Hüseyin Yağmur

YAKIN TARİHİMİZİN BİR  AKTÖRÜ OLARAK MASONLAR (1)

Hüseyin Yağmur

Tarih okumalarım sırasında masonluğun ve masonların kritik an ve günlerde stratejik görevlerde bulunduğuna hayretle şahit oldum.Okumalarım sırasında karşıma çıkan bu  tarihi ayrıntıları sizlerle de paylaşayım dedim.

Kemalist yazar Soner Yalçın'ın naklettiğine göre; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1920 yılında İngiliz Yıllık Raporlarında İngilizler tarafından şöyle raporlanır: Mustafa Kemal, Orta halli bir ailenin çocuğu.İlk askerî eğitimini Selanik ve Manastır İdadîlerinde aldı.Arkadaşları arasında pek de popüler olmayan Mustafa Kemal'in kibirli biri olduğu söylenebilir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girmek suretiyle farmasonlar arasına katılmış ve İttihatçı fikirlerin en ateşli savunucularından biri olmuştur. Bir asker olarak iyi teşkilatçılığıyla ön plana çıkmaktadır. 1913'te askerî ataşe olarak Sofya'ya atanmıştır ” (Yalçın,2016).

Kemalist yazar Gürkan Hacır Atatürk'ün İttihat ve Terakki'de sahip olduğu kayıt numarası ile birlikte başka masonluğu ile ilgili bilgileri de şöyle açıklar.Atatürk sonradan anlam kazanacak ilginç bir tarihte İttihat Terakki'ye üye oldu. 29 Ekim 1907.Sıra Numarası 322 idi. Yakın arkadaşı Ali Fethi Bey'in (Okyar) ısrarıyla girmişti. Atatürk'ün İttihat Terakki üyeliği hep göz ardı edilmiş, yok sayılmıştır. Tıpkı Mason üyeliği gibi. Atatürk'ün yıllar sonra Mason localarını kapatması Mason karşıtı olarak değerlendirilir. Oysa Atatürk de Rizorta Locası'na kaydolmuş bir Mason'du. Sonradan ayrılmıştı ama Masonlara özel bir düşmanlığı yoktu. En yakın arkadaşları hatta özel doktorlarının tamamı Mason'lardan oluşuyordu (Hacır,2012).

Cumhuriyet kurulunca mason olan devlet yöneticileri ile olmayanlar arasında bir güç ve  kuvvet mücadelesi başlamıştı.Cumhuriyet Gazetesi'nin sahibi olup aynı zamanda Muğla mebusu ve  önemli masonlardan biri olan Yunus Nadi ile Adalet Bakanı  Mahmut Esat Bozkurt arasında bir büyük mücadele  başlamıştı o günlerde.

Yunus Nadi ile Mahmut Esat Bey arasındaki husumet öyle bir hal almıştı ki, Mahmut Esat Adliye Nazırlığı vazifesinden alınınca aynı zamanda bir CHP mebusu olan Yunus Nadi'nin Gazetesi Cumhuriyet, bu hãdiseyi 'Elhamdülillah' manşetiyle okuyucularına duyurmuştu (Uyar,1999:317).

Yunus Nadi ile Mahmut Esat arasındaki bu gerginliğin arkasındaki sebeplerden biri  Mahmut Esat Bey'in Yeni Rejim içinde yuvalanmış masonlara karşı amansız bir mücadele başlatmasıydı.İbrahim Arvas'ın naklettiğine göre; “Devrin bazı bakanları Şükrü Kaya, Hasan Saka, Kazım Özalp, Mazhar Germen gibi isimler mason teşkilatı azasıydı” (Arvas,1946:69). 

Bu yüzden M. Esat Bey 1931 yılında yazdığı bir yazıda, “Türk ocakları kapatıldı, tekkeler kapatıldı, masonluk neden hala duruyor, imtiyazı nedir?”  şeklinde alenen soruyordu (Sertel Sabiha,1987:29).

Bir zaman sonra parti ile  devlet bütünleşince; Devlet-parti bloğu Türk Ocakları, Mason locaları ve öğretmen ve kadın dernekleri gibi diğer bağımsız örgütleri kapatmıştı (Findley,2015:258).

Mustafa Kemal Paşa masonluk teşkilatını  kapatsa da masonları devlet hizmetinde kullanmaya devam ediyordu.Ertuğrul Düzdağ bu anlamda pek bilinmeyen bir ayrıntıyı şöyle anlatmaktadır:Edip Servet Tör (1880-1960) İki devre İstanbul ve beş devre de Gümüşhane mebusluğu yaptı. Birinci mebusluğu sırasında 33. dereceye yükseltilerek Mason Yüksek Şûrası'na aza olduğuna göre, çok daha önceleri tekris edilmiş olmalıdır. 1927-1930 yıllarında Türkiye Büyük Maşrıkı' nın ‘üstâd-ı âzamlığı'nda bulundu.

