19 Nisan 2018

Edep kazandırmayan eğitim

 

Gezdim Halep ile Şam'ı

Eyledim ilmi talep

Meğer ilim bir hiç imiş,

İlla edep, illa edep…

 

Gönüller yapan, ölümsüzlüğü tadan Yunus Emre, sözleriyle sanki günümüze ışık tutmakta, yolumuzu aydınlatmakta. Bu dizeleriyle ilmin, insanı ve davranışlarını ıslah etmediği müddetçe bir hiç hükmünde olduğunu ifade etmekte.

 

Modern çağın toplumuna ve insanına dair eksikliğini hissettiğimiz bir kavram “edep”. Türk Dil Kurumu'na göre edep; “Toplum töresine uygun davranma, iyi ahlak, incelik ve terbiye” demek.

 

İnsana, topluma ve günlük yaşama dair sorunlar ekseriyetle “eğitimsizlikle” ilişkilendirilir. Geldiğimiz noktada eğitim düzeyinin geçmişe kıyasla bir hayli yükseldiğini söyleyebiliriz. Peki, “edep”, noktasında toplumda bir iyiye gidiş mi yoksa tam tersi bir durum mu söz konusu?

 

Etrafındakilerden küçük bir tebessümü esirgeyen, birbirine en argo sözlerle hitap eden, çöplerini etrafa saçan, dinlenmek için konmuş banklara boylu boyunca yatan, ulu orta yerde ahlaka uygun olmayan hal ve tavırlar sergileyen, trafikte hep emniyet şeridini tercih eden ve çıldırmışçasına birbirine korna çalan, avazı çıktığı kadar bağıran, siyasi görüşü veya yaşam biçimi farklı olduğu için birbirine saldıran insanlar, her yerde ve ne yazık ki hepimiz burada zikredilen veya benzeri olan birçok davranışa şahit oluyoruz.

 

Yukarıda saydığımız davranışların yanlış olduğu ve edep kurallarına uygun olmadığı herkesin malumu. Öyleyse insanlar neden bu davranışları yapıyorlar. Ya da eğitim seviyesinin yükselmesine karşın edep neden azalıyor? Burada ters bir ilişki olması gerekirdi aslında. Yani eğitim düzeyi arttıkça, edep ve terbiyeye aykırı davranışların azalması beklenirdi. Ne yazık ki durum böyle değil. Yukarıda saydığımız olumsuz davranışların çoğunu ve hatta daha fazlasını eğitim düzeyinin en üst noktası olan üniversite kampüslerinde dahi gözlemleyebilirsiniz.

 

Çocuklarına kariyer dışında bir hedef koymayan edep örneği olmayan anne babaların, diploma dışında bir şey vermeyen eğitim sisteminin ve köşeyi dönmek, zengin olmak dışında bir şeye kıymet vermeyen bir toplumun yetiştirdiği çocuklar, belki de edebin çok da gerekli bir özellik olduğunu düşünmüyor olabilir. Kıymet verilmediği için de sahip olma noktasında bir çabaya girmiyor çocuklar.  

 

Bununla birlikte sadece akademik başarıyı önceleyen eğitim sistemimiz bu olumsuz durumun baş sorumlularından biri. Hatırlayacak olursanız eskiden öğrencilere verilen karnelerin bir tarafında ders notları diğer tarafında ise “kurallara uyma”, “başkalarıyla iyi geçinme”, “sorumluluk alma”, “başkalarına karşı saygılı olma” gibi davranış değerlendirmeleri de olurdu. Çünkü öğrencilerin başarılı olmaları kadar iyi davranışlara sahip olmaları da önemliydi.

 

İmam Suhreverdi; “İlim ve bilginin yüceliği edep ile anlaşılır sözüyle, tıpkı Yunus Emre gibi ilmin insan edebine yaptığı katkıyı vurgulamaktadır. Batı felsefesi üzerine kurulmuş bir eğitim modeli bireye yaşarken doyumsuzluğu aşılarken, Türk-İslam mefkuresi üzerine kurulu eğitim sistemimiz, insana yaşarken ölümsüzlüğü vaat etmekteydi. Ne yazık ki kıymetini bilemedik ve ismi dışında milli bir kimliği, milli bir şuuru ve ideali olmayan bir eğitim sistemi ile ancak insanın beynini geliştirebildik. Kalp ve ahlak eğitimi eksik kalmış çocuklar milli ve manevi değerlerden hızla uzaklaşmakta ve emperyalist batı medeniyetinin tasavvur ettiği sadece hazları ve kendisi için yaşayan insan modeline dönüşmektedir.

 

En güzel edep örneği olan Hz. Muhammed'in hayatı bizler için en değerli kaynaktır. Bir gün Efendimiz (as), bir kardeşine utanma duygusunu terk etmesini söyleyen Medine'li bir müslümanın yanından geçerken ona: “Onu kendi haline bırak; zira hayâ imandandır” buyurmuştur (Buhari, İman, 15).

 

Vesselam…