12 Eylül 2021

​Değişen Otomobil Sektörünün, Enerji Kaynaklarına ve Ekonomiye Etkileri

Otomotiv endüstrisi, terim anlamı olarak, motorlu taşıtları tasarlayan, geliştiren, üreten ve pazarlayan iş sektörüdür. 2007 yılı itibarıyla, tüm dünyada 73 milyondan fazla motorlu araç üretildi. Otomotiv sanayii, tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotifi olarak kabul edilmektedir. Sektörün ekonomideki sürükleyici-lokomotif etkisinin nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleri ile olan çok yakın ilişkisidir. Otomotiv sanayii demir-çelik, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı ve bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir. Turizm, altyapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar sektör ürünleri ile sağlanmaktadır. Bu sektördeki değişimler, ekonominin tümünü yakından etkilemektedir. Otomotiv sektörü Motorlu Taşıt Aracı üreten bir sanayidir. Dünyada toplam motorlu taşıt seri üretiminin yaklaşık %70’ini otomobil üretimi oluşturmaktadır.

Türkiye’de de bu oran geçerlidir. Otomobil üretimi, diğer motorlu taşıtlara göre çok daha yüksek adetlerde yapılır. Bu suretle otomobil üretimi, güçlü bir yan sanayiini oluşturarak diğer taşıtların üretimine de destek olur. Bu nedenle otomobil üretimi, otomotiv sanayiinin temelidir. Son 10 yılda küresel araba üreticileri büyümelerini önemli ölçüde Çin, Brezilya, Meksika gibi gelişmekte olan piyasalar üzerinden gerçekleştiriyor.

Önemli markalar, verimlilik açısından ölçeği yakalamak için sadece Çin piyasası için değil, çevre Asya ülkeleri için de kapasite oluşturdular. Çin’i bir anlamda bölgenin “Hub”ı olarak kullandılar. Bugün Dünyada tek başına en çok araba üretilen ülke Çin oldu ve bu durumun devam etmesi bekleniyor. Çin’de üretilen araçların üçte biri, hafif ticari araçların %57’si yabancı markalara ait.  Ayrıca yabancı markaların, üretimlerinin yanında, Çin’de büyük ölçekli Ar-Ge merkezleri var. Böyle bir durumda Çin Devleti yabancı sermaye ile ilişkili mevzuatını değiştirdiği takdirde bunun sektöre etkisi büyük olacaktır. Değişimin yönü sektörün de yönünü belirleyecektir. Bir diğer örnek Brezilya; 2012 yılında Brezilya Hükümeti endüstri vergilerini (IPI) %30 oranında artırdı. Buna ilave olarak yakıt verimliliği, yerel üretim kullanımı ve yerel Ar-Ge’yi teşvik amaçlı kurallar koydu.

 

Otomotiv sanayiinin önemi

Uzayhavacılık sanayiinden sonraki en karmaşık teknoloji gerektiren otomotiv sanayii, başlıca önemli mühendislik alanlarını içeren multi-disipliner bir teknoloji gerektirir.

- Motorlu taşıt aracı; niteliği, malzeme yapısı, prosesi, teknolojisi ve üretim yeri farklı olan 5,000 dolayında parçanın, ortak kalite yönetimi ve verimlilik anlayışı ile üretimi ve bir araya getirilmesi ile ortaya çıkar.

- Bir motorlu aracın üretimi ve trafiğe çıkabilmesi için güvenlik, trafikve çevre ile ilgili 50 dolayında küresel teknik mevzuata uyumu ve bunun belgelendirilmesi zorunludur. Bu mevzuat teknolojideki gelişmelere bağlı olarak sürekli yenilenmektedir. Özellikle çevre ile ilgili yeni mevzuat hazırlıkları sektörü büyük baskı altında tutmaktadır.

- Pazardaki yoğun rekabet nedeni ile müşteri tatmini ancak teknolojik gelişme ile sağlanmaktadır. Bu nedenle sektörde, yoğun Ar-Geve sürekli gelişme esastır.

- Otomotiv sektörü kendisi dışında, hammadde ve yan sanayi ile otomotiv ürünlerinin tüketiciye ulaşmasını sağlayan ve bunu destekleyen pazarlama, bayi, servis, akaryakıtfinansve sigorta sektörlerinde geniş iş hacmi ve istihdam yaratmaktadır.

- Otomotiv sektörü ülkedeki savunma sanayiinin gelişmesinde ve teknolojik düzeyin yükselmesinde temel oluşturmaktadır. Bu sanayi dalında hâlen, büyük bir teknolojik gelişme potansiyeli ve gücü bulunmaktadır. Bu özellikleri nedeni ile otomotiv sanayii, stratejik bir sanayi olarak Hükûmetlerin yakın ilgisini çekmekte ve bu sektör için özel bir planlama yapılmaktadır. Özellikle hızla küreselleşmekte olan bu sektörde rekabet büyük yoğunluk kazanmakta ve sanayileşmiş ülkeler ile ABNAFTAgibi ekonomik birliklerde bu sektörün korunması ve rekabet gücünün geliştirilmesi için özel politikalar uygulanmaktadır.

Üretim, istihdam ve teknolojik gelişmeye doğrudan etki eden otomotiv sektörü ekonomi için stratejik bir öneme sahiptir. Sadece kendi içerisinde ürettiği katma değerle değil ileriye ve geriye doğru bağlantılarla birçok sektörü pozitif etkilemektedir. Demir-çelik, cam, plastik, elektronik, elektrik ve yazılım gibi alanlardaki üretimlerden yararlanan otomotiv sektörü inşaat, turizm, ulaştırma ve tarım gibi alanlarda daha verimli bir işleyiş sağlamaktadır. İleri teknolojiler, sürdürülebilir politikalar ve farklılaşan tüketici davranışlarının beslediği küresel ölçekteki değişim rüzgarından otomotiv sektörü de nasibini almaktadır. Otonom sürüş, elektrik motorları, bağlanabilirlik (connectivity) gibi yeniliklerin yapısal olarak otomotiv sektörünü değiştireceği öngörülmektedir. Bu yeniliklerin ortaya çıkmasıyla hem üreticiler hem de sürücüler açısından birçok değişikliğin yaşanacağı anlaşılmaktadır. Mevcut modellerin yerine daha fazla enerji verimliliği sağlayan ve yeni teknolojilerle donatılan modellerin ön plana çıkmasıyla birlikte özellikle gelişmiş ülkelerde bu modellerin pazardaki paylarının artacağı tahmin edilmektedir. Öte yandan çevre ve enerji maliyeti açısından öne çıkan elektrikli arabaların batarya ücretlerinden dolayı satış fiyatlarının yüksek ve özellikle tek şarjla gidilecek mesafenin kısa olması gibi nedenlerden ötürü kısa süre içerisinde sayısının çoğalması ve yaygınlaşmasının zor olduğu görülmektedir. Ancak batarya teknolojisindeki ilerlemeye bağlı olarak yakın gelecekte maliyetlerin düşüşe geçmesi ile birlikte elektrikli arabaların artacağı öngörülmektedir. Küresel ölçekte ciddi bir teknolojik kırılma yaşamaya başlayan otomotiv sektörü Türkiye ekonomisi açısından da kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin toplam araba üretimi 2000’de 431 bin seviyesinden 2017’de yaklaşık 1 milyon 696 bine yükselmiş, söz konusu on sekiz senelik dönemdeki ortalama üretim oranı yıllık bazda yaklaşık yüzde 8 oranında artmıştır. Türkiye coğrafi konumu, altyapısı ve beşeri sermayesi gibi avantajları sayesinde otomotiv üretiminde önemli bir üs haline gelmeyi başarmıştır. AR-GE yoğun bir endüstri olan otomotiv sektörü son on yıldır Türkiye’de en fazla ihracat yapan sektör konumundadır.

2017’de ulaşılan seviyeyle Türkiye taşıt araçları üretimi sıralamasında Avrupa’da beşinci, dünyada ise on dördüncü sırada yer almaktadır. Bununla birlikte Türkiye Avrupa’nın ticari araç üreticileri kategorisinde bulunmaktadır. Yukarıda saydığımız önemli katkılarına rağmen Türkiye’deki otomotiv sektörü daha çok montaja dayalı bir yapıya sahip olduğu için özellikle yüksek teknolojili ve katma değeri fazla ara mallarda ithalata bağımlı bir yapıdadır. Bu durum Türkiye’nin otomotiv sektöründeki potansiyelini tam olarak kullanamamasına neden olmaktadır. Bu açılardan bakıldığında Türkiye ekonomisinin orta gelir tuzağından kurtularak yüksek gelirli gelişmiş ülkeler grubuna yükselebilmesi için otomotiv gibi ileri teknolojik sektörlerde kendi markalarıyla küresel sektöre yönelik kaliteli üretim gerçekleştirmesi gerekmektedir. Yerli ve milli otomobil bu sebeple hem teknolojik ilerlemenin önemli bir parçası hem de sağladığı katma değer açısından ekonomik büyümenin vazgeçilmezi olacaktır. 2030 yılına kadar olan süreçte günümüzden farklı olarak sektörde daha çok elektrikli, otonom ve bağlantılı araçların yaygınlaşacağı net olarak görülebilmektedir. 2030 sonrasında fosil yakıtlı araba üretimlerinin tamamen yasaklanacağı, elektrikli arabaların altyapılarının küresel şirketlerin yanı sıra devletlerin yardım ve teşvikleriyle hızla iyileştirileceği ön görülmektedir. Teknolojik gelişmeler ve şehirlerin nüfusunun daha fazla artması otomotiv sektörünün geleceğini etkileyecektir. Dünya nüfusunun 2050’de 10 milyarı aşması, megakent sayısının üç kat artması ve bu durumun daha fazla trafik kirliliği ve gürültüye neden olması beklenmektedir. Bu gelişmelerin otomotiv sektörünü yapısal bir değişimin içine sokması kaçınılmazdır. Bununla birlikte teknolojinin hızla gelişmesinin bir yansıması olarak otonom, eletrikli ve paylaşılan arabaların insanların hayatında daha fazla yer bulacağı öngörülmektedir. Daha teknolojik arabalarla kişilerin yaşam kalitesinin artacağı anlaşılan 2050’de dünyada yaklaşık 3 milyar arabanın olacağı tahmin edilmektedir. Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan küresel otomotiv sektörü dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine karşılık gelmektedir. Küresel ticaretten en fazla pay alan sektörler arasında bulunan otomotiv 2015’te toplam 16,3 trilyon dolar olan küresel ticaretin 1,3 trilyon dolarını oluşturmuştur. Türkiye’deki otomotiv sektörü de yukarıda özetleme çalıştığımız gelişmelerden tabii ki etkilenmektedir. Bu nedenle sektörün geleceğini şekillendiren bu gelişmeleri yakından takip etmesi ve pozisyon alması şarttır. Covid19 pandemi sürecinde piyasada sıfır araç bulmak çok zorlaştı, üretim ve tedarik zincirleri her sektörde olduğu gibi otomotiv sektörünü de vurdu. 2.el araç fiyatları kat ve arttı. Kapitalizm sonrası globalizm sistemine geçiş sürecinde birçok sektörel değişime şahitlik ettiğimiz bu dönemlerde gerekli tedbirlerin alınması son derece önem arz etmektedir.

Birçok meslek ortadan kalkarken, yeni yeni mesleklerin gündemimize girdiği, köklü sektörel dönüşümleri yaşamaktayız. İçten yamalı motorlu araçlarda 40.000’ne yakın parça varken elektrikli otonom otomobillerde sadece 50-60 parça yeterli olmaktadır. Ayrıca bu araçlar yapay zeka kullanılarak, gelişmiş robot teknolojileri üzerinden üretilmektedir. Firmaların 2030-2040 sektörel perspektiflerini incelediğimizde özellikle yedek parça ve yan sanayi ürünleri üreten çalışanların işsiz kalması da muhtemel bir öngörüdür. 2021 yılının ilk altı ayında Avrupa’da elektrikli araç satışları %122 artışla, 221 bin 514 adetten 492 bin 21 adete yükseldi. Türkiye devlet teşvikiyle birlikte özel sektör üzerinden tam bu noktada da çok yerinde bir karar vererek “Türkiye’nin Otomobili Girişimi Grubu” (TOGG) yerli ve milli elektrikli otomobil markasıyla önemli bir adım atarak ciddi bir atılım gerçekleştirmektedir. Türkiye’nin jeostratejik konumu ve Afrika, Ortadoğu, Balkanlar’daki pazarlara hızlı ulaşabilme imkanı dolayısıyla büyük avantajlara sahiptir. Bu sistemsel geçiş döneminde, Dünya’daki tüm gelişmeleri analiz ederek, yanlış vergilendirme politikalarının sektörü nasıl olumsuz etkilediği, Brezilya örneği incelendiğinde de görülececektir.  Bu nedenle Türkiye’de otomotiv sektörünün geleceğini planlamak için mevzuat yapıcılarının sektör temsilcileriyle el ele birlikte çalışmaları son derece önemlidir.

Otomotiv sektöründeki değişime eşgüdümlü olarak enerji kaynaklarında doğal bir dönüşüm meydana gelecektir. Yani motorlu araçlarda kullandığımız benzin ve petrolün yerini, bundan sonra elektrikli otonom araçlar için kullanılan piller alacaktır. Bunların en önemli ham maddesi ise lityumdur. Lityum madenlerinin önemi her geçen gün çok daha fazla artmaktadır. 2030-2040 yıllarına kadar olan periyotlarda bu dönüşümün gerçekleşmesi doğal bir gereklilik olarak görülmektedir. Gelecekte, Türkiye, Çin, Almanya vb. küresel otomotiv aktörü olması muhtemel olan ülkelerin bu alanlarda da önemli atılımları bulunmaktadır. Enerji alanında yaşanacak olan bu değişimin, bor vb. stratejik öneme sahip madenlerdeki gerekli ARGE çalışmaları yapıldığı takdirde, Türkiye’nin avantajlı bir konuma geçmesi çok muhtemeldir.

Tüm bu değişimlerin sonucunda diğer önemli bir hususta ABD dolarının uluslararası bir para birimi olma özelliğin ortadan kalması sonucunu da meydana getirebilme ihtimalidir. Çünkü günümüzde ABD dolarına değer katan en önemli unsurlardan biri petrodolar endeksidir. Elektrikli otonom araçlarda petrolün kullanılmaması nedeniyle, petrodolar endeksinin zayıflaması yada çökmesiyle yeni enerji kaynaklarına sahip olan aktörlerin avantajlı hale gelebileceği önemli finans çevrelerinde yoğun alarak tartışılmaktadır. Dolayısıyla global sistemin yeni kurallarına uygun olarak sanal paralar üzerinden yeni finansal formüllerin ortaya çıkabileceği kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

21.yy’da şahit olduğumuz bu değişim sürecinde dev markaların tamamı elektrikli otonom araçlarını hazırladı. Sektörün en büyük markaları, karbon emisyonundaki fosil yakıt payını sıfırlamak amacıyla, AB yasaları ve Paris iklim anlaşması kapsamında elektrikli araç yatırımlarını her geçen gün artırmaktadır. Otomativ devi Almanya’nın Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier, geçtiğimiz günlerde, 2030 yılına kadar trafiğe kaydı yapılacak araçların yüzde 80’inin elektrikli araçlardan oluşacağını ifade etti. Öte yandan, Almanya’nın 2030 yılında enerji tüketiminin de özellikle elektrikli otomobillerin yüksek elektrik talebiyle 645-665 terrawat/saate çıkarak, önceki varsayımlardan yüzde 15 daha fazla artış göstermesi bekleniyor. Önemli Otomobil markaları içten yanmalı motorları bırakacakları son tarihleri şu şekilde açıkladı.

 

MERCEDES

Mercedes’in Alman üreticisi Daimler, 2022 ile 2030 yılları arasında elektrikli otomobil teknolojisine 40 milyar euro yatırım yapılacağını belirtti. Şirket, 2030 yılında tamamen elektrikli otomobil üretimine geçmeyi planlıyor.

VOLVO

İsveçli otomobil şirketi Volvo, hızla büyüyen elektrikli otomobil pazarına odaklanacağını ve fosil yakıtlı motorlar üretmeyi aşamalı olarak durduracağını belirterek, 2030 yılına kadar şirketin tüm otomobillerinin elektrikli olacağını açıkladı.

AUDİ

Alman otomobil üreticisi Audi, sıfır karbon emisyonu hedefinin parçası olarak 2033 yılına kadar dizel ve benzinli otomobil üretimini durduracağını açıkladı.

Audi CEO’su Markus Duesmann, 2026 yılı itibarıyla Audi’nin yalnızca tamamen elektrikli otomobil modellerini piyasaya süreceği belirtilirken, 2033 yılına kadar içten yanmalı motorların üretimini kademeli olarak durdurmayı planladığını duyurdu.

BENTLEY

İngiliz lüks otomobil üreticisi Bentley Motors, 2026 yılından itibaren şarj edilebilir hibrit ve elektrikli araçları pazara sunmayı ve 2030’dan itibaren tamamen elektrikli araçlara geçmeyi düşünüyor.

JAGUAR LAND ROVER

Jaguar Land Rover, lüks otomobil markası Jaguar’ın 2025 yılından itibaren tamamen elektrikli araç üretir hale getirilmesinin planlandığını duyurdu.

RENAULT

Renault Grubu, 2025 yılında yüzde 65’in üzerinde elektrikli ve elektrik destekli araç, 2030’da ise yüzde 90’a varan elektrikli araç filosu sunmayı hedefliyor.

MİNİ

Alman devi BMW bünyesinde faaliyet gösteren Mini, marka otomobillerin tamamının 2030’da yüzde 100 elektrikli olmasını planlıyor.

FIAT

Fiat, 2025-2030 yılları arasında üreteceği araçları tamamen elektrikli olarak üretmeyi planladığını belirtti.

FORD

ABD’nin büyük otomobil üreticilerinden Ford, elektrikli araçlara yönelik yatırımlarını 2025’e kadar 30 milyar doların üzerine çıkaracaklarını belirterek, 2030’a kadar araçlarının tamamen elektrikli olmasını planladıklarını söyledi.

BMW

Bir başka Alman otomobil şirketi BMW, 2030 yılına kadar satışa çıkaracağı araçların yüzde 50’sinin tamamen elektrikli olacağını duyurdu.

VOLKSWAGEN

Alman otomobil devi Volkswagen, 2030 itibarıyla Avrupa’daki araç satışlarının yüzde 70’ini tamamen elektrikli yapacak.

OPEL

Stellantis bünyesinde faaliyetlerine devam eden Alman otomobil şirketi Opel, 2028 yılına kadar Avrupa’daki otomobillerinde içten yanmalı motor kullanmayı bırakacağını ve tamamen elektrikli araç üretimine geçmeyi hedeflediğini belirtti.

HONDA

Bugüne kadar ‘tamamen elektrikli’ satışa geçeceği tarihi açıklayan şirketler arasında en geç tarihi veren, Japon otomotiv devi Honda oldu.

Honda, 2040 yılı itibarıyla fosil yakıtlı araç satışı yapmayacağını açıklayarak sadece elektrikli model satacağını söyledi.

GENERAL MOTORS

ABD’li otomobil üreticisi General Motors (GM), tamamen elektrikli bir gelecek için ortak bir vizyon geliştirmek amacıyla Çevre Savunma Fonu ile çalıştığına işaret edilen açıklamada, şirketin 2035 itibarıyla yalnızca elektrikli araç üretmeyi hedeflediğini söyledi.

 

Kaynakça:

- “Re-inventing the weel Scenarios for the transformation of the automotiv industry “ OICA

- WEC, Global Transport Scenarios 2050, (World Energy Council, Londra: 2011).

- Pişkin, Otomotiv Sektör Raporu, s. 21.

- Küresel Otomotiv Sektörünün Değişimi ve Yerli Otomobil Projesinin Geleceği Nurullah Gür, Yunus Furuncu

- Mike Wall, Automotive Industry Outlook: Navigating the Waters in a Post-Recovery Environment, (IHS Markit, Londra: 2016), s. 4.