31 Mart 2021

​Bir asker yolu hikâyesi

 

Geçtiğimiz hafta İstanbul’dan Muğla Marmaris’e kadar uzanan güzel bir yolculuğumuz oldu.

Marmaris’te asker olan oğlum Muhammet Fatih’in terhis tarihi gelince, kendi aracımızla almaya karar verdik. Seyahat iznimizi de aldık ve kızım Emine Şule ile yola çıktık.

Yeni uyanmaya başlayan baharın güzelliği de yolculuğumuza eşlik etti. Badem ve erik ağaçlarının gelinlikleri giymiş bembeyaz halleri mest etti bizi. İkimiz de fotoğrafçı olunca dura dura gittik. Her duruşumuzda fotoğraf kareleriyle birlikte baharı içimize çektik adeta.

Ülkemizin her metrekaresi ayrı bir güzel. Biz Ege kıyılarında baharın içinde yolculuk yaparken Anadolumuz’un bir çok köşesinde kar yağıyordu.

Yolculuğumuzun ilk durağı Denizli oldu. Rahmetli ustamız ve hocamız olan gazeteci, ressam, karikatürist Cemal Ragıp Derin, Denizli’ Çakmak Mezarlığı’nda meftun. Bizler için ve ustanın dostları için Denizli, artık aynı zamanda Cemal Ragıp Derin demektir. Gazeteci şair dostumuz Ekrem Kaftan, ustamızın eşi ve kızları, kızım Emine Şule’nin Denizli’de yaşayan kız arkadaşlarıyla birlikte mezarlığa gittik. Ekrem Kaftan dostumuzun okuduğu Yasin-i şerifi rahmetli ustamızın ruhuna hediye ettik.

 

Cemal Ragıp Derin Kimdir?

O bazımızın abisi, dostu, kardeşi, manevi babası idi. 

Çok iyi bir gazeteci, karikatürist, ressam daha önemlisi harika bir insandı. Yeri asla doldurulamayacak bir sanatkârdı. Dostluğu, kardeşliği paha biçilemeyecek derecedeydi. Kimsesizlerin kimiydi. Çaresiz, ihtiyaç sahibi kişileri kollar, gözetirdi.

 

O ekmeğini sadece kaleminden kazandı asla ikinci işi olmadı

Bilmeyenler için sevgili abimizi biraz tanıtayım. O hayatı boyunca ekmeğini kaleminden kazandı. Asla ama asla ikinci bir işi olmadı. O doğuştan bir yetenek. İlk resimli romanı 1969 yılında (Cengiz NOYAN) henüz gencecik bir yaşta iken  “Dünya” gazetesinde yayımlandı.

1972'de Yenigün Gazetesi'nde, daha sonra Şenol Kirpiklioğlu'nun (APS) stüdyolarında çizgisini geliştirdi. 1974 yılı sonunda Hürriyet Gazetesi’nde çizmeye başladı. Kelebek'te gerçek hayat hikâyeleri bant olarak yayınlanırken, Hürriyet Gazetesi’nde ise temsili resimler, karikatür ve vinyetler çizdi.

Sezgin Burak'ın “Bizimkiler” adlı kahramanlarını, usta sanatçının vefatından sonra kendi çizgileriyle Hürriyet’te devam ettirdi. Çarşaf, Çivi dergileri, Güneş Gazetesi ve Suat Yalaz'ın Karaoğlan dergilerinde fırçasını konuşturdu.

 

Dönemin tüm önemli gazetelerinde çalıştı

1983'de Günaydın Gazetesi’nde Doğan Bey'i çizmeye başladı. Durakoğlu tiplemesini Rahmi Turan'la birlikte bant olarak çalıştı. Günaydın Gazetesi’nde aynı zamanda ‘Çiğdem' isimli bir de bant yaptı. Sabah Gazetesi’nin kuruluşunda, aynı bantlarla çalışmalarına orada devam etti.

Sabah Gazetesi’nde ayrıca “Hilmo” adlı ayrı bir resimli romana imza attı. Daha sonra tekrar Günaydın Gazetesi’ne döndü ve Durakoğlu ile Çiğdem'i çizmeye devam etti.

Günaydın’dan sonra Türkiye Gazetesi, Türkiye Çocuk Dergisi, Ustura Mizah Dergisi, Yeni Şafak ve Son Çağrı Gazeteleri’nde çalıştı. Yeni Şafak Gazetesini ilk yayımlayan ve ismini veren 5 kişiden biridir. Bursa’da yayınlanan Gerçek Gazetesi’nde resimli roman ve karikatürler çizdi. Ayrıca belediye bültenlerinde de çok sayıda çizgisi yayınlandı.

Tercüman Gazetesi’nde, Sır Kapısı, Pehlivan Hikâyeleri ve İslâmiyet'in ilk yıllarıyla ilgili resimli romanları yayınlandı.

Çok sayıda hikâye, roman ve ders kitaplarında da, onun imzası vardır. TRT, kültür programlarında Ragıp’a sıkça yer vermiş ve onunla çeşitli röportajlar gerçekleştirmiştir.

Allah, gâni gâni rahmet etsin. Mekânı Cennet olsun İnşallah...

Denizli’den sonra Muğla Marmaris yolculuğumuz başladı. Yolda kontroller sıkıydı. Birkaç kez durdurularak HES kodu kontrolleri yapıldı. Seyahat izinlerine bakıldı. Baharın güzelliği, bembeyaz çiçekleriyle badem ve erik ağaçları bize el sallamaya devam etti.

Marmaris’e yaklaştığımız da Sadun Boro el sallayarak şöyle karşıladı bizi:

“Ey dost hoş geldin Marmaris denen Cennete. Dünyanın en güzel yeri olan ve sana bağrını açan, o eşsiz koyları gezerken… Bu emsalsiz güzelliği, bu yeşil ve temiz Cenneti, bizden sonra geleceklere, aynen ve tertemiz bırakmayı sakın unutma.  Çöpünü atma ve sakın ateş yakma.”

Gerçekten Gökova, Akyaka, Marmaris Cennet’ten bir parça. Yollar kıvrım kıvrım eğilirken, Gökova’yı Akyaka’yı seyretmeye doyamazsınız. İmkânı olanın mutlaka gidip görmesini tavsiye ederim.

 

Mehmet Yorulmaz hocam soy isminin hakkını veriyor

Marmaris müftüsü Mehmet Yorulmaz, Bozkır İmam Hatip Lisesi’nden sınıf arkadaşımdır. Kendisini makamında ziyaret ettim. Okul yıllarımıza geri döndük. Arkadaşlarımızdan, hocalarımızdan bahsettik. Mehmet Yorulmaz hocam, soy ismi gibi Maşallah yorulmadan hizmet etmeye devam ediyor. Göreve geldikten sonra hizmetlerini sayınca, çok büyük onur ve gurur duydum.

Terhis olan oğlumu birliğinden beraber aldık. Dönüşte birlikte Marmaris’in manevi büyüklerinden Sarı Ana’yı ziyaret ettik. Sarı Ana, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşayan büyük zatlardandır. Marmaris müftülüğü tarafından türbeye asılan tabelada şu bilgiler yazıyor:

“Sarı Ana, Marmaris’in manevi mimarlarından olup, yüzyıllardır halkın kalbinde sevgi ve saygıyla tarihi ve tasavvufi bir simgedir. Bir adı da ‘Yörük Fatma’ olan ‘Sarı Ana’ muhtemelen sarışın olması sebebiyle bu adı almıştır.

16’ncı yüzyılda yaşamıştır. 1522 yılında Rodos’u fethetmek için Marmaris’e gelen Kanuni Sultan Süleyman, Sarı Ana’yı ziyaret ederek fetih hakkında tavsiyelerini sorar. O da Armutalan mevkiinde konaklayan askerlerden, halkın meyvesini izinsiz olarak alan askerleri bu sefere götürmediğin takdirde başarılı olacaksın der. Buna uyan Kanuni, Rodos’u fethetmiştir.

Rodos’tan dönen padişah, teşekkür etmek için uğradığı Sarı Ana’nın vefat ettiğini öğrenir ve üzülür. Kabri üzerine bir türbe yapılmasını ve önündeki dereye de bir köprü yapılmasını emreder. Sarı Ana’nın bir inekten, Kanuni’nin birliklerine yetecek kadar süt sağması, hayırlı işlerde yol göstermesi ve çeşitli kerâmetleri hâlâ anlatılmaktadır.”

 

Şair Ekrem Kaftan Kütüphanesi

Gazeteci şair Ekrem Kaftan abimizi muhabirliğimin ilk yıllarından beri tanırım. Çok sayıda habere birlikte gitmişliğimiz vardır. Kendilerinden çok şeyler öğrendik.

Ekrem Kaftan, kültür sanat haberciliğinde uzmanlaşmış meslek büyüklerimizdendir. Kültür sanat haberciliğinin oluşmasında emekleri çoktur.

Türkiye Gazetesi’nde uzun yıllar hizmetinin ardından Anadolu Ajansı’ndan emekli olmuştur. Gazeteciliğinin yanı sıra çok iyi bir okuyucu olan Ekrem Kaftan’ın yıllar içinde hazine değerinde bir kütüphanesi oluştu.

Emekliliğinin ardından İstanbul’daki evinde bulunan kütüphaneyi doğup büyüdüğü Denizli Tavas Vakıf köyüne (mahalle) taşımaya karar vermiş. Aslanda bu Ekrem abinin bir hayaliymiş. Kendi çocukluğunda ulaşamadığı kitaplara şimdiki çocukların rahat ulaşması en büyük arzusuymuş. Bu hayali için kendi cebinden azımsanmayacak kadar para harcadığını da hemen belirtmek isterim.

Marmaris’ten dönüşte uğradık Tavas’ın Vakıf mahallesine. Şair Ekrem abi okula çok yakın bir yerden aldığı araziye kütüphane yapmış. Yapana kadar da çok uğraş vermiş. Raf kısmına gelince madden zorlanmış. 10 bin kitap koliler içinde rafların takılmasını ve o raflarda yer almayı bekliyor.

Raflar için bazı kurum ve kuruluşlarla görüşme yapmış Ekrem abi. Gelecek olumlu bir haberi bekliyor.

Biz gelince çok memnun oldu. Yanında çocukluk arkadaşı da vardı. Oğlum da gazeteci ve televizyoncu olunca bir basın gezisi yaptırır gibi heyecanla kütüphaneyi ve çevresini gezdirdi."Köyüme Kütüphane Yapacağım" proje hayalini gerçeğe dönüştürebilmek için çok zorlu yollardan geçmiş. O zorluklar hâlâ devam ediyor.

“İnşallah raflardan kitap seçerek okuduğumuz günleri de görürüz” deyince Ekrem abinin yüzü güldü, gözleri parladı.

Ortaokul ve lise yıllarında okumak için kitap bulmakta zorluk çektiklerini hatırlatarak, “Ortaokul ve lise yıllarında ilçede kitap satan iki kitapçı vardı ancak onlarda da aradığımız kitapları bulamazdık. Köyümüzde zaten hiç kitap yoktu. Ben de kitap okumayı çok seviyordum. Daha o yıllarda bir gün imkânım olursa köyüme bir kütüphane kurarak bütün milletin hizmetine sunacağım, diye kendime söz vermiştim” dedi.  

 "Gençlerimizi yeniden kitapla buluşturmaya mecburuz” diye vurgu yapan Kaftan, “Bu sebeple, her Türk aydını, kendi üstüne düşeni yapmak zorundadır. Ben de bir yazar, gazeteci ve şair olarak sahip olduğum bütün kitapları milletimizin hizmetine sunmaya çalışıyorum. Bu kütüphanede okuyan, araştıran, düşünen gençlerin sayısını artırmak birinci görevimiz olacaktır. Yeni İbn-i Sina’lar, Harezmî’ler, Cezerî’ler çıkarmak zor değil. Gençlere hedef göstermek ve imkân vermek zorundayız. Aksi takdirde ülkemizi ve bütün İslâm dünyasını Batı’nın kültürel kölesi olmaktan kurtaramayız" diyerek kütüphanelerin önemine bir kez daha dikkat çekti.

Ekrem abi sözlerinin ardından hemen karşımızdaki okulu göstererek “Benim  amacım o çocuklara yardımcı olmak. Bizlerin bulamadığı imkânları onlara sunmak” derken gözleri dolu dolu idi.  

Bu güzel köy kütüphanesinin biran önce hizmete açılması en büyük temennimiz.