21 Haziran 2022

Bir Adab/Yol Güncesi

Mavi Gök Yağız Yer…

Alevi-Bektaşi birikimi kültürümüzün edeb ve erkân yollarındandır. Canlar cana varlıktaki birlik üzerinden bakar. Kendi kavram dünyası içinde insan, toplum ve hayat idrak edilir. Kendi usulünce vusul bulan bizim kültürümüzün Türkçe ve Hak, Muhammed, Ali merkezinde ehli beyt sevgisi ile teşekkül eden bu edeb, adab ve erkân dünyasından öğrenecek çok şey var. Meseleyi şia yahut Osmalı-Safevi gibi dar kalıplar içinde okumak bu irfan, adab ve edeb yolundan mahrum kalmak olmaz mı? Bu günce yazısında bizzat kendi dünyasından bakarak bu adabın hangi zeminde var olduğunu düşünmek istiyoruz. Tarif etmekten, çok hele bu yolda tahrif edip canları kırmak kendimizi inkâr olacağından bu kültürümüzün metinlerinden anladığımızca kendimize anlatalım isteriz. Sürç-i lisan olursa affola…

Bu yolda edeb erkân olmadan yolun olamayacağı Muhyiddin derviş olmağa Ölmezden önde ölmeğe Bir kişi nasip almağa Edep erkân yolu gerek gibi Muhyiddin Abdal ve benzerlerinin yazdıklarından açıkça görülecektir. Bu kültür, inancımızın bu canlı parçası ölmeden önce ölmenin edep ve erkânına yönelen bir yol gösteriyorlar. Burada yola girerken ikrar vermek yolun usulünden olduğu için nereden geldik sorusu ve nereye gideceği cevabı bu erkânda ve yolda bizim dini kültürümüzün muhtevasında lakin yol saliklerinin kendi avazınca ve kavramlarınca dile getirilir: Hitab-ı elest’de bezm-i ezelde Sadakatle ikrâr verenlerdeniz Gönül gezdirmeyiz gayrı güzelde Biz cemâlullahı görenlerdeniz diyen Dertli gibiler elest bezminden başlatırlar yolun ve adabın başlangıcını. Bu yolu bizden gayrı ve başka göstermek isteyenler biz bize kırdırmak canları cana düşürmekten başka gayesi ve gayreti olmayanlardır. Bu yol Muhammedidir; Ne Sünni’dir, ne Şiidir ve ne de Alevi… Canlar da bizimdir can da bizim.

İşte tam burada Ezelî kurdular erkânı yolu Bu yolun sahibi Muhammed Ali Pîrimi sorarsan Bektaş-ı Velî Ali Velî gibi er bulunur mu derken Sakine Bacı bize bu yolun süreğine dair pencereyi açar. Yolun yol başçıları ve takip edilenleri erkânın sahipleri Muhammedi, Ali ve Hacı Bektaş’tır. Ezel bezmindeki yol zuhuratta Haktan Muhammed, Ali üzerinde halka ulaşır. Türklerin ehli beyt sevgisi bu yolda aşikâr olur. Gayrından yüz çevirirler. Burada Alevi-Bektaşi yolunun bir kavramı ortaya çıkar: Tevellâ kılmışam Hakk’a teberrâ masivallahtan Delil ü mürşid ü hâdi velî Şâh-ı Velâyet’tir, sözleri ile açıklayan Fazlî aslında bir hayat ve ahlak nizamını özetleyiverir. Tevellası oluna Hakk ve kendinden yüz çevrilen teberra kılınan masivallahtır. Burada çizilen çerçeve ezel bezminde bela/evet diyen ruhların hayatta ve tarihteki aksinden gayrı ne ola ki? İşte neye taraf oldukları ve neden yüz çevirdikleri böylece ortaya çıkan canların. Çırağı şem’imiz vermekte şûle Meydanı hünerde girdik usule Tevellâmız cedd-i zât-ı Resule Ervâh-ı Yezid’in teberrâsıyız  sözleriyle Perişan Baba hem kendi köken ve menşeini hem de tarihteki zalimliğe ve haksızlığa nasıl karşı olduğunu gösterir. Bu irfan çeşmesinden mahrum kalmak milletimiz içim mahrumiyet değil midir? Siyasi olayları dini zannederek esasa dair insani ve irfani olandan mahrum kalan diyanetimiz ve milliyetimiz bundan zarar görmez mi? Aynı yolda Ceyhunî Râh-ı hakikâte dil oldu bende Biz sırrı (İllâ)nın tevellâsıyız Merd olan nâmerde olmaz şermende Biz anların evvel teberrâsıyız ifadeleri ile neye taraf neye karşı olduğumuzu, aslında milletimizin ruhundaki değer ve kavram dünyasını amasız fakatsız gösterir. Bu yolu milli ve dini esaslarıyla bizden gayrı ve başka göstermek olsa olsa hepimizdeki modern baş dönmeleri sağa sola savrulmalarımızla alakalı olsa gerektir.

Bu yolun erkânı, adabı ve irfanı canlara bir bakmayı söylerken Türklerin ruh dünyasının özünü de gösterir: Kendi noksanını bil ârif ol Kimsenin ayıbını gözetme gönül Yetmiş üç millete bir nazarla bak Hak sevmiş yaratmış söz etme gönül derken İlhamî bu esası gösterir. Canlar birdir ve birlikte görülür. Bu yolun nasihatı da canlaradır: Sana yerden gökten büyük nasihat Gördüğünü ört görmediğini söyleme Erenlerden pîrden budur emanet Gördüğünü ört görmediğini söyleme sözleriyle Azbî bize kültürümüzün ve değer dünyamızın bu aziz muhtevasını anlatıverir. Ayıp gözetmemek ve gördüğünü örtmek modern akıllarımıza ne kadar da ters değil mi?

            Bu yol güncesi bezm-i ezelden, elest bezminden öte dünyaya giden yolda bize erenler dilince ve onların gönlünden canların halini anlayıp bunun hallenmek için ne çok müşterek sunuyor. Musahibi olduğumuz, çerağ tutuşturduğumuz ve ikrar verdiğimiz bu değer bizi iri ve diri yapıyor. Kendimize samimi olmak, kurnaz ve kaba halleri ve ön yargıları kenara koyarak halleşmek müstakbeli ve hayatı daha değerli kılacaktır. İnsan bilmediğinin muarızı ve hatta düşmanıdır. Modern sanrılarla öze ve irfanî olana yandan bakmak olsa olsa bizim toplum, devlet ve şehir hayatımıza yani medeniyetimize kast edenlerin ateşine benzin dökmek olmaz mı? Hal imiş…