Yönetiminden  Manzaralar

Yakın Tarihimizin bir başka politik aktörü de Bülent Ecevit idi. Şair geçinen bu zat, Türkiye'deki Amerikan laikliğinin bir başka temsilcisi olarak faaliyet göstermişti. O da en son Fazilet Partisi'nden başörtülü olarak meclise giren Merve Kavakçı'ya öfkeden simsiyah kararmış yüzüyle “Bu kadını buradan çıkartın” diye bağırarak şairliğinin ve demokratlığının aslında nereye kadar olduğunu göstermişti.

1999 seçimlerinde FP başörtülü kadın milletvekili koymadığı tenkitlerine karşı Merve Kavakçı'yı İstanbul'dan milletvekili adayı gösterdi. Merve Kavakçı seçimi kazandı ve milletvekili oldu.

Ertan Yülek, bu tarihi olayı  şöyle  anlatıyor: Nihayet Meclis toplandı. O zaman Mecliste en yaşlı üye DYP Elazığ Milletvekili Ali Rıza Septioğlu Meclis Başkanıydı. Meclisi o açacak. Ali Rıza Septioğlu'yla konuşulmuş. O da "Bu rejim benim atama, dedeme, sülaleme, dinî inançlarıma şapka yüzünden çok zulüm etti. Ben bu avrada yemin ettireceğim. Merak etmeyin” demiş.

O gün ben de Meclis'e gittim. Protokole oturdum, Askerlerin tamamı da oradaydı. Dr. Nesrin başı açık olarak yemin etti. Bu askerleri rahatlattı. Askerler Meclis'i terk ettiler. Bir müddet sonra ben de ayrıldım. Biliyorum ki, Merve'ye çok geç sıra gelecek, Evde meclis TV'yi seyrediyorum. Birden bire Merve Kavakçı'nın, Nazlı Ilıcak, Karaman Milletvekili Zeki Ünal ve birkaç kişi ile birlikte Genel Kurula girdiğini gördüm. Çok büyük bir protesto oldu. Bir taraftan alkış, bir taraftan protesto sesleri yükseldi. Merve, Nazlı Hanımla birlikte oturdu. Başbakan Bülent Ecevit kürsüye çıktı. Elindeki metni okudu. "Bu kadına haddini bildirin. Devlete meydan okuyor.” gibi ifadelerle ortalığı tahrik etti. Demek ki önceden buna haber verildi. Neticede Merve Hanım dayanamadı ve salondan çıktı (Yülek,2015:682-683).

Dönemin başbakanı Ecevit, o günlerde bir gazetecinin “Efendim, bu Ramazan çok hastaydınız. Acaba orucunuzu tutabildiniz mi? sorusuna “Ben hayatımda hiç oruç tutmadım ki” şeklinde cevap vermişti.

Kaldığımız yerden konuyu incelemeye devam edeceğiz inşallah..

*Yülek Ertan, (2015),Ömürdür Gelir Geçer, (Yaşadıklarım, Gördüklerim, Duyduklarım) Ankara: Cümle Yay

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  135642

-