21 EYLÜL 2020 PAZARTESİ

Ahmet Doğan İlbey

ÜZÜM ÂRİFLERİN MEŞREBİ, ŞERİATIN DERÛNUDUR

Ahmet Doğan İlbey

Hz. Mevlânâ'ya göre (Mesnevî, cilt:2, Veled Çelebi İzbudak) erik, koruk, üzüm ve şarap derviş olacak adamın olgunlaşmasını ifade eden sembollerdir.

Koruk, bilmek; üzüm, bulmak; şarap, olmaktır. Koruk hamlığın, üzüm pişmişliğin, şarap yanmışlığın remzidir. Seyr u sülûkun safhaları da böyle. İnsan önce koruk gibi ekşi ve hamdır, sonra üzüm şarabı gibi aşk ehlidir.

Tasavvuf hâl ilmi olduğu içindir ki korukken sabırla üzüm olmayı, üzüm olunca şarabı olmayı gerektirir. Aşk ehli bezm-i elest'te üzüme bakıp şarabı görmüştür. Bu sebepten seyr ü sülûk'ta nefsin terbiye edilmesi ve ilâhî aşkın gönülde hissedilmesi üzümde şarabı görmektir.

Üzüm pişmişliğe işaret etse de hâlâ hamdır. Yıllanınca olgunlaşır ve aşk olur. Üzümün olmuş hâli bilgeliktir.

“Çıktım erik dalına anda üzümü”

Üzüm olmak istiyorsak, en evvel Yunus Emre Hazretlerine müracaat etmek lâzım. “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü / Bostan ıssı kakıdı der ne yersin kozumu” mısralarıyla hakikat arayışındaki çelişkileri şathiyyat yoluyla dile getiriyor.

Niyazî-i Mısrî Hazretlerinin şerhinden öğrendiğimize göre (Çıktım Erik Dalına, Suat Ak) Yunus Emre Hazretleri erikle şeriata, üzümle tarikata, cevizle hakikate işaret ediyor. Erik amelin zâhirine, üzüm amelin bâtınına misaldir. Bostan ıssı, yâni bağın sahibi mürşid-i kâmildir.

Hakikate kendi bildiğim ile amel ederek kavuşurum diyenlerin, yâni hangi meyvenin hangi ağaçta bittiğini bilmeyen, gönlü üzüm istediğinde zâhiri ilimlerin kazanıldığı erik ağacına, erik ağacı diye ceviz ağacına çıkan, yâni mürşitsiz yola düşenlerin şaşkınlığını şathiyyat yoluyla anlatıyor.

Zâhirî ameli işlerken mâna ilmini tahsil ederim diyen kişinin hâli erik ağacından üzüm talep etmeye benzer. Erik ağacından üzüm talep edilmez. Erik, erik ağacından; üzüm, bağından; ceviz, ceviz ağacından talep edilir. Üzümü erik ağacından talep eden kimse ahmak ve câhildir, kuru yere zahmet çeker.

Erik şeriatın dış yüzü, üzüm derûnu

Aşk ehli Yunus Emre Hazretlerinin şiirini şerh eden gıyabî şâkirdi Niyazî-i Mısrî'nin şerhinden (a.g.e.) anladığımız şudur: Erik nefstir, yâni şeriatın dış yüzü. Nefs, sürekli ekşiyi arzu eder. Üzüm olgunluktur, yâni şeriatın derûnudur, aşkın hâle gelip tatlılaşmaktır. Neticede iki safha da şeriattır.

Eriğin ekşisini bilmeden, üzümün şirinliği anlaşılmaz. Üzüm olmak için koruk olmak şart. Erik kapısında imtihanı geçenler üzüm kapısına gelirler. Üzüm kapısında kâl değil, hâl vardır. Her şey aşk üzeredir.

Koruk değil, üzüm olmak

İnsan da önce koruk yahut erik gibidir, yâni ekşidir, hamdır. Fakat sabrederek ilim irfan öğrenir, üzüm gibi şirinleşir aşk ehli olur. Üzüm olmaya kabiliyetli korukların gönülleri ehl-i dilin nefesiyle olgunlaşır.

Öyleyse bize düşen vazife erik ya da koruk değil, üzüm olmak. Hak âşıkları bağdaki üzüm gibi kardeştirler. Herkes üzüm olursa ikilik kalkar, birlik olur. Hülâsa-ı kelâm; üzüm sualini açmamızdan maksat, modern zamanlarda bir kısım Müslümanların erik yahut koruk gibi ekşilikten kurtulamadıklarıdır. Ortalık erikten koruktan geçilmez oldu. Üzüm olan az.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  454665

-