Edip Servet, Meşrutiyet'ten  az önce Selânik'te jandarma tensikat bürosunda yüzbaşı idi. Burada kendisiyle beraber çalışmış olan, Hasan Cemil Çambel, hatıralarında, ondan şu şekilde bahsetmektedir:"Edip Servet Bey, harp ve sulh zamanlarında, bütün hayatı boyunca askerî ve siyasî vazifelerde, muvaffakiyetle vatana değerli hizmetler görmüş, Gümüşhane milletvekili olmuş, Atatürk'ün takdir ve sevgisini kazanmış, hür düşüncesi, müstakil ruhu, zekâ ve liyakati yanında, Batı kültürüne   ve musiki san'atına vukûfu ile tamamen Avrupaî bir insandı.

"Atatürk bir ara, Mekke Emîri ile görüşmek üzere Mekke'ye bir mümessil gönderecekti. Acaba kimi seçecekti? (...) Mekke ve Mekke Emiri, tamamen ortaçağ zihniyetine gömülü mutaassıp bir muhitti. Büyük hedeflerinden hiç şaşmayan Atatürk, bu şarklı geri muhitin hoşuna gitmek değil, şarklı milletlere, istiklâl mücadelesinde olduğu gibi, Kemalist Türkiye'nin, modern, Batılı, medenî ve müstakil bir devlet olduğunu göstererek, bir örnek vermek istedi ve bu maksatla Avrupaî bir kafa seçti: Edip Servet (Düzdağ,2016:170:171).

Yeni Cumhuriyet rejiminin kıdemli  kalemşörleri de o günlerde masonlardan oluşuyordu.İbrahim Arvas'ın Hüseyin Cahit ile ilgili iddiası ise kayıtlara şöyle geçmiştir: H.Cahit,İstiklal Mahkemesi'nde asılmaktan mason olduğu için kurtulmuştu” (Arvas,1946:67).

Uzun yıllar Türk Basını'nın reisliğine soyunan Yalman da “Mason locasının 33 dereceli azasıdır.Dönmelerin müdafiidir. Devlete ait fabrikaları, Selanik dönmelerine devredip onları korumuş ve zenginleştirmiştir” (Beki,2004).

Masonlar 9 Ekim 1935 tarihinde kapatılmalarının ardından teşkilat olarak uzun bir kış uykusuna yatmışlar yukarıda bahsi geçen Yunus Nadi,Ahmet Emin Yalman,Edip Servet Tör gibi aktif üyeleri  aracılığı ile  faaliyetlerine devam etmişlerdir.

27 Mayıs 1960 Darbesi, masonların yeniden sahne aldıkları tarih olmuş,hem darbeci  generaller arasında hem de darbe sonrası kurulan darbe kabinesinde aktif bir şekilde rol almışlardır. Nakledildiğine göre; “27 Mayıs kabinesinde tam 6 bakan masondu” (Yalçın, Yurdakul,2000:95).

Yazar Afet Ilgaz, Darbedeki CIA ve Mason izlerini şöyle anlatıyor:“Masonların petrolcülerin ve CIA'nın (aslında hepsi aynı kapıya çıkıyor) bizim 27 Mayıs'la ne derecede ilgilendiklerini tam olarak bilemiyoruz.Ama CIA bu konuda her zamanki gibi, fazla konuşmayı sakıncalı bulmuyor. Onların başarı listelerinde bu ihtilalin de adı var. Ne var ki, her zaman ve her şeyde olduğu gibi onların arasında da bazen anlaşmazlık doğduğu olabiliyor. (Genel de sonuç değişmiyor.) Mesela o yıllarda Amerikan Büyükelçisi olan Flotcher Warren ile müsteşar Barnes'in ayrı ayrı çalıştıkları anlaşılıyor. Büyükelçi devrin yöneticileri ile Barnes de darbecilerle ortak. Unutmayalım ki orduda da Mason subaylar vardır” (Ilgaz,2000).

İsmail Berdük Olgaçay da ‘Tasmalı Çekirge' adlı kitabında masonların darbedeki rolü konusuna şu yorumu getiriyor:‘Demek ki Menderes önce uluslararası masonlara karşı durmak istemiş, fakat başaramamış, yenilmiş, sonra bunların talepleri devreye girmiş. Kale çökertilince de üstelik Celal Bayar'la müsteşar A. Salih Korur da kendilerinden olunca, kaleyi çökertenler kente bir güzel dağılıp 27 Mayıs'ı sahneye koymuşlar. Kapıları açanlar da iğneyle uyutulmuş.'

Bir sonraki yazımızda devam edeceğiz inşallah…

 

* Yalçın Soner,(2016).Sözcü Gazetesi,10.04.2016

* Hacır Gürkan,(2012),Akşam Gazetesi, 05.02.2012

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  454094

-