5 ARALIK 2020 CUMARTESİ

Can Kemal Özer

ÜNİVERSİTELERİN TÜMÜNÜ KAPATSAK VE YERİNE…

Can Kemal Özer

Önceki gün telefonda pek çok telif ve tercüme esere imza atmış velût bir hocamızla konuşurken, “‘Tayyip Erdoğan bugün ‘100 üniversiteyi kapatıyorum' dese, Türkiye kaç gram geriler?” diye sordu.

Aslında cevap sorunun içindeydi ama biz de “15 tanesi kapatıldı ne kaybettik ki” deyince “hiçbir şey” cevabını kendi verdi.

Biz de hoca ile aynı düşüncedeyiz. 100'ünü değil de, tümünü kapatsak ne kaybederiz? Niye kaybedelim, aksine kazançlı dahi çıkarız. Ekonomi ve sağlığımız kurtulur.

2002'de 73 olan üniversite sayısı, 2016'da 193'e, 70 bin olan akademisyen sayısı ise 151 bine yükselmiş.

22 bin profesör, 15 bin doçent, 34 bin yardımcı doçent, 22 bin öğretim görevlisi, 10 bin okutman, 45 bin araştırma görevlisine ulaşmışız.

Bunların 2002'de 26 bini kadın iken, 2016'da kadın sayısı 65 bini geçmiş.

Siyasi eğilimleri -sanıldığı gibi- çoğunlukla AK Parti de değil.

Kadrolar hiçbir şartta liyakat esasına göre değil, ideolojik yandaşlık kayırmacılığına göre dolduruluyor. FETÖ devrinde kadrolara girebilmek için ‘sapkın FETÖ dini'nden olma ayatması işliyordu. Onun yerini, diğerlerinin cemaat kadroculuğu aldı.


Nereden mi biliyorum?

Sayısız şikayetin yanısıra 8-9 yıl avukatlık yapmış, son derece birikimli, ama hiçbir cemaatten olmayan, ancak ahlak ve liyakatinden asla şüphe duymadığım 30 yaşında bir genç var. Piyasa avukatlığı onun ilkeleri ile örtüşmediği için birkaç yıldır başka bir sektör arayışında. Halen görevde olan en az 4-5 bakan ve onlarca vekil, üst düzey bürokratı çok iyi tanıyan, ahbaplığı olan münevver bir babanın evladı.

Üstelik FETÖ bu ailenin son 10 yılını burnundan getirdi. Sıhhat ve varlığını çaldı. Hiç bir cemaate de mensup değiller. Bu nedenle avukat kardeşimizin müracaat ettiği her kamu ve üniversite kapısı yüzüne kapatıldı. Her şeyine kefil olduğum için bazı rektörlere tavsiye ettim. Bazı arkadaşların devreye girmesini rica ettim. Hiçbir işe yaramadı. Selamın değeri olmadığı gibi, liyakat da hiçbirinin umurunda bile değil.

Önümüze iki şey çıktı. Ya rektörler hangi cemaatten ise, o cemaatin en tepesinden referans götürülmesi, ya da YÖK Başkanı'nın talimat vermesi. Belki bir üçüncü yol daha vardır, ama o da asla ve kat'a liyakat değil.

Mesele şu: Eskiden savaş sadece top tüfekle olurdu. Osmanlı, savaş yöntemlerinin değiştiğini, boyut değiştirdiğini göremeyince yıkıldı.

Abdülaziz ve Abdülhamid Hanlar durumu fark etmiş ve devlete nefes aldırmış iseler de, geç kalındığı için yıkılmaya mâni olamadılar.

BU SİSTEMİ ÇÖPE ATMADAN OLMAZ

İster ilk, ister orta, isterse de yükseköğrenimde olsun, Türkiye bu yöntem ve araçlarla ilerlemeye devam ederse, korkarım bizi kötü bir akıbet bekliyor olacak.

Takriben on beş yıl sonra ülkenin neredeyse tamamının üniversite diploması olacak. Onların bir yarısı da, yüksek lisans ve doktora yapmış olacaklar, lakin o gün bugünleri bile arayacağız. Tıpkı bugün dünü aradığımız gibi.

Peki, çözüm ne?

Savaş boyut değiştirdi' demiştik. Eğitim sistemimiz kötü ve körü körüne bir taklit olduğu için ancak sıfır çekebiliyoruz. Dolayısıyla bu savaşın araçlarından; medyada, bilimde, felsefede, çevrede, beslenmede, tıpta, sinemada sıfır çekiyoruz. Kısaca sıfırcıyız vesselam.

Tarihe takılıp kalmayacağız ama tarihten ilham almadan gelecek inşası imkânsız. Biz tarihte bu işi nasıl başarmıştık?

Abbasi ve Endülüs döneminde tercüme hareketleri başladığında sadece ve sadece 50 kitabın tercüme edilmesiyle devasa bir medeniyet doğdu. Yüzbinlerce kitap, sayısız mimari eser ve benzersiz şehirler, ahlak ve adalet nizamı…

Maturudî, İbn Bâcce, İbn-i Sina, Farabi, El-Kindi, Sühreverdi, er-Razi, İbn-i Rüşd, Nasiruddin Tûsî, Gazali, İbn Tufeyl, İbn Arabî, Miskeveyh, Celaleddin Rumî, İbn Haldun diye devam eden sayısız âlim, arif ve fazıl yetişti.

Her biri batının da ufkunu açan yüzlerce kıymetli eser vermiş. Ama biz bugün onları ve eserlerini anlamaktan çok uzağız. Ve hâlâ yegâne gündemimiz bu eserlerdeki fikir ve bilgilerden ibaret.

Türkiye'de her yıl 40 binden fazla yeni “kitap” basılıyor. Bunların 50 adedi değil, neredeyse 15 bini tercüme.

Ama peşinden gidecek, dudak ısırtacak, dünya gündemini sarsacak, bir ilim, bilim ve sanat adamımız yok. Bu gidişle olmayacak da!

Çözüm, bu maskara sistemden vazgeçip, yeni Beyt'ül Hikme (m.830) ve Nizâmiye Medreselerini (1091) kurmak.

Bu sistemin temellerinin Ashâb-ı Suffe'de atıldığını da akıldan çıkarmamalı.

Herkesi değil istidadı olanları okutmak, batının dayattığı usûl, yöntem ve tarzla eğitmeyi terk ettiğimiz gün, işte o zaman biz dünyanın değil, dünya bizim peşimizden koşacak.

OLMAYAN BEYİN GÖÇER Mİ?

Birkaç hafta önce Deutsche Welle'de “Türkiye'den beyin göçü artıyor” başlıklı bir haber yer aldı.

Hitlerin yayın organı DW, Türkiye'den kaçan ve yurt dışı çıkış yasağı getirildiği için kaçamayan FETÖ'cü akademisyenlerin derdine düşmüş. Türkiye'yi terk edenleri “beyin göçü” olarak niteliyor.

Beyni olan biri FETÖ'cü olur mu? Elbette olmaz!

Almanların yayın organlarındaki habere imza atan Seda Sezer Bilen ve Hülya Topçu ise muhtemelen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Peki, bu sözde gazetecilerin derdi ne? Belki savcılar sorar da milletçe öğreniriz.

Bu Türkiye düşmanları, FETÖ'cü beyinsizlerin kaçışını “beyin göçü” olarak nitelemekle kalmayıp, bu gidişatın “ülkede tamir edilmez yaralar” açacağından dem vuruyorlar.

Yrd. Doç. Bekir Çınar adlı FETÖ'cü, güya yıllarca başka ülkelerde bilimsel çalışmalar yapmış, sonra Türkiye'ye dönüp akademisyenlik yapmaya başlamıştı, ancak çalıştığı üniversite bir gün aniden kapatılınca, tekrar ülkeden ayrılmak durumunda kalmış. Hainlerin derdi, Almanlar ve Almanlara çalışan bu sözde gazetecilere düşmüş. Belli ki, ülkemiz adına çok üzülmüşler.

ZORLA EĞİTİM ÖLÜM GETİRDİ

Ders çalışması için ailesinin sürekli baskı uyguladığı iddia edilen genç kız, Adana'daki üniversiteye hazırlık için özel bir eğitim kursunun binasından atlayarak intihar etmiş.

Arkadaşlarına okumak istemediğini belirten genç kızın arkadaşlarına sürekli "bana ders çalışmam için çok baskı yapıyorlar, böyle giderse bir gün canıma kıyacağım" demiş.

Okumak istemeyen bu genci zorla okutmak isteyen aile ve MEB Bakanları cinayetle ne zaman yargılanacak?

Yargılanmasalar bile vicdanları onlara rahat yüzü gösterecek mi?

Her genç okumak zorunda mı?

EĞİTİM İTİRAFI VE YALNIZLIK

Cumhurbaşkanı dün de yalnızlıktan söz etti.

 “Fiziki sorunları çözmeyi başardık ama zihinleri aynı düzeyde güçlendiremedik. Okullarımızdaki eğitimin içeriğinin kalitesinden daha da önemlisi mantalitesinden memnun değilim” Erdoğan önceki gün bunları söylerken Bakan'ın yanındaki duruşu dikkat çekiciydi.

Özetle Reis diyor ki: 17/25'de yalnız kaldım. 15 Temmuz'da yalnız kaldım. Faiz konusunda yalnızım. Eğitim en başarısız olduğumuz alan.

Peki, şimdi ne olacak? ‘Reis memnun değil' diye, yeni bir sisteme geçecekler. Sonuç değişmeyecek. Çünkü sorunu çözmesi beklenenler bizi bu hale getirenlerdir. Bu yapıdan, bu zihinden, bu usulsüzlükten çözüm çıkmaz.

Bu ülkeyi akademisyen ve bürokrat mantığından kurtarmadan bu işler düzelmez.

Vesselam.

 

 

CAN KEMAL ÖZER - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci, yazar… Yeni Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Gıda Hareketi Başkanı. Yayınlanmış kitapları: Deccal Tabakta, Şeytan ye Diyor, Şeytan Çıplak, Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler, Müslüman'ın Diyeti, Yediklerimizin İçinde N(E) Var, Hangi Suyu İçmeli, Ramazan Kitabı, İyi Gıda Kötü Gıda, Gülen Şeytanlar Tarihi

CAN KEMAL ÖZER DİĞER YAZILARI

  1. Biz okumayı yaradanı (c c), yaratılanı , nebatatı,hayvanatı,eşyanın özünü , hayatı anlama ve anlamlandırma yönünde okumayı,çözmeyi hedef alarak insanın mutluluğuna,canlının hayrına hizmet cihetinden bakmalıyız..

  2. Okumanın mantığını kitap,gazete ,dergi okumak kariyer yapmak,akademik araştırmalarla uzaya çıkmak olarak algılamaktan vazgeçmeliyiz. Dünyayı yaşanmaz hale getirenler dünyayı hak etti mi? kıymetini bildi mi? şimdi uzayda yaşamı çözmeye çalışıyorlar.Ayrıca bizde bu 'uzaya çıkma' ilericiliği anlatmak için ve bilime verilen değeri anlatmak için kullanılan en 'özgün' ifade olarak da uzayda yaşamı araştıranın aynı zamanda dünyanın köküne kibrit suyu döktüğü için, ölmek istemediği,ölümden kaçtığı için yaşanacak başka dünya aradığı gerçeğini göz ardı eder..

  3. Lanet olası fetöcüler bilimsel çalışma yapmak yerine çalmayı tercih ederler. Onların beyni tuzak kurmaya,çalmaya,himmet toplamaya çalışır.Tübitak bilim ödüllü yarışmalarda okullardan gelen bilimsel çalışmaları kopyalayıp üstüne bir de değersiz bir çalışma imiş gibi emekleri işleme koymayıp alay konusu olabilecek( tübitak erik çıkarma makinesine birincilik vermiş dedirterek ) birincilik vererek bu milleti kendisiyle kendi çocuklarıyla alay edecek hale getirdiler..

  4. 2) Ben buraya çok sevdiğim geometri dersinin, matematiğin yardımıyla geldim. Ama geldiğim yer bana göre değilmiş. Hiç bir rehberlik öğretmeni bana bunlardan bahsetmedi bile. İnanın üniversitelerde bu şekilde okudukları bölümden memnun olmayan çok insan var. Okuduğu bölümlerin hamallığını yapan.Mutsuzum çok..

  5. 1) Güzel sanatlarda okumak isteyen benim gibi birini, hukuk fakültesine gitmeye itti bu sistem. Yıllardır okulumu bitiremedikçe alışmaya çalıştığım bu alana ve mesleğe karşı daha fazla soğudum. Toplumun gözünde bir avukatın daha fazla prestij sahibi olduğunu düşündüklerinden, içinde bulunduğum zor durumu kimseye anlatamıyorum bile. Mutluluğa karşı prestiji seçmem isteniyor..

  6. Kendi çöplerini de boşaltmasınlar.bizde aydınlık Ve ilerici yolda ilerliyoruz diye mutlu olalım... mutlusuyuz gerçekten?siz yukarılardan açtınız sorunlarımızı ben de aşağılara temelinden baktım. Hepimiz biliyoruz ki temeli sağlam olan yapının üstü de sağlam olur..

  7. Hepsi bu okulda var.dersler de saat sınırı yok.öğretmen ve öğrenciler karar veriyor öğleyin eve gitmek yok,okulda birlikte yapıp yiyorlar, belli bir müfredatı sığdırma stresi yok zaten eğitimi eğitim olmaktan çıkaran şey...hayatın bütünüyle gerçeği ve kendisi.Ve en önemli insani ihtiyaç olan insanlarla birlikte yapılan imece usulü işler. İmece dedim de size bizden olan birşey hatırlattı mı? Hayal gibi değil mi?bizde yönetmenliğe aykırı diye cemaat yurtlarında çoçuklarımıza iş yaptırılıyor diye yaygara koparıp duralım öyle, okullarda çöp attırılıyor diye (yok artık kendi çöplerini de.

  8. Finlandiya bu sorunu , hani şimdi yaygara koparılarak çocuklara yurtlarda, okullarda temizlik yaptırılmasından şikayet ediyorlar ya...işte bu hayatın gerçeklerinin eğitimini okullarda vererek ve yanına da çocukların yetenekli olduğu bir bölümü seçmeli dersi eğitim programına koyarak çözmüş bu sorunu .Ve sonuç 15 yılda yepyeni bir nesil...çoçuklar okula ayakkabılarını çıkarıp toplayarak eğitime başlıyorlar.mutfak var, yemeklerini kendileri yapıyorlar.bulaşıklarını kendileri yıkıyorlar.sohbet,fikir alış verişi, kaynaşma,birbirini daha yakından tanıma Ve istidadı olduğu bir bölümün eğitimi....

  9. Finlandiya'nın eğitim sisteminin ne kadar ileri seviyede olduğundan bahsediliyor.orada verilen eğitimde bu seviyeye 15 yıl içinde gelinmiş. Daha öncesi vahim.okulda silahı alıp gelen tıpkı a b d de olduğu gibi okulda katliam yapıyor.okulda dışlanmış çocukların çoğaldığı arttığı kibirli bir eğitimi, üstünlük ve bencillik psikolojisini göz ardı eden eğitim sistemi sorunu silahların satışının yasaklanmamasın da,çocukların istediği zaman silahı rahatlıkla bulmasında araya dursun.....

  10. Finlandiya'nın eğitim sisteminin ne kadar ileri seviyede olduğundan bahsediliyor.orada verilen eğitimde bu seviyeye 15 yıl içinde gelinmiş. Daha öncesi vahim.okulda silahı alıp gelen tıpkı a b d de olduğu gibi okulda katliam yapıyor.okulda dışlanmış çocukların çoğaldığı arttığı kibirli bir eğitimi, üstünlük ve bencillik psikolojisini göz ardı eden eğitim sistemi sorunu silahların satışının yasaklanmamasın da,çocukların istediği zaman silahı rahatlıkla bulmasında araya dursun.....

  11. Okumuş çok işte çok işte çalışacak adam yok kalifiye eleman isteyen işe kalifiye eleman yok.ülkemizde zanaat diye bir iş birimi vardı kalmadı.tıpkı tiyatro,müzik, sinema tıp gibi okulların ,öğretmenliğin ayrı bir fakültesi varsa devlet adamı yetiştirmenin de bir fakültesi olmalı. Neden bitkinin nasıl büyüyüp geliştiğini,insanın nasıl büyüyüp geliştiğini okuyoruzda devletimizi,milletimizi geliştirmenin yollarını, yöntemini okutmuyoruz?insanın fiziki besleyenleri,bedeni ihtiyaçlarını okuyoruzda ruhunu besleme ihtiyacını,insani değerlerini geliştirmeye olan ihtiyacını okumuyoruz?.

  12. 'Herkesi değil istidadı olanı okutmak' dediniz can damarımızdan vurdunuz.istidadı olan 40 ondan sonra bile bir yol bulup okuyor,okumak istemeyen de itekleye itekleye okutsanız yine okumuyor.ayrıca okuyana değil iş beğenip çalışana ihtiyaç var bu ülkede.işini derinlemesine hatm edip yeni projelerle çığır açanlara ihtiyacı var bu milletin , bunu yapacak insanların da önü kapalı....insan okudukça asalet sahibi olması gerekirken, yükü (bilgisi) arttıkça başı yerde olması gerekirken meyveli ağacın dallarının yere eğildiği misali..

  13. Devletimizin dağıttığı kitapların soru kalitesi , tasarımı öğrenmeyı güçleştiriyor. 11. Snf ansiklopedi gibi 400-500 sayfalık mat kitabı dağıtıldı. Biz bunları kullanamıyoruz. Başka kaynaklara yöneliyoruz . Üstelik yoğun müfredatı tıka basa dolu sınıflarda yetistirmek için ter döküyoruz. Sürekli zümre toplantılarında sıkıntılar dile getirilir ancak kimse duymaz ve herşey kağıt üzerinde kalır. sadece biraz da olsa içimi dökmek istedim. Yapılamadığı halde yapıldı gösterilmek zorunda bırakıldığımız saçma sapan brokratik kağıtları doldurmak eğitimi ileri götürmeyecek..

  14. Allah razı olsun sizden. Ben bir meslek lisesinde matematik öğretmeniyim. İnanın öğretmen değil jandarmayız başlarında. 11 senedir burdayım. Her sene tayin istiyoruz ancak olmuyor. Genç öğretmen olmak böyle bir adaletsizliğe uğramayı gerektirirmi? Sistemde müthiş yanlışlar var bunları lütfen daha çok dile getirin..

  15. Mustafa AYDEMİR

    2- Bizim sizden beklediğimiz bu klişe söylemleri bırakıp, varsa, ne yapmalıyız değil, nasıl yapmalıyız sorusuna kafa yormanızdır. Sizin fikriniz yoksa fikri ve bilgisi olanları bulun onlarla röportaj yapın. Bu konuda varsa yerli ve yabancı eserleri gündeme taşıyın. Bu işi çözebilecek kişileri kamuoyuyla tanıştırın. Fikir adamlığı yapamıyorsanız bari gazetecilik yapın. Vesselam..

  16. Mustafa AYDEMİR

    Kemal bey, yazdıklarınızın muhtevasına iştirak etmekle beraber, yaklaşımınızı kolaycılık ve hamaset olarak görüyorum ve size yakıştıramıyorum. Bu klasik söylemden bıktık artık. Bu yoz sistemden kurtulmak için geçmişimizden yararlanmalı ve oradan ilhan almalıyız yollu söylemler milyon kez yazıldı farkında mısınız. Bir milyon birinci kez yazmaktan ne zevk alıyorsunuz anlamıyorum..

  17. ahmet filibeli

    Abi mühim bir meselye temas etmişsiniz.Eğitimde perişanız medyada dahada perişanız.Bizim muhafakar medyada maarif-talim terbiye meselesinde esaslı bir yazarımız yada akademisyenimiz yok..

  18. MEHMET KARATOPRAK

    Kemal kardeşim; sizi ilgi, muhabbet ve ibretle takip ediyorum. Ele aldığınız, gündeme taşıdığınız konular başlı başına ülkemizin sosyal yaralarını teşkil ediyor. İnşallah bu platformdan, devletin ve bu milletin temsilcileri sizleri duyar ve değindiğiniz, ele aldığınız konular hakkında çözüm üretecek, ürettikleri çözümleri uygulama sahasına taşıyabilirler, tabi bu arada bu konuları ehli olmayan kişilerle değil bu ülkenin ve milletin gerçek münevverleri ile çözüme ulaştırmaları en gayem ve hayalim, bu vesile ile sizin gibi münevver insanlara saygılarımı ve sevgilerimi sunarım..

Yorum Yaz

  072405

-