05 Ağustos 2022

Herkesin Sınandığı Bir Konu: Sevgi ve Bağlanma

İnsan, pek çok şeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Aynı zamanda insan, gelişebilmek ve olgunlaşabilmek için sayısız güçlükle mücadele etmek zorundadır. Bu noktada insan, sürekli başka bir insana ihtiyaç duymaktadır. Başka insanlarla olan yakın ilişkilerde ilişkiyi besleyen en önemli iki araç, sevgi ve bağlanmadır.

 

Sevgi, nedir? Türk Dil Kurumu Sözlük’ünde sevgi,  “insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak tanımlanmaktadır. İnsanların diğer insanlarla duygusal bağlar oluşturarak kurmuş oldukları ilişkilere de “yakın ilişkiler” denilmektedir. Yakın ilişkilerin üç önemli özelliği vardır: Sevgi, güven ve bağlanma. Bağlanma ise, “bir kişiyle uzun süreli gerçekleşen duygusal bağ” olarak ele alınmaktadır.  

 

Sevgi ve bağlanma ne işe yarar? Branden’e göre sevgi ve bağlanma aracılığı ile insanlar, ihtiyaçlarını doyurmaktadırlar. Sevgi ve bağlanma ile doyurduğumuz ihtiyaçlar; değerlerimizi, duygularımızı ve amaçlarımızı paylaşma (benlik, kişilik, kimlik onayı ve kabulü), duygusal kapasitemizi ortaya koyma, diğer insanlar tarafından değerli olduğumuzu hissetme, karşımızdaki bireyin sorumluluğunu alarak kendimizi yetkin hissetme ve güçlükler karşısında destek alma ihtiyacı şeklindedir.  

 

İlahî dinlere göre de sevginin ve bağlanmanın çok önemli anlamları vardır. Bu noktada sevgi, Yaratıcının bir özelliğidir ve insanın benlik aynasında yansımaktadır. Yaratıcıyı sevme nedenleri olarak üç önemli özellik karşımıza çıkmaktadır: Yaratıcının mutlak bir güzelliğe sahip olmasıdır (cemal), sonsuz bir olgunluğa sahibi olmasıdır (kemal) ve insanların varlığının devamı için sonsuz koşulları oluşturmasıdır (hikmet-fayda-menfaat).  

 

Sevgi ve bağlanmaya dayalı ne gibi problemler ortaya çıkmaktadır?  İlk olarak Bell’e göre sevgi ve bağlanma ile ilgili problemlerimizin başlangıç noktası, kendi annemizle ve babamızla kurduğumuz ilişkilerimizdir. Bu noktada ebeveynlerden doğru bakım ve destek almak gerekir. Doğru bakımı ve desteği almak, ancak sıcak ve kabul edici bir aile atmosferinde gerçekleşmektedir. Eğer sıcak ve kabul edici bir aile atmosferinde ihtiyaçlarımız doyurulmuyorsa, bu durumda insanlarla güven temelinde ilişkiler kuramayız. Sonuç olarak da kendimize olan sevgimiz ve güvenimiz azalır; kendimizi ve diğerlerini kabul etmekte sorun yaşarız. 

 

İkinci problem, kapitalist sistem tüketmeye dayalı olduğu için sevgi de maalesef bir tüketim ve menfaat aracı olarak kullanılmaktadır. Bu noktada insanlar, sevginin gerçek anlamını bilmemektedirler ve ilişkilerde sevgi duygusunu deneyimleyememektirler. Sevgi, “seni seviyorum” şeklinde sadece bir ifadeyle yaşama aktarılacak bir duygu değildir. Gerçek sevgide dört önemli öğenin olması gerektiğini Fromm ifade etmektedir. Bunlar; ilgi (sevgi, sevdiğimiz kişinin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz ilgidir), sorumluluk (sorumluluk, kişinin karşısındakini de düşünerek yanıt vermesidir), saygı (saygı, sevdiğimiz kişinin büyümesine ve gelişmesine karşı ilgi duymadır) ve bilgi (bilgi, sevdiğimiz kişiyi tanımak ve anlamak demektir). Bu dört temel öğenin olmadığı sevgisiz ilişkilerde yer almak, istismar ve ihmal edilmek anlamına gelmektedir. 

 

Üçüncü olarak insanlar, sevdiği insanları idealize ederek tanrılaştırmaktadırlar. Bu dünyada hiçbir insan; mutlak cemal, kemal ve hikmet kaynağı değildir. Bu noktada anlamsız sevgi, sevgi değildir. Zaten sevdiğimiz insanları; mutlak kemal, cemal ve hikmet kaynağı olarak gördüğümüzde bu insanlar, doğaları gereği böyle bir yükün altına girmeyip bizimle kurmuş oldukları ilişkilerde bize çok önemli dersler vermektedirler: Ya ilişkilerini sonlandırmaktadırlar ya bizleri aldatmaktadırlar ya da sevgimize karşılık vermemektedirler… Bunun en önemli somut kanıtı, dinlediğimiz ve özellikle ayrılık içeren aşk şarkılarıdır (İnsan sevdiğine, “Allah belanı versin” der mi?). Psikoloji bilimi, bu gerçeği keşfederek insan-insan bağlanmasının yanında, insan-Yaratıcı bağlanması kavramını ortaya çıkarmıştır. 

 

Dördüncü olarak, sevgiyi geliştirilemez görmek büyük bir hatadır. Sevgi, geliştirilebilir. Yakınlık psikolojisi alanında yapılan çalışmalar, sevginin geliştirilmesinde beş önemli etkenin varlığını ortaya koymuşlardır. Bu etkenlerden dördü; duygusal yakınlık, bilişsel yakınlık, davranışsal yakınlık ve bağlılık iken beşincisi ise, karşılıklılıktır. Bu beş faktörü yaşama aktararak sevgiyi geliştirebiliriz. Eğer ilahî dinlere inanıyorsanız, bu beş faktörü içerisinde barındıran namaz gibi ibadetler aracılığı ile de Yaratıcı ile yakın bir ilişki kurabilirsiniz. 

 

Sonuç olarak, kâinatın ve insanın kalbinde sevgi yer almaktadır. Sevgi, varlığın özüdür. Sevginin gerçek bir anlamı vardır ve anlamsız sevgi, sevgi değildir. Sevgiyi tüketmeden, geliştirerek ve gerçek anlamını yakalayarak bir yaşam sürmemiz umuduyla. Sevgiyle kalın.