03 Ağustos 2022

Güzel kıssalardan dersler 1

İslam tarihinde önemli dönüm noktalarından biri unutulmaz Hicret olayıdır. Hicret olayı da ders alınması gereken bir olay olduğu için bir kıssadır. Ancak bu kıssaya Kur’anda kısaca işaret edildiği için biz detaylarını Allah Resulü’nün (s.a.v.) hayatından öğreniyoruz. Bu konuyla ilgili “Yetimlerin İncisi Nebiy-yi Yakut” adlı 2. şiir kitabımızdan alıntılar yaparak duygularımızla beraber anlatmaya çalışacak ve alınması gereken dersleri belirteceğiz inşallah:                   

 

"Bunaldık, gemi hazır demir almaya!

Kanat çırpalım özgürce yaşamaya!"

                 

Müslümanlar; “Sırf Rabb’imiz Allah’tır!” dedikleri ve putları reddettikleri için insafsız putçularca olmadık eziyetlere uğratıldılar. Zor koşullar, dayanılamayacak düzeye gelince inananlar;  Hz. Resulüllah’a (s.a.v.): ”Dinimizi özgürce yaşayabileceğimiz bir yeni yurda gidemez miyiz?” diye sordular. Çünkü, Allah onlara:

 

"Geniştir yeterince Allah'ın toprağı,

Yakın ayrılık ateşini, bırakın otağı."

 

diye emir buyurmuştu.

 

Ders 1: Gerektiğinde inananlar inandıklarınca yaşayabilmeleri veya zorba ve despotlara boyun eğmemeleri için başka yerlere; inançlarının gereğini serbestçe yerine getirebildikleri ve Allah’tan başkasına kulluk yapmak zorunda kalmayacakları bir yere hicret etmelidirler.

 

Allah’ın Resulü, (s.a.v.) ilk önce Taif’e gitmeyi uygun gördü ve kendisiyle birlikte Hz. Zeyd’i (r.a) götürdü. Duruma bakıp uygun olursa diğer inananları da götürecekti:

 

” Taif mi tebliğ için serbest bir yer?

Ne bilsin İnci’nin değerini Sakifliler?

 

Taif’in ileri gelenleri onları kabul etmeyip işkence ettiler:

 

Taif'in vicdansız, arsız, nasipsiz uluları,

Taşlattılar çocuklara, orantısızca kutluları!

 

Taşkının önünde Zeyd, etten bir kalkan,

İnci’nin önünde, gözünde şimşek çakan!

 

Zor yürüyor kanlar içinde kutlu ayaklar!

Fırsat vermez ki biraz durmaya, çakallar!

 

Girdiler güçsüz, yol kenarında bir bağa,

Oturdular gölgeye ki can gelsin ayağa!

 

(Bu olayın devamını adı geçen şiir kitabımdan okuyabilirsiniz.)

 

Anlamadı seni Gül Yüzlü’m, Taifliler,

Bilmezlerdi ki sonra dizlerini dövecekler!

 

Seslendi Cebrail: “Hazır, dağlar meleği naif!

İki dağı birleştirsin, arada ezilsin mi Taif!”

 

Ders 2: Taiflilerin bunca zulümlerine rağmen Allah Resulü (s.a.v.) yine merhamet örneği olduğunu göstererek önemli olanın yıkmak,yakmak değil; yapmak olduğunu insanlığa göstererek bize de bu konuda bir unutulmaz ders vermiş oldu:

 

“Hayır, çocukları Allah’a belki eder itaat,”

Panayır ve pazarlarda sürecek tebligat."

 

Bu olaydan sonra Allah’ın Resulü inananların Habeşistan’a gitmelerini salık verdi:  

 

“Haydi, özgür ufuklarda nefes almaya!

Habeşistan’a, Ashame’ye konuk olmaya.” 

 

Lağım fareleri, orada da onların peşini bırakmayıp krala onların suçlu olduklarını ve onları kabul etmemesi gerektiğini yalan yanlış bir karalamayla, Hristiyanlığın değerlerine bile hakaret ettiklerini anlattılar ve olumsuz bir kanı uyandırdıkları için önce Kral muhacirleri kabul etmedi; çünkü dezenformasyon güçlüydü. Ancak inanların temsilcisi Hz. Cafer-i Tayyar (r.a) ileri atılarak gerçek dışı açıklamalarla karalandıklarını ve iftiraya uğradıklarını anlatmak isteyince Kral dinlemeyi kabul etti ve:

 

"Sordu nedir suçunuz?" diye, Melik?

 

Müslümanlar:

 

"Gönül verdik, evrenin yaratıcısına tek!”

 "Uyduk Allah’ın evrensel Kitabı'na!

“Boyun eğdik, evrenin  tek yaratanına!”

 

diyerek kendilerini savunmaya başladılar ve Kralın, İncil’deki Hristiyanlık temel inançlarıyla ilgili sorularına da Kur’an ayetleriyle cevap verince İncili iyi bilen Kral; şunu söylemek durumunda kaldı:

 

“Bu çizgi kadar fark var aramızda,

Vallahi, vermem sizi, gelse bütün dünya.”

 

 "Ülkemde olsaydı, anlattığınız mübarek,

Taşırdım ayakkabılarını, şeref diyerek!”

 

Ders 3: Kendimizi iyi anlatmamız gerekir. İyi bir tanıtım /enformasyon bizim aleyhimizdeki fırtınaları dindirir. İnananlar ya yaşantılarıyla ya da enformasyonlarıyla kendilerini kabul ettirmelidirler. Zorla güzellik olmaz...

 

Kral, Ashame, Müslümanları kabul etti ve diğerlerini kovdu sarayından. Ancak Habeşistan hicreti geçici bir çözümdü. Müslümanların dinlerinin gereğini yaşayıp özgürce hareket etmeleri için onlarla beraber onların dinini de kabul eden bir yurt gerekiyordu. Bunun için Allah Resulü durmadan dinlenmeden panayırlarda insanlara durumu anlattı ve destek istedi. Diplomatik girişimlerde bulundu ve Akabe Biatları’nda bu girişimlerinin somut sonuçlarını uygulayarak Yesrib’e yerleşmeyi uygun gördü.

 

Ders 4: Koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun, Allah’tan yardım isteyerek kararlılıkla ve ondan ümidi kesmeyerek asla ümitsizliğe düşmeden eninde sonunda başarı elde ederiz. Çünkü başarı Allah’tandır.

 

Yesripliler biatta/kabul etmede dünyada örneği görülmemiş bir özveri örneği göstererek Müslümanları kabul ettiler. Hem Müslümanları, hem gelebilecek tehlikeleri hem İslam’ı bile bile kabul etmekle o günkü ortamda bütün zorbaları da karşılarına almış oldular. Allah Resulü (s.a.v.) de onlara: ”Bizi kabul etmekle farkında mısınız hangi tehlikeleri de göze almış olduğunuzu?” diyerek hem anlaşmayı sağlamlaştırma hem de onlarda farkındalık oluşturarak  işi bilerek ve isteyerek kabul etmelerin sağladı. Böylece Yesripliler, Roma İmparatorluğunu/Hristiyanlık Dünyasını, Yahudi Dünyasını ve en önemlisi de Sasani/İran İmparatorluğunu karşılarına aldıklarının farkındaydılar.

 

"Gülü’m, şirkin zulmü çekilmez oldu!

Bekler seni, büyük babaanne yurdu!

 

 “Alındı büyük karar Erkam'ın evinde:

“Çıkalım tek tek yola, yeni yurda gizlice!”

 

İçsin tasından susuzlar, ipek medeniyetin,

Eriştirsin insanı insanlığa, kutlu davetin!

 

İnananlar doğup büyüdükleri, sevdikleri, geçimlerini sağladıkları, evlerini ve mallarını geride  bıraktıkları; baba ocakları yurtlarını inançlarının hatırı için terk edip başka bilmedikleri, tanımadıkları yere gitmek zorunda kaldılar... Bu insanların gittikleri yeni yerdeki insanların onları nasıl karşılayacaklarını bilmedikleri ve en önemlisi de evsiz, aç, yoksul bir durumda hicret etmek zorunda kaldılar. Mekke’de zengin olanlar fakir durumuna düştüler. Ailelerini, sevdiklerini, annelerini, babalarını bırakmak zorunda kaldılar ve bu durumdan da hiç pişman ve üzgün de değillerdi. İşte Hicret budur...

İnşallah devam edeceğiz. Allah’a emanet olun.