5 AĞUSTOS 2020 ÇARŞAMBA

Ahmet Doğan İlbey

“YÂRİN ŞİFA KAPISI”NDAN GİRMEK

Ahmet Doğan İlbey

Hayatımız kapılarla çevrili, kapılardan girer çıkarız her gün. Evimizin kapısı, işimizin kapısı, hükümet kapısı… Zâhirî kapıdan bahsetmiyoruz. Gönlümüzü inşirah ettirecek, kalbimizi tezkiye edecek ulvî aşk tâlimiyle açılan kapılardır muradımız.

Bu mânada kapı tekke, dergâh, mürşid-i kâmiller, gönül evi ve mânevî makamlardır... Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat kapıları ateşten bir iman ve cezbeyle geçen bir ömrün bedel edilmesiyle girilecek kapılardır. Esasında Tek Kapı var, bütün kapıların Allah'a, yâni yâr-i zülcelâl'e açıldığı kapı… O'nun (c.c.) kapısına varmadan önce bir ehl-i dil'in, bir mürşidin, bir gönül efendisinin kapısında tâlim etmeli önce.

Gideceğimiz bir “kapı” olmalı

Kendimizi bulmak istiyorsak bir “Kapı” aramalıyız. Gönlümüz “ışk”sız kaldığında, itikatımız zayıfladığında varacağımız bir şifa kapısı olsun. Dost kapısı, gönül kapısı, rıza kapısı, tarikat kapısı, yâni bir yola girme kapısı... Çilesi çok olan Yokluk Kapısı'ndan girmek zor. Üftâde Hazretlerinin, kendisine mürid olmak için gelen Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerine, “Burası yokluk kapısıdır, biz de fakirlik kapısının kuluyuz. Senin ilmin, malın, şânın var, bir araya gelip bağdaşamayız. Bizim gibi kulların Allah'tan başka hiçbir şeyi yoktur…” dediğini dikkate almak lâzım.

Mücadelesi ve mücâhedesi bin miligram olanlar için tövbe kapısı açık. Kapısından girmeye tâlimli olanlar için “İlim Kapısı” var. Hazret-i Peygamberimizin, “Ali ilmin kapısı, kim ilim isterse bu kapıya gelsin” buyurdukları kapı...

Dost sinesine ulvî yakinlik kapıları vardır mübarek kişilerin. Bu kapıların imtihanı da çok ağırdır. Bir ömür yakınında bulunduğu zâtın imanıyla iman, ameliyle amel ederek, onun risâletine sâdık, yâni sıddık olmakla, teslimiyetle, itaatle, fedakârlıkla,  uhrevî dostluk ve muhabbetle açılan bir kapı bu… Efendimiz Âleyhisselâtüvesselâm nezdinde Hz. Ebubekir'in “yakınlık” kapısının açık olması bu kapının en yüce misalidir.

Kapıların en cezbelisi, yâni Bir'e kavuşturucusu Yâr Kapısı'dır ki, ne kadar dindar olursa olsun, dünya kokanların bu kapıdan girmeleri zor. Aynel yakîn âşıklar ancak girebilirler.

“Yârin Şifâ Kapısı”

Ali Yurtgezen hoca “Evin Mahremi Olmak-Beyit Şerhleri” kitabındaki “Yârin Şifa Kapısı” yazısında Şeyh Gâlib'in “Gâhi zîr-i serde desti, gâh ayağı koltuğunda / Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-i yâre düştü (Gam hastası, bazan eli başının altında, bazan ayağı koltuk (değneğinde), düşe kalka Sevgilinin lütuf kapısına vardı.)” beytini şerh ederek “Yârin Şifa Kapısı” na ulaşma yolculuğundan bahsediyor.  Bu “Tek” kapıya varmak için hamle yapanlara, gam çekenlere bu yazıdan hülâsa ettiklerimiz derde devâdır:

“Beytin zâhirinde gönül derdine deva olması için düşe kalka kendisini maşûkunun kapısına kadar atan bir âşıkın hâli resmedilmiş. Hasret bir yandan, sevgilinin istiğnası bir yandan, ağyarın kınaması diğer yandan, âşığı gam hastası yapmıştır. Mecazî bir aşktır bu. Yemeyi, içmeyi, uykuyu unutturup âşığı mecalsiz bırakan cinstendir. Ayakta durmaya, yürümeye mecali yoktur. Buna rağmen bilir ki derman sevgilidedir. Bütün gücünü toplamış; düşe kalka sevgilinin kapısına varmıştır. Ümidi, sevgiliyi görüp şifa bulmak; kendisini gamdan azad edecek yârin muhabbet nazarına mazhar olmaktır. Desti, ‘onun eli' mânasına geldiği gibi, bildiğimiz ‘testi' mânasına da gelir. Ayak da ‘içki kadehi' demektir. Testi ve kadehindeki şarabı içmiş, sarhoş olmuş fakat kederini dağıtamamıştır. Muradı, bir sâkinin boşalan içki kaplarını doldurması, ona içki sunmasıdır. Ehli bilir ki şaraptan maksat ‘ilahî aşk'tır. Meyhâne ‘tekke' veya ‘dergâh', sâki ise ‘mürşid-i kâmil' demektir. Dolayısıyla beyitteki gam hastası sarhoş, tasavvuf yoluna girmiş bir ‘sâlik'tir. İlahî aşkın tadını almış, fakat kendinden geçecek kadar kanamamıştır. Düşe kalka ilerleyebildiğine göre hâlâ kendindedir; kesrette kalmanın gamını hâlâ hissetmektedir. Kendinden ve nefsinden büsbütün geçip kesretten kurtulması için, daha fazla aşk için feyz ve himmet talebiyle yâr dediği mürşidinin kapısına varmıştır. Beyitteki üçüncü mâna namaz kılan bir müminin secde hâliyle alâkalıdır. Elin başın altında olması namazdaki tekbire, düşüp kalkmak rüku ve kıyama, ayağın koltukta secdeye işarettir. Neticede düşe kalka yârin kapısına ‘düştüğüne' göre, hususen secde hâli tasvir edilmiştir. Yâr dediği Cenab-ı Mevlâ'dır ve secde hâli müminin miracı, Rabbi'ne en yakın olduğu andır.”

“Yârin Kapısı” nda başka ne gibi haller yaşanacağını, Ali Yurtgezen hocanın “Seher vakti çaldım yârin kapısın” yazısını okuyanlar bilirler:

"Kapı, âlem-i melekûtun, âlem-i gaybın, nihayetinde halvet-serây-ı vahdetin eşiğidir; harem-i visâle mahrem olmak için ruhsat almak arzusunun izhârıdır. Velâkin kapı sürmelidir. (…) Sûfiyye lisanında feth-i bâb ki ‘kapı açmak' demektir, sülûkta makamları aşmak, yahut ruh müşkillerinin halli mânâsınadır.  İmdi ‘çaldım yârin kapısın' ‘seher vakti' ile gelince, bu, ‘sabah namazı' olur. ‘kapıların sürmeli' olup açılmaması, namazdan feyz alamamak, hulûs-i kalbi ve huşû'u bulamamaktır…”

Anlaşılıyor ki, “Yârin Şifa Kapısı” ndan girmek her Müslümanın harcı değil, aynel yakîn makamında olmak gerek.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  947969

-