04 Aralık 2021

​Az

-Ruzname; Kelime Günlüğü’nden-

 

“Çağdaş erdemler ile öteki güney yelleri arasında yaşamaktansa, buzlar arasında yaşamak yeğdir!” der Nietzsche, Deccal’de.

Bu cümleyi ilk okuduğumda, ilk kez başka birinin satırlarında farazî kaçış planımı bulmuştum. Ne zaman bir yerlerde ortalık karışsa en sakin ve güvenli yerin buzullar olduğunu düşündüm hep.

Hileli politikalar, amacını kaybetmiş ideolojiler, yalancı demokrasiler, tutarsız piyasa dengeleri… -50 derecede yaşamlarını yitirerek yok olur. “Küresel aktörler”, bu hezimeti yaşamaktansa rotalarını soğuk mevsimli memleketlerden uzakta tutmayı yeğler. Bu yüzden Antarktika herkesindir.

Sanayi Devrimi Avrupa’sının tam ortasındaki Nietzsche ise değişen dengeler arasında yeşeren yeni burjuvazi ve “...tembel barışlar, korkak tavizler, modern Evet ve Hayır’ın bütün kirliliği” ile hasta olan insanlığın karşısına buzul insanlarını kondururken mutluluk manifestosunu; “Bir Evet, bir Hayır, düz bir çizgi, bir hedef...” olarak açıklar.

Mikroplardan arınmış bir hayatın, doğru kararlar almaya sevk eden kuvvet noktası olduğuna yönelik tespiti, modern zamanların düzleri/düzgünleri devamlı “yamultan” aşındırıcılığına dair hakikatli bir yaklaşımdır. “Ne ettiğimi bilmiyorum; ne ettiğimi bilmeyen her şeyim ben’ diye iç geçirir modern insan...” sözü, günümüz çoğunluğuna dair isabetli bir tariftir.

O günün hastalıklı görünen manzarasına yönelik yazılmış bu metafor silsilesi, güncelliğini hiç kaybetmeyerek uzay teknolojisinin canhıraş peşinden koşturan insana dek uzanabiliyor. Zenginleşmenin başındaki ve sonundaki modernitenin şikâyetleri aslında pek değişmemiş. Sadece kalabalıklaşmış, karmaşıklaşmış ve derinleşmiş.

Temel ihtiyaçlara eklenen ve teferruatları çoğaltan “gereksizler”, akla gelebilecek her kesimden insanı etkisi altına almış durumda. İyice yerleşen trend kaygıları, yaşam kalitesini moda üzerinden değerlendirirken “madde bağımlısı insan” üstbaşlığında, hiçbirimizi ayırt etmeden etiketliyor. Sosyal yaşamın bel kemiği kalabalıklar ve kalabalık sanal ortamlar, aynı gelir düzeyinden ve meslek gruplarından insanların bir araya geldiği tüketim sınıflarına dönüşüyor. Para, insanı imanın ya da erdemliliğin rotasından çıkarıyor, kendini ifade etmesinde en önemli amaca dönüşüyor/dönüştü.

Yok olmaya yüz tutan, ömrü kısa bir ihtimalden ibaret özgün/düzgün hayat. Kulun günahı bile çoğunluğun ölçülü karması. Zaten kişi herhangi bir çizgiyi aşar, bir “bağımlılıkta” aşırıya kaçarsa tövbesini aynı ahaliye sunarak dışlanma korkusundan arınmış oluyor.

Şırınga ile çekilmiş bir irade. Tamamen madde boyunduruğuna hapsolmuş bir insan. Her satıhta özgürlüğü özlerken ondan tamamen vazgeçtiğinin farkına varamayan beşeriyet.

İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî ve daha birçok âlim, bugünlere karşı insanlığı uyardılar ve okundukça uyarmaya devam ediyorlar. Dünyeviliği ve maddi bağımlılığını; insanın kendi yaradılışını servetten, teknikten, icatlardan daha değersiz görmesi olarak anlatıyorlar. Kendine bakışı zamanla tahrif ve tahrip olan insan, mahiyetinden uzak beyhude işlerin peşine düşüyor, kendini hak ettiği meziyetlerin ve muamelenin altında konumlandırıyor.

İmam-ı Rabbanî (ks) ahir zaman insanını anlatırken ve özünden uzaklaşmasının izahını yaparken bu meseleyi idrak edenlerin ve hayatı dosdoğru yaşayanların azlığına vurgu yapar. Azlık meselesini, “Bu ümmetin son gelenleri arasında baştakilere çok benzeyenler olacaktır. Fakat sayıları azdır, hatta azdan dahi azdır. Ortada gelenlerde o kadar benzeyiş yok ise de miktarları çoktu, hem pek çoktu. Fakat sondakilerin az oluşu kıymetlerini daha da arttırmış, öncekilere daha da yaklaştırmıştır” şeklinde açıklar (Mektubat, 261. Mektub).        

Nietzsche de Deccal’de, dinlerin dedikodusunu yaparken “Bu kitap en azlarındır.” der. “Buzul insanları” metaforuyla modern insanı silkeleme gayretindedir. Ancak kendini ve kararlarını ihtiyaçlarından daha önemli görmeyenler için, kelimeleri herhangi bir düşmandan farksızdır. Bu sebeple kitabını “en azlar”a yazmıştır. Hatta neredeyse hiç kimsenin bunu gerçekten anlayabileceğini ummaz.

Bir bakıyoruz ki iki karşıt ses, doğru noktaya farklı yordamlarla yaklaşabiliyor. İlahî düsturun neferi İmam-ı Rabbanî’den (ks) yüzyıllar sonra maddeyi yaradılışa karşı zulme dönüştüren materyalizmin kalbinde, doğduğuna bin pişman Nietzsche, hakikatin farkına varmaya çabalıyor. Huzurunu kendi kendine inşa etmeye çalışan bir adamın sözündeki doğruluğu tuhaflık gibi görmek yerine, belki hiçbir konuda aynı fikirde olamayacağınız birinden bugünün gerçeğini işitmek için tahammülleri zorlamanın yararlı olabileceğini düşündürüyor.

En azından bir kusuru hem itiraf etmek hem de yok etmeye çabalamak için; çok dışarıdan gelen bu aykırı sesin hayret verici haklılığı, ibrete vesile olabilir. Kim bilir…

* * * * *

Künye: Az, nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı; alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak anlamlarına gelir.