VF kat sağ

09 Temmuz 2024

​Bozkurt'a dair

Milletler tarihte kavramlar ve bazı mahsus alâmetler ile kendilerine yol çizerler. Bunlar bazen o millete ait ve müstakil olabildiği gibi hayatın doğal akışı içerisinde insanlararasılık sağlayan müşterekler etrafında da oluşabilir. Her halükârda o toplum kendisini bu sembolleri ile ifade eder; buna dair mitolojiler, destanlar, tarihî anlatılar, masallar ve hikâyeler o toplumun maddî sahadaki ürünlerine kadar aksedecek şekilde o millettin mefhum ve mefkûre dünyasında yer alırlar. Bunlar zaman içinde varlıklarını sürdürebildikleri gibi zaman içinde ortadan kalkabilirler; kimi zaman da farklı muhteva ve şekillerde o milletin hayatında yeniden hatırlanabilirler. İşte bunlardan birisi de ülkemizde ve son zamanlarda dünya kamuoyuna da yansıyan “kurt” sembolizmidir. Bu mesele siyasî bir çerçeveye oturmanın ötesinde, ki insan fikriyatında yer alan mefhumlar siyasî bir değer olarak da ortaya çıkar, medeniyet yapısının doğal bir sonucu olarak görülmeli, kültürün bir konusu olarak düşünülmelidir.

Milletler kendilerine doğada gördükleri ve güç, kuvvet ve farklı özellikleri ile sembolleştirdikleri hayvanları remiz olarak alırlar. Boğa, kartal ve kurt bunlardan bir kaçıdır. Eski Mısır panteonunda pek çok hayvanın ve hayvan suretli insanın varlığı malumdur. İşte bu cümleden Türkler için de bu kabilden bazı tezahürlerin olmasında tabii bir şey olamazdı. Bu bakımdan biz kurt meselesine modern zamanlarda Türk milliyetçiliğinin bir alâmeti olması ötesinde Türklerin sembolü olması bakımından bakmak istiyoruz. Böylece mesele politik bir zeminden kültür meselesi haline gelerek daha anlaşılır ve daha paylaşılır hâle gelebilecektir.

Göktürkler devrinde kurt adının, “böri” Ak Böri, Al Böri, Börü Bars, Böri Tigin, Çocuk Böri Şenun, Gök Böri Kökey, İl Böri, Kök Böri gibi kullanımlarına rastlanmaktadır. Börü kelimesi bu manada kurt adının eski bir kullanımı olarak görülmektedir. Bu durum o devir destanlarına da yansımıştır: Ergenekon Destanında kurdun ata olmasına şöyle işaret edilir: Göktürkler (T’u-chüeh), eski Hunların (Hsiung-nu) soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise, A-şi-na (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. (Sonradan çoğalarak), ayrı oymaklar halinde yaşamaya başladılar. Bahattin Ögel; “Büyük devlet kurmuş olan Türklerde kurt, artık bir sembol hâline gelmişti. Onlarda din ve totemizm izleri, çoktan kaybolmuştu. Kurt Göktürklerde, tuğlar ile bayrakların tepesinde yer almak yolu ile bir devlet sembolü olmuştu.”, der. (Namık Aslan, Kurt Motifinin Türk Menşe Efsanelerindeki Anlamı Üzerine, Millî Folklor, 2010, Yıl 22, Sayı 87, s. 72) Çin yıllıklarında kurdun Türkler için bir egemenlik, yiğitlik sembolü olduğu aktarılmaktadır. Bu bilgilere dair ifadeler; “Sancaklarının başına altından kurt başı takarlar. Muhafızlarına, savaşçılarına fu-li (böri) derler. Çin dilinde anlamı kurt demektir. Yani kurttan doğmuşlardır.” şeklindeki ifadeler “Batı Türkleri bayraklarının tepesine dişi kurt başı asarlar.” şeklinde de yer almaktadır. (Dr. Zafer Altun, “Türk Kültüründe “Kurt Kavramı” Üzerine Bir İnceleme”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum / Education And Society In The 21st Century Cilt / Volume 8, Sayı/Issue 22, Bahar/Spring 201996, s.97). Görüleceği üzere kurt eski dönem bilinen tarihimizin en başında karşımıza çıkmaktadır.

Bu durumun Uygurlar devrinde de devam etmesi, bunun bir döneme değil Türklerin umumuna ait bir mesele olduğunu göstermektedir. Uygurların Türeyiş Destanı’nda Tanrı erkek kurt suretinde yeryüzüne inmiş, Türk hakanının kızı ile evlenmiş ve Uygur nesilleri böyle türemiştir. Burada kurt bir köken ve başlatıcı ata suretinde görülmektedir. İşaret ettiğimiz gibi Göktürk Destanlarında da kurt motifi Türklerin yeniden çoğalışlarında öne çıkan ve yol gösteren bir unsur olmuştur.  

Bu durum Oğuz kağan destanında yenilenmektedir. Oğuz Kağan Destanı'nda ışık içinden gelerek Oğuz'la konuşan kurdun üç yerde Oğuzların ordusuna yol gösterdiği görülür. Oğuz Destanında; “Bir kurt ki, erkek bir kurt! / Gök tüylü, Gök yeleli! / Bu kurt döndü Oğuz’a, bakmadan sağa sola, Dedi: “Ey oğul şimdi, ordunu çıkar yola! / “Halkını beğlerini, atlandır çıkar yola” “Baş çekip göstereyim, doğru yol nerde ola!” “Oğuz Kağan baktı ki, erkek kurt önler gider/ ordunun öncüleri, bozkurdu gözler gider”, şeklinde kurt motifi karşımıza çıkmaktadır. Dede Korkut Hikâyelerinde Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boyda “Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim” dediği bir kısma da rastlanmaktadır. Burada göstermeye çalıştığımız üzere kurt imgesi nev-zuhur, modern, dinin yerine ikame edilmek üzere dışarıdan getirilmiş bir unsur değildir. Tarihimizin derinlerde kurt ve ona dair anlatıları bu şekilde görmekteyiz.

İşte bu kurda dair sembolizmin Cumhuriyetin ilk yıllarında farklı şekillerde; parti armasında, parada, pullarda, Türk Ocakları’ndan, sigara kutularına kadar geniş bir alanda görmekteyiz. Mustafa Kemal Atatürk bu meyanda kurdu pek çok alanda kullanmıştır. Hülasa modern devletin yeni felsefesini bazı sol idraklerle çarpıtmanın mânâsı olmadığı gibi manevî değer yargıları üzerinden yan bakmak da uygun değildir. Bu konu millî bir sembolün tarih içinde kendisini göstermesinden ibarettir. Zaman içinde kazandığı politik içerikler ile kimileri soldan kimileri farklı inanç mülahazalarından bu meseleyi ötekileştirmiş olsalar da ki politikleşmiş her meselede değerlerin arafta kalması ve müşterekliğini kaybetmesi doğaldır, kurt meselesi geçmişten günümüze milletimizin hayatında görülen sembollerden biridir. Mesela MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) armasında ay yıldız üstünde bir dönem kurt, bir dönem kitap yer alması bu mânâdaki geçişkenlik ve değişkenliğin bir tezahürü olarak ilgi çekicidir. Bozkurt’tan Kuran’a Millî Türk Talebe Birliği adıyla bir kitap dahi yazılarak bu duruma işaret edilmiştir. Bu durum ülkemizdeki medeniyet meselesinde hâlâ ve henüz taşların yerli yerine oturmamasıyla alâkalı bir durum olarak not edilmelidir. Bozkurt bugün Türk Ocakları’nın amblemi içerisinde yer almakta ve hususen MHP ve Ülkü Ocakları çevrelerinin kullandığı bir sembol olarak daha ziyade Türk milliyetçiliği çerçevesinde varlığını sürdüren bir millî alâmetimizdir. Bu bakımdan kurt simgesi güncel kendi siyasi içeriği ötesinde tarih içinden gelen ve milletimizin kök devirlerinden itibaren görülen bir kültür unsurudur. Bizi bölmesi değil kendi mefhumunca birleştirip yeniden yol göstermesi en büyük temennidir.

Millî futbolcumuz Merih Demiral’ın iki gol attığı ve Avusturya’yı yendiğimiz maç sonrasında galibiyet sevinciyle gösterdiği bozkurt ise aşikâr Hunlardan Osmanlılara kadar Batı’da vâki Türk travmasına dokunmuş gözükmektedir. Bu meseleden bölünüp dağılmak ne kadar hata ise bu konuyu sun’î gündemlere malzeme yapmak da bir o kadar yersiz olacaktır.

“Ben sizlere oldum kağan/ Alalım yay ile kalkan/ Nişân olsun bize ‘buyan’/ Boz-kurt olsun bize ‘uran’” (Oğuz Destanı).

Hak İçin Olsun

Vesselam