10 TEMMUZ 2020 CUMA

Hüseyin Adalan

ÜLKER YÜKSELDİĞİ YERİ HAK ETTİ Mİ?

Hüseyin Adalan

Kim yükseltti onu?

Geç kalmadan bastığı basamaklar bir bir sökülmeli.
Bedelini ödemeli.

Yıllardır dindarların markası gibi görünen, parsayı kapan Ülker, şimdi “Hesaplaşmaktan” bahsediyor.

15 Temmuz'da rüştünü ispat eden bu millete artık hiçbir şey yapamazsınız. Liderini bulmuş ve bir işaretiyle ölümü bekleyen milleti sindiremezsiniz. Midesinin değil izzetinin, hürriyetinin, namusunun, ülkesinin derdinde olan insanları korkutamazsınız.

İbadet vecdiyle nöbet tutan İslam'ın sancaktarı olduğunu bilen bir millet var.

Bu millet bilenmiş bekliyor. Millet teyakkuzda, bu sefer çok ciddi, asla affı olmayacaktır. “Reis” vur dediğinde emrini anında yerine getirmek için birbirleriyle yarışmayı bekliyorlar. Yaşlısıyla genciyle…

15 Temmuz bu milletin şahidi ve delilidir. Millet tedirgin değil ama tedbirlidir. Neyin hesabını yapıyorsanız topunuz gelin. Sıkıntı yok. Bu zorlu coğrafya da yaşayan millet gemileri ve limanlarıyla dünyayı da yakmasını bilir. Huzura hasret bırakır.


Kısadan hisse:
HADDİNİ AŞANLARA

Halife Harun Reşit, Bermek olan veziri Cafer bin Yahya ile birlikte, “Saray'ın Bahçesi'nde gezerken, canı “meyve” çekiyor. Elma'yı dalından koparmak için uzanıyor, ne var ki; “orta boylu” olduğu için, meyveye yetişemiyor! Veziri Yahya'ya diyor ki; “Omzuma çık, o meyveyi kopar ve bana ver!”

Vezir “zayıf” olduğu için, “Halife'nin omzuna ”çıkıyor ve meyveyi koparıp, veriyor. Meyveyi yiyen Halife Harun Reşit, “çok lezzetliymiş” diyor, “Bana bahçıvanı çağırın. Bu lezzetli meyveden dolayı onu ödüllendireceğim.”

Zaten az ileride duran ve olan-biteni “hayretle” seyreden bahçıvan geliyor. Halife, ona; “Sana bir ödül vereceğim, dile benden ne dilersen” diyor. Bahçıvan diyor ki; “Sultanım, sizden bir tek isteğim olacak. Bana, benim Bermekî olmadığıma dair bir belge verir misiniz?”

Halife şaşırıyor! “Herkes devlet kademesinde görev almak için bir Bermekî şeceresi uydururken, herkes Bermekî olmaya can atarken, sen niye Bermekî olmadığına dair belge istiyorsun ki? Kaldı ki sen bir Bermekî'sin! Bermekî olmaktan niye kaçınıyorsun? Belge'yi almakta ısrar eden bahçıvan diyor ki; “Evet, bir Bermekî'yim. Ama mademki, benden bir istekte bulunmamı istediniz. Ben bu belgeyi istiyorum, başka da bir isteğim yok!”

Halife Harun Reşit de; “Madem ısrar ediyorsun, istediğin belgeyi vereceğim sana” diyor ve daha sonra da, o belgeyi veriyor bahçıvana...

Aradan yıllar geçer. Bermekîler; Halife Harun Reşit'in kendilerine beslediği “büyük güven ve yakın ilgiyi “istismar” ederek, sadece “Saray kademelerini değil”, “eyaletleri de kendi yandaşları ile yönetmeye” başlarlar! Devletin her kademesini bir “ur” gibi sarmışlar, en ücra yerlerine bile “kendi adamlarını” yerleştirmişler!

Durumu fark eden Halife, Bermekîlerin “bir devlet içinde devlet” kurmak için uğraştıklarını “ülkenin her yanını ele geçirdiklerini” ve “kendisini devre dışı bıraktıklarını” fark edince, derhal emir verir: “Bermekîleri kılıçtan geçirin! Yaşlılarını da zindana atın!”

Emir, yerine getirilir! Bermekiler öldürülür. Peki, “bahçıvana” ne olur? Halife'nin emri üzerine, görevliler bahçıvanın evine de giderler. Ya kılıçtan geçirecekler, ya hapse atacaklardır! Ama bahçıvan; hemen, “Bermekî olmadığına” dair, “Halife imzalı belgeyi gösterir!” “Gördüğünüz gibi, ben Bermekî değilim ”der ve kellesini kurtarır.

“Kılıçtan geçirme ve zindana atma operasyonu” sona erince, Harun Reşit, son durumu öğrenmek için kurmaylarını çağırır ve sorar; “Emrimi yerine getirdiniz mi?” Kurmaylar der ki;  “Listedeki herkes; ya kılıçtan geçirildi, ya zindana atıldı. Sadece bir adam kaldı. Ama ona dokunamadık, çünkü elinde sizin imzaladığınız bir belge vardı!” Halife; “Hatırladım ben onu... Onu bulun ve bana getirin” der. Bahçıvan huzuruna getirilince, Harun Reşit sorar adama; “O gün Bermekî olmadığına dair, benden ısrarla belge istedin. Ben de verdim. Peki, bugünlerin geleceğini nereden anladın?” Bahçıvan der ki; “Sultanım; hani elmayı koparmak isterken, vezir, sizin omzunuza basmıştı ya işte o an dedim ki; eyvah, bizim sonumuz geldi!” Harun Reşit, araya girip; “Ama ben söyledim omzuma basmasını” deyince, bahçıvan der ki;

“Fark etmez sultanım. Sizin, Sultan olarak, vezirinizin omzunuza basmasını istemeniz bir alicenaplıktır, büyüklüktür. Siz istemiş olsanız bile, vezirinizin omzunuza basması; hem şımarıklık, hem had bilmezlik, hem de küstahlıktır! Sizin omzunuza basıp meyveyi koparmak yerine, pekâlâ beni çağırabilir ve benden isteyebilirdi! Bir adam, vezir de olsa, sultanının omzuna basacak kadar cüretkâr ve had bilmez olduysa, bunun sonu felâkettir! Ben, işte o gün bu felâketi gördüm ve sizden o belgeyi istedim.”

Evet, atalar ne demiş: "İslam'ın şartı beş ise altıncısı haddini bilmektir." Zira unutulmamalı ki, Haddini aşanlara Allah eninde sonunda haddini bildiriyor!

Hz Ali'nin dediği gibi: Her şeyin affı olur ancak devlete ihanetin asla!

 

HÜSEYİN ADALAN - TERCÜMEİHÂL

HÜSEYİN ADALAN DİĞER YAZILARI

  1. İbret verici bir kıssa idi, elinize sağlık...

Yorum Yaz

  312795

-