23 Ocak 2021

​Hz. Lokman'ın (as) Kelimeleri -4: İyilik

-Ruzname; Kelime Günlüğü’nden-

 

"Oğulcuğum!

Yapılan iyi veya kötü bir iş hardal tanesi ağırlığınca da olsa,

bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa,

Allah onu mutlaka çıkarır,

Allah her şeyden haberdardır."

(Lokman: 16)

 

Bir iş ve oluşun durumunun iyi olduğunu bilebilmek için, iyiliğin kıstaslarını bilmek gerekir. İyilikten söz etmek için, iyilik adına doğruyla yanlışı birbirinden ayıracak kaidelerinden haberli olmak lazımdır.

İyilikle kötülüğün mücadelesinin kadim bir geçmişi var. Maddi dünyada, Habil ve Kabil arasındaki zıtlığa varan farklara dayanıyor. Bu farklardan ve zıtlıktan doğan kargaşanın sonuçları acılı bir bedel ödenmesine yol açıp kötülüğü somutlaştırmıştı. Anlaşıldı ki kötülük, meydana getirdiği facialar yüzünden büyük bedeller ödetiyordu.

Cinayet, gasp, zulüm gibi kötülükler herkesten önce müsebbibini pişman ediyor. Fakat bu pişmanlık, o kötülüğün kalpte köklenmemesi hâlinde yaşanıyor. Eğer kötülük kökleşmiş ve tıynetin bir parçası olmuşsa onu bedeninde muhafazaya alan kötü, kendini her bakımdan haklı buluyor, her fena işte en önce kendini aklıyor ve yapıp ettiklerini devamlı savunarak kimi kötülüklerinin iyilik olduğunu düşünecek kadar iyiliğe karşı körleşiyor. Zaten bir kötü, en çok iyiliğe çıkıyor. Kötülük, bedene ve kalbe yerleşmedikçe geçici olabiliyor.

Modern zamanlarda işlenen suçların akıl almaz iç yüzlerini öğrendiğinizde, kendini koruma amacı taşıyan fenalıkları haklı bulmak işten değil. Çünkü kötülüğün sebepsizliği ve Hannah Arendt’in deyişiyle sıradanlığı, kimi sebepli olanların cezasız kalmasına imkân veriyor. Çünkü kötülüğü sıradanlaştıran için kötülük, hayat akışının bir parçası ve sorgulanamaz.

Kötülüğü bir sebebe dayandırmaksızın sıradanlaştıranlara örnektir seri katiller. Çok azının pişman olduğu söylenir. Zira onlar için öldürmek; bir yaratıcıya inanmak ya da hayatta kalmaya yarayan temel ihtiyaçlar gibi zorunludur. Güvenlik, savunma, adalet ve hukuk sistemi bu tür insanların iyileşeceğine dair umut beslemez. Hayatını karartan bir anlık karardan doğan facianın pişmanlığını göremezler onlarda. Her biri, “İyi hâl”lerini çoktan yitirmiş, telafi edilmez bir noktadadır. Çünkü öldürmeden yaşanan bir hayat onlar için anlamsızdır.

Arendt’in mesleğini can alma üzerine kurgulayan Eichmann’ın duruşmasını irdelediği makalesinde dile getirdiği “kötülüğün sıradanlığı” kavramını cinayetle sınırlamamak gerekir. Çünkü bu kavramın ortaya çıkışı Eichmann’ın öldürmeye yönelik bakış açısının sıradanlaşmasını anlatmak üzerinedir. Öldürmek eylemi yerine başka bir kötülüğü, mesela hırsızlığı, mesela yalan söylemeyi, mesela yanıltmayı/kandırmayı, mesela insanları ya da kitleleri birbirine düşürmeyi koyun, yaptığı kötülüğe karşı körleşmiş ve onu kötü olarak tanımlamayan biri için sıradan, öylesine hatta zaman zaman iyi bir eylemdir.

Önceki yazıda “İyiliği emret, kötülükten vazgeçir! Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan!” (Lokman: 17) ayetini ve insanın kötülüğe meyilli olup iyiliğe kolay yönelmediği gerçeğini hatırlatmıştık. Nitekim ayette iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmenin eziyete uğramakla sonuçlanacağı hükmü var. Zira sıradanlaşan bir kötülük hakkında kara propaganda yapmak, yuhlanmak, dışlanmak ya da dokuz köyden kovulmakla sonuçlanıyor ki bununla hem tarihte hem de günümüz dünyasında sıkça karşılaşıyoruz. Mihengini yitirmiş toplum ya da fert için iyiliğin propagandası da anlamsızlaşıyor.

Kötülüğün zulüm olduğunu ifade eder Kur’an-ı kerim. Kötü olan zalimlerden olmuştur. Zalimse acımasızdır, insanların duygularına, ihtiyaçlarına duyarsızdır, Yaradan’ına ve yaratılmışlara düşmandır, birini önemseme, ona değer verme konusunda bencildir, işini istediği şekle büründürmek için yalan söyler, kârı için çalar, fedakârlık yapmamak için aldatır, hiçbir derde katlanmaz, başına gelen her şey için başkalarına bedel ödetir, kindardır affetmez, kendini dokunulmaz görür, dokunanı doğduğuna pişman etmek ister. Bütün bunları herhangi bir dava ya da herkese malolmuş bir dert uğruna değil, sadece kendisi için yapar ya da yapmaz. Zalim sadece kendi/nefsi ve kendisi gibiler için yaşar.

Gelin görün ki yukarıdaki zalim ve zulüm tanımları kişinin çıkarına uygunluğuna göre yorumlanmaktadır ve bazılarının veya hepsinin haklı bulunduğu durumlarla karşılaşırız. Artık gazetelerin üçüncü sayfalarından, haberlerin son dakikalarına sıkışan faciaların müsebbibi olmaktan ibaret değildir zulmün varlığı. Sıradan, iyi, hatta helal görünen zulümler mevcuttur; bu tür zalimlerin kaideyi, esası yerinden oynattığına kimselerin inanası gelmez, kimi iyi görünenlerin ve sözde iyiliklerin görünen yüzündeki müsamahanın aldatıcılığıyla teskin olmayı yeğlerler.

Kötülük bir meyil neticesindedir ama o da iyilik gibi seçmeyi gerektirir. İnsan öyle olmayı seçmedikçe kötü değildir. Çizgilerin bulanıklaştığı bir âlemde günde birkaç defa kendimize sormamız gereken yeteri kadar iyi olup olmadığımız ve kötülüğe meyledip etmediğimiz, ettiysek ne kadar ettiğimiz, bu meylin nasıl telafi edileceği olmalıdır. Bu tereddütle atan ve iyