01 Ekim 2021

​Bezm-i Elest'ten gurbete

Dünya dârül gurbettir. Bezm-i Elest’ten sonra gurbetteyiz. Bezm-i Elest’ten, yâni Allah’ın huzurunda ruhların toplandığı ilk meclisten sonra dünyaya gönderilişimiz gurbet hikâyesinin başlangıcıdır. Gurbetin hikâyesinde trajedi değil, “asıl sevgili” den ve ilâhî vatandan uzak kalışın, bir mânada sürgünün hüznü var.

Mutasavvıflar mânevî gurbete önem verir, gurbete çıkmayı arzu eder ve gurbetçilere sahip çıkmanın faziletinden söz ederler. Çünkü “her türlü gurbetin iksiri Allah’a kurbettir (yakınlık).” Tasavvuf âlimlerine göre gurbet duygusunun kaynağı İslâmîdir. Ruh için maddî âlem, yâni bu dünya gurbet diyarıdır. Çünkü ruh “düşme” neticesinde madde âlemine, yâni gurbete gelmiştir. İlk gurbetçi Hz. Âdem’dir ve gurbeti uhrevî gurbettir. Ten kafesinde gurbeti yaşamak hazreti insana mahsus. Gurbet, Müslüman insanın “asıl vatana” tekrar ulaşma çabası ve ıstırabıdır. Bundandır ki bu yabancı diyarda asıl vatanını hüznünü yaşayacak.

 

‘AŞK ŞARABIYLA DİYAR-I GURBETE GELDİ İNSAN’

Hz. Mevlâna, “Bezm-i elest sâkisi (Allah c.c) bu süflî çorak toprağa, yâni insana bir damla aşk şarabı saçtı. O aşk şarabıyla diyar-ı gurbete geldi insan” diyor. “Biz vatanımızdan ayrılmışız, bu yüzden yorgunuz, sınanmadayız. Vatandan ayrı düşen nasıl kendine güvenebilir” diyerek “Bezm-i elest sâkisinin” sunduğu aşk şarabını dünya gurbetinde en güçlü tâlim olduğunu söylüyor. Bezm-i elestte “beli” diyerek Rabbimize verdiğimiz söz üzere gurbet imtihanını kazanıp asıl vatana gönlü ve îmanı kavî olarak dönüş yapan gurbetçilerden olmak ne güzel.

 

‘EY YERYÜZÜNÜN GURBET SÜRGÜNÜ İNSANI’

Mesnevî’sinde “Dinle Ney’den, duy neler söyler sana / Sızlanır hep ayrılıklardan yana” diye başlayıp devam eden ilk on sekiz beytinde kâmil insanın asıl vatanından koparılıp dünya gurbetine sürgün edilişini, onun ayrılık acısını, hüznünü, Ney’in kamışlıktan koparılıp bağrında delikler açılarak vatan hasretiyle sesler çıkarmasına benzetir. Ney, kayalıktan koparıldığından beri feryat eder. Çünkü kamışlık onun anavatanıdır. İnsanın cennetten dünya gurbetine gönderildiği gibi, Ney de kamışlıktan koparılınca insan kalbi gibi ayrılığın, yâni gurbetin başladığını anlayıp bir âşık gibi sürekli inler: “Ayrılık parça parça eyledi sinemi / Anlaşılır eyleyeyim çok derdimi.”

Ney, kâmil bir gurbetçiyi sembolize eder. Ali Şeriatı’nın ifadesiyle: “Ey kovulmuş kesik Ney, ey yeryüzünün gurbet sürgünü insanı.” Ney’in kalbi gurbete razı olmaz. Göğsünde açılan deliklerden insan gibi vatan hasretinin feryatları nağmelenir. Ebedî Sevgili’den ayrı düşmenin sızısı Ney de içli bir sese dönüşür. Gurbette insan Rabbine daha yakın olurmuş. Dağ ne kadar yüce olsa gurbet onun üstünden aşar. Hz. Pîrin yüreğinden dökülen kelimeleriyle “Ney, yâni kâmil insan koparıldığı sazlıkların sırrını söyleyip durur. Bu dünyada bir Ney misâli garip kalanlar! Ben, sözlerimi duyabilecek bir gönül dostu arıyorum. O gönül ki, ayrılık ve gurbet ateşiyle yanan bir sine de olsun. Ve ben o gönle, Allah’a duyduğum bütün hasretimi anlatayım. Öyle ki, bu hasret aşkı ‘daûssıla’ veya ‘sıla hastalığı’ hâline dönüşür.”

 

HZ. YÛSUF’UN GURBET HİKÂYESİ

Hz. Yûsuf’un gurbeti, haset eden kardeşlerince atıldığı kuyudan, sonu nebîliğe varan bir gurbet hikâyesidir. “Yitirdim Yûsuf’u Kenan İlinde” diyerek kalpleri sızlatan bin miligramlık gurbet nasıl bir gurbettir? Kuyu gurbeti çekmek, kuyu gurbetine terk edilmek nedir? İlk gurbetini kuyuda çeken, sonra Mısır gurbetlerinde sınanıp nebi olan Hz. Yûsuf’un gurbetine selâm olsun. Onun içindir ki “Kıssa-ı Yûsuf” taki söyleşileri okurken onun gurbet imtihanı yüreğimizi dağlar hep: “Yûsuf aydur siz beni satar musız / Hasret gurbet meydanına atar musız.”

 

HZ. YAKUB’UN YÛSUF GURBETİ

Hz. Yakub’un Yûsuf gurbeti yürekleri yakıcı bir gurbet…  Namaz kılarken, göz ucuyla oğlu Yûsuf’a bakardı. Allah, Hz. Yakub’a buyurur: “Ey Yakub! Bana ibadet ederken, oğlun Yûsf’u gönlüne getirir ve göz ucuyla ona bakarsın. Sana âhirette edeceğimi, dünyada edeceğim ve benden gayrıya nazar eden gözlerini onun firâkı ile ağlamaktan ağartacağım. Benden gayrıya meyleden gönlünü, onun gamı ile dolduracağım.” Bu yazgıdandır ki, oğlu Yûsuf’un hasretine ağlamaktan gözlerini kaybetti.

 

‘HAKK’I ARAYIŞ GURBETTİR’

Tasavvuf erbabına göre “Hakkı arayış gurbettir.” Bundandır ki,14. asrın Hurufî meşrep şairi Seyid Ali Nesimî “Hakikat emrini duyaldan beri / Yitirdim Leylâ’mı gurbet gezerim / Mecnun gibi aşka uyaldan beri” mısralarıyla Hak sevdasının hâtırı için gurbet dediği dünyada eğleştiğini dile getiriyor. İbnü’l-Arabî Hazretlerine göre, Hakkel Yakîn olanlar için gurbet yoktur. Mutasavvıflara göre ruhların esas vatanı bu dünya değil, ruhlar âlemidir. Asıl Vatan’dan ayrılan ruhlar dünyada iken gariptirler ve oraya dönmenin hasreti içinde yaşarlar. Ruh, sırrının yolunu takip etmeye koyulunca, nefsi de zorlar ve nefis gurbete düşer. Bu sebeple Hakk’ı arayış gurbet diye isimlendirilmiş. Gurbet veliliğin bir derecesidir ki, Peygamber Efendimiz “Hakk’ı talep gurbettir” buyuruyor.

 

‘GURBET GURBET GİDER YOLUMUZ BİZİM’

Tasavvuf âlimlerine göre mârifet ve hâl’den uzak kalındığında Allah’ın takdiriyle gurbet insanın kalbinde hâsıl olurmuş. Bu mertebede hissedilen gurbet duygusu tasavvufî dilde “dehşet ve hayrettir” ve “Allah’ım, yalnızlıkta duyulan ızdırabımı gider, gurbetimi artır” mânasına gelmektedir. Dervişlerin hayat tasavvurları bir baştan bir başa gurbet üstünedir: “Melâmî derler bize / Gurbet gurbet gider yolumuz bizim / Gurbet gurbet sızar yaşımız bizim / Hasret hırkasını melâmet takmışız / Gurbet gurbet kaynar aşımız.”

Gönül sultanı mutasavvıf Osman Hulûsi Efendi mürşidi İhrâmîzâde İsmail Hakkı Efendi için yazdığı “Karîbu’llâh” redifli şiirinde gurbetçilere nasihat ediyor: “Yetiş gurbette kalma / Garibu’llâh’a yol bul kim”

Sözün özü: Bezm-i Elest’te verdiğimiz söze sâdık kalmak ve dönmek istiyorsak, bu dünyada gurbet çilesinin nasıl çekileceğini insan-ı kâmillerden öğrenmeliyiz.

 

(ilbeyali@hotmail.com)