28 EYLÜL 2020 PAZARTESİ

Altan Çetin

YAPAY TARİH ZEKÂSI YAHUT ZEKÂNIN YAPAYLAŞMASI

Altan Çetin

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. F. Nietzsche

Kimseyi düşman tutmazuz ağyar dahi yârdur bize Kandı ıssızlık varsa mahalle vü şârdur bize, derken Yunus Emre bir mısrada bir cihanı etrafında toplar. Bugün, mahut zihniyetimiz ile bir din adamı dervişin esrik sözleri olarak okuduğumuz bu mısralar bir büyük anlatının esasını gösterir niteliktedir. Türkçe düşünen, İslamca bakan lakin insanca konuşan Yunus, milli olanın nasıl insani teklife dönüşeceğinin ilhamını bize aktarır. Yunus Emre misali mana/düşünce adamları maddeleriyle uzayda yok olup ışıkları gelmeye devam eden yıldızlar gibiler. Sevmek için varolmak…

İnsan kendisine andan bakar; tarih içinde tanır, manasının çevresinde kendini bilir. İnsanın kendisini bilmesini tereddütte bırakan her müdahale, durum, yaklaşım bir yapaylaşma sürecidir. Tarih artık tanındığımız, bilindiğimiz bir şey olmaktan çıkarak şeyleştirildiğimiz bir kurguya döner. İdeolojik her körleşme bu manada zekânın yapaylaşması olacaktır. Hayatın gerçekleri gerçeğin hayatı bir araya gelmedikçe tüm süreçlerin yolu kurguya çıkacaktır. Hayatı anlamayan, anlatmayan, açıklamayan daha önemlisi hayata dâhil olmayan her söylem/anlatı çerçevesi tektipleşmek bandında insanın kesilip biçilmesinden öte bir yapıyı göstermeyecektir. Bu bakımdan ağyar dahi yardur bize diyen akıl Türkün gelecek anlatısında fevkalade önemli olacaktır.

Peygamber yirine geçen hocalar Bu halkun başına zahmetlü oldu, denilen yerde Yunus Emre zekânın yapaylaşarak gerçeğin bükülmesine işaret eder. Aslında bir toplum kendi aklıyla düşünemez olduğu yerde mukavemet sistemi zaafa uğramış demektir. Hocalar diyerek kendi zamanından tenkit ettiği zümre asla, öze sahip olması gerekenlerin yozlaşmasının yol açacaklarına dair bir ikazdır. Bu eleştirel bakış sıradan bir muhalefetin ötesinde kaybedilenin esasındaki insan meselesini de hatırlatmaz mı?

Peki, zekâ neden yapaylaşır yahut büyük çerçeveler kurarak insanlığa büyük sözler söyleyen toplumlar/medeniyetler neden kendi içerisinde bile birlik olamaz hale gelir? Bu büyük soru özelde bölgemiz genelde dünya için son yüzyılın ve gelecek asrın önemli bir konusudur. Yapay zekâları düşündüğümüz kadar zekaların yapaylaşması da bir o kadar düşünülmeyi hakk etmiyor mu?

Bu siyakta düşünürken şüphesiz bahaneler bulmak, kendimiz dışında mesnetlerle meseleyi açıklayıp aslanız biz konforuna sığınmak en kolay yoldur. Hayatı neden değerli kılamıyoruz? İnsanlar bizim sözümüze özlerinden bir değerle dönüp neden bakmıyorlar? Hayatlarına neden dokunamıyoruz? En basitinden edebiyatçılarımız böyle bir gaye ile insanlığa bizim kültürümüzden hangi umutları, ışıkları ulaştırabildi? Felsefecilerimiz bu uğurda düşünüp neyi nazari ve pratik olarak tespit ettiler? Tarihçiler buna dair eski anlatıların hülasasını tespitte, yöntem ve yoluna dair geriden bize ulaşan ışıkları ne kadar düşünüp değerlendirebildiler? Sosyologlar ve psikologlarımız birey ve toplum olarak bu amacın imkânına ve değerlendirilmesine dair neleri tartıştılar? Hülasa sosyal bilimlerimizin böyle bir büyük anlatı oluşturmak yolunda oryantasyonu/niyeti/gayesi var mıdır?  Kutadgu Bilig çerçevesinin nasıl teşekkül ettiği yahut Yunus Emre Türkçesinden âleme yayılan o mananın nasılı ve niçinini gerçekten düşündük mü? Eğitim sistemimiz bu yolda nasıl bir yoldadır? Yani hayatımız bu manada bir manaya niyetli midir? Kurduğumuz büyük medeniyet cümleleri arkasına böyle gerçek bir arka planı alabiliyor mu? Böyle bir milli ülkümüz var mı?

Bu içe bakış denemesinden sonra dışarıdan olup bitene bakarsak bölgemiz böyle büyük düşüncelere yol açacak bir zemini kuracak kadar kendi başına kalabildi mi? Son yüz yıldır dedelerimiz cephelerde, babalarımız darbelerde savrulurken başını kaldırıp böyle bir şeyden; büyük anlatılar oluşturmak meselesinden haberdar olup düşünecek hali olan kaç kişi oldu? Bunun ötesinde emperyalist taarruzun parçalanmışlığı ile yozlaştırdığı bölgenin tarih ile alakası yani kendini düşünmesi işgalden kurtulup başını sağ tutmak dışına/ötesine çıkamadı. Bugün medeniyet havzamızda büyük anlatılar, kapsayıcı çerçeveler, insanlık için umut vaat eden manalar zuhur edemiyorsa sömürgeci tasallut ve onun yerli ayaklarının varlığını göz ardı etmemek gerekir. Ama her şeyi buna yıkıp kendimizi ve mesuliyetimizi ihmalimizi halının altına süpürdükçe tarihin kenarında ideoloji dilenciliği ile yaramıza deva aramaya devam edecek gibiyiz. İşte bu travmalar tarihe bakışımızı yapaylaştırdığından bütünü değil parçayı görerek zekâmızın yapaylaşmasına maruz kalıyoruz.

Hayatın gerçekleri ile gerçeğin hayatı arasında dengeyi bulamayan, hayatın içinden, hayat için, hayata dair umumi/cihanşumül/evrensel çerçeveler üretemeyen zihinlerimize bu hayat kelimesi muğlak değil mi? Kime ve neye göre gibi düşünceler gelebilir? Bunun için naçiz tavsiyem Yunus Emre tarafından Türkçe verilen insanlık mesajına bakmaktır. Yapaylıktan çıkmak ve gerçek bir manaya müntesip olmak bakımından Yunus Emre önemli bir gelecek habercisidir. Zekâmızı yapaylaştıran ve idrakimizi körleştiren bu kurgunun dışına çıkıp konfor mağarasından tarihe bakabilirsek hayat içinden gerçeğin ışığı yüzümüze vuracaktır. Eleştirebildiğimiz kadar varoluşumuz güç kazanacaktır. Eleştirmek yıkmak değil yapmaya niyetli bir tamir, tadil ve tefekkür sürecidir.

Adumuz miskindir bizüm düşmanımuz kindir bizüm Biz kimseye kin tutmazuz kamu âlem birdür bize, diyebilen insanların cihana hükmetme liyakatinde devletlere sahip oldukları gerçeğine işaretle yetiniyoruz. Yaşayacak olan manamız ise onun tarihi tezahürleri ile oyalanmak/avunmak, o örneklerdeki özü görecek yöntem ve aklı geliştirememek, bunu tatbik sahasına taşıyacak imkânları üretememek zekânın yapaylaştığı yahut tarihin yapay zekası ile aleme bakılan ve tarihin cahiliyet putuna döndüğü yerde söz konusu olur. 

Tolstoy, başkaları için kendinizi unutun o zaman sizi de hatırlayacaklardır, der. Hayat ve insan gibi bir derdi olmalı insanın…

Düşün

Kim üzebilir seni, senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam sevgisini... (F. Nietzsche)

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  584940

-