28 EKİM 2020 ÇARŞAMBA

Hüseyin Yağmur

TÜRKİYE’Yİ KİMLER, NASIL YÖNETTİLER? (4)

Hüseyin Yağmur

Eski bürokrat ve siyaset adamlarımızdan Ertan Yülek'in Hatıraları*ndan dönemin Türkiye yönetcileri ile ilgli şahitlikleri  anlatmaya devam  ediyoruz.

7) Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve Yönetiminden  Manzaralar

Bir başka politik aktör Cumhurbaşkanı Necdet Sezer idi. Anayasa Mahkemesi  eski  başkanı  Necdet Sezer,28 Şubat Darbesinin ardından, darbecilerin derin tezgahı ile Cumhurbaşkanlığına getirilmiş bir şahıstı. Necdet Sezar, bütün Türkiye'yi ‘kamusal alan' adı altında adı konulmamış bir hapishaneye çevirmişti. Onun nasıl seçildiğini Ertan Yülek şöyle anlatıyor: Oylama vakti geldi çattı. Ama hiç kimse ortak aday Ahmet Necdet Sezer'i etraflıca tanımıyor. Ahmet Necdet Sezer'le Vecdi Gönül asker arkadaşıymış. Ayrıca Vecdi Bey Sayıştay Başkanı iken, o da Anayasa Mahkemesi Başkanı "Kendi halinde bir adamdır” dedi.

"Bunu başka kim tanır?” diye araştırmaya başladık. O zamanki Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Haşim Kılıç'a sormaya karar verdik. ANAR'da Genel Müdürlük yapan Beşir Atalay'a telefon ederek ANAR'ın Cinnah Caddesi civarındaki bürosunda buluşmaya karar verdik. Gecenin saat 2'sinde Haşim Kılıç'la bir araya geldim. Haşim Bey "Valla ben şunu söyleyeyim. Kendisiyle ailece de görüşüyoruz. Eşim başörtülü ama kendisiyle herhangi bir problemimiz yok. Ancak çevresi fevkalâde dardır. 7 konuştuğu adam vardır. Bunlardan birisi benim. CHP'li Hasan Fehmi Güneş'le de iyi görüşürler. Kendi halindedir. Filesini alır pazara gider. Alışverişini kendisi yapar. Kararlarda objektif davranır. Ama şunu söyleyeyim, sol tandanslıdır. Meselâ, sizin evsafınızda bir sağcı gelse, bir de solcu gelse tercihini soldan yana kullanır. Bunu kati olarak söyleyeyim” dedi. Bu arada Anayasa Mahkemesi Üyesi Sacit Adalı da toplantıya geldi o da benzer şeyler söyledi. Biz objektif olarak şahsı tanıttık, sorumluluk kabul etmiyoruz” dediler. (Yülek,2015:697).

İşte bu şartlarda göreve gelen Necdet Sezer döneminde Türkiye'de Adana'da bir vatandaşın yaşadıklarını Ertan Yülek şöyle anlatıyor: Tufanbeyli'ye yakın bir yerde, düz bir arazideki otlakta çadırlar gördüm.  Şoförüm Ali Güngör'e "Bir uğrayalım” dedim. Kozan'dan sürüsünü yaylaya getiren şahısla çadırda sohbet ettik. Vakit geçti, Yemeğe ısrar etti. Yarın sabahleyin mutlaka bir yayla kahvaltısına geleceğime söz vererek ayrıldım. Ertesi gün bir kuzu kesmiş, kavurmuş, sohbet koyulaştı. Oğlu astsubay okulunu kazanmış, anasının başı açık resmini istiyorlarmış. Ana bir türlü başını açıp resim çektirmek istemiyor. Sonunda "Bu devlet bizi sahtekâr yaptı, hanım başını açmayınca, başı açık bir hanımın fotoğrafını koyduk” dedi. Bu devlet nasıl milletiyle barışık olur (Yülek,2015:620-621-622).

Dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın

Ertan Yülek'in hatıralarında geçen bir başka politik figür Dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın. Yülek, Murat Karayalçın'dan şöyle bahsediyor: ANAP 1989 yılında yapılan  yerel seçimlerde kaybetti. CHP'den Murat Karayalçın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Bir cami  yapımı vardı. Telefonla devamlı takip ettim. En nihayet Karayalçın "Müsteşarım ben camiye karşı değilim. Hatta Batıkent'te cami ve külliyenin temelini ben attım. Ancak civarda oturan kimseler ve benim belediye meclisi üyelerinden Alevî olanlardan bazıları devamlı karşı çıkıyorlar. Çok zorlanıyorum. Direniyorum. "Sizden Erdal İnönü'den bana destek istiyorum” dedi (Yülek,2015:472).

Dönemin Deniz  Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya

Bir başka aktör dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya idi..

Ertan Yülek, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın Başbakanlık resmi konutunda imza attığı skandal  olayı şöyle anlatıyor: Başbakanlık Resmi Konutta unutulmayacak  bir olay da Erbakan Hoca'nın Yüksek Askerî Şura üyelerine verdiği yemekte, alkollü içki bulamayan Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven garsonu çağırarak parasını verip, kabadayı bir tavırla, âdete başta Başbakan olmak üzere diğer üyelere de meydan okuyarak, büyük bir saygısızlıkla bana göre ilkel bir davranışla, rakı getirmesini istemesi oldu (Yülek,2015:629).

Dönemin mağdur subaylarından İskender Pala o günlerde ordudaki atmosferi şöyle anlatır: “Bir elinde Kuran, öbür elinde Nutuk, denize düştün, hangisini atarsın?” gibi zırvalarla dışa vuran kasvet... Alevi, Kürt, İmam Hatipli ve Çingene olanlara kuşkulu bakış! (Pala,2010:50). (…..) Oruç tutuluyor mu diye kontrol etmek için öğleden sonra evlere çay ziyaretleri... (Pala,2010:56).

Dönemin Niğde Valisi

Ertan Yülek dönemin Niğde valisinin yaptığını da  şöyle anlatıyor: O zaman Niğde sosyal İmkânları oldukça kısıtlı bir yer. Yemek verecek bir salon bulamadık. Çimento Fabrikasının yemekhanesinde yemek vermeye karar verdik. Bakan geleceği İçin Vali Selami Celayir de İşlerimizle yakından alâkadar oluyordu. Davetiyeler bastırıldı.

Hacı Ahmet Ülkü'yle Vali'ye gittik. Vali "İçki verecek misiniz?” deyince "Hayır vermeyeceğiz” dedim. "Bu senin fikrin mi, yoksa yönetim kurulunun fikri mi?” dedi Vali. Hacı Ahmet Ülkü'nün gözüne baktım. Bakışlarıyla beni tasdik edince, "Hem benim fikrim, hem de yönetim kurulunun fikri.” Bu arada Cuma ezanı da okunuyor. Ayaktayız namaza yetişeceğiz. Vali "Arkadaş kusura bakmayın. Ben size hiçbir şekilde yardım edemem” dedi (Yülek,2015:244).

İşte tekmili  birden  cinsinden Türkiye'yi  yaklaşık  100 yıl  boyunca yöneten ancak bir adım ilerletmeyi bir türlü beceremeyen, yegane marifeleri Atatürk'e benzer  heykeller dikmekten ibaret olan şahıslar…

*Yülek Ertan, (2015),Ömürdür Gelir Geçer, (Yaşadıklarım, Gördüklerim, Duyduklarım) Ankara: Cümle Yay

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  383235

-