26 Nisan 2018

Eğitimde yeni model arayışları ve milli kimlik ideali

Eğitime dair tartışmaların biteceği yok. Gündemdeki yeni tartışma konusu ise hangi ülkenin eğitim sisteminin bize daha uygun olduğu. Yine döndük dolaştık ve yeni bir eğitim modeli arayışına daha girdik. Model önerisi olarak ise batı medeniyetinin değerleri üzerine kurulmuş eğitim modelleri öne çıkıyor.

Yüzüncü kuruluş yılını kutlamaya hazırlanan Türkiye, ne yazık ki hala kendi milli maarifini inşa edememiştir. Son yıllarda eğitime çok ciddi kaynaklar ayrılıyor, öyle ki eğitime ayrılan bütçe savunma harcamalarının dahi önüne geçmiş durumda. Çok güzel okul binaları yapılmasına, okulların bilgi teknolojileri ile donatılmasına karşın istenen başarı bir türlü yakalanamıyor. Öğrenci, veli, öğretmen, yönetici, siyasetçi kısacası eğitimin tüm paydaşları ne yazık ki eğitimin mevcut durumundan şikayetçi. Yeni bir eğitim modeli, mevcut durumdan çıkış yolu olarak görülüyor.

Peki, başka bir ülkenin eğitim modeli bizim için ne kadar uygundur? Bu soruya merhum Nurettin Topçu şöyle cevap veriyor; “Toplumların, milletlerin, tıpkı bireyler gibi, kendi karakterlerini, özgün yanlarını, kendi çizgilerini ortaya koyabilmeleri gerekir. Aksi halde, taklit bir bireyde, bir millette, şahsiyet durumuna gelmez, kimlik oluşturmaz”.

Her canlı bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Bitkinin de hayvanın da bir fıtrat özelliği vardır. Toplumların ve milletlerin de kendilerine münhasır özellikleri vardır. Dil, kültür, değerler ve gelenek bu özelliklerden bazılarıdır. Eğitim sistemi ve okul bu özelliklere uygun olduğu sürece milletin mektebidir.

Nitekim, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. Maddesinde eğitimin genel amaçları tanımlanırken “Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren vatandaşlar yetiştirmek” ifadesine yer verilerek, okulun milli ve kültürel değerleri aktaran bir kurum olduğu vurgulanmıştır.

Yani milletin mektebi, kendi değerlerini, kendi kültürünü, kendi şuur ve idealini kendi çocuklarına aktaran kurumdur. Türkiye, binlerce yıllık mazisini ve medeniyetini anlamayı ve öğrenmeyi henüz başaramamışken, Nizamiye Medreselerini, Osmanlı Medreselerini, Sıbyan Mekteplerini incelemeden çareyi batı değerleri üzerine kurulu eğitim modellerini taklit etmekte mi bulacaktır.

Milletin mektebinin fiziksel mekanının dahi kendine has özellikleri vardır der merhum Nurettin Topçu ve medrese binalarının fiziksel özelliklerini işaret eder. Son yıllarda Selçuklu mimarisini dikkate alan az sayıdaki okul binalarını istisna tutarsak, bugün ki okul binaları incelendiğinde milli bir kimliği olmayan, kültürel ve estetik kaygı taşımayan, işlevsiz onlarca farklı okul binası modeli görülebilir.

Millet mektebinin en etkili unsuru öğretmendir. Nurettin Topçu'nun ifadesiyle “maarifi yapan da onu yıkan da muallimdir”. Eğitim sisteminde öğretmenden daha önemli bir şey yoktur. Eğitimin başladığı ve bittiği yerdir öğretmen.

Türk şayet yeni bir eğitim modeli inşa edecekse bunun için önce binlerce yıllık gelenek incelenmeli, gelecek iyi analiz edilerek çağın gerektirdiği beceriler ve insan nitelikleri belirlenmeli ve diğer ülkelerin eğitim modellerinde var olan iyi örnekler ve uygulamalar alınarak kendi milli değerlerimiz temelinde yeniden yorumlanmalı ve bir model inşası gerçekleştirilmelidir. Türkiye'nin bu anlamda ihtiyaç duyduğu bilgi, kültür birikimi ve insan kaynağı bulunmaktadır.

Geçtiğimiz hafta “Eğitimde milli kimlik ve ideal insan arayışı” adı altında Yıldız Teknik Üniversitesi'nde bir çalıştay düzenlendi. Farklı üniversitelerden akademisyenlerin, yazarların ve eğitimcilerin yer aldığı çalışma grubunda bu konu tartışıldı ve bir ortak anlayış belirlenerek çalışmaların uluslararası kongreye dönüştürülerek devam etmesi kararlaştırıldı. İyi niyetle atılmış bu adımı önemli buluyorum ve eğitimde milli kimlik ve milli model tartışmalarının yapıldığı bugünlerde çalışmanın milli model arayışlarına önemli katkıları olacağını düşünüyorum.

Vesselam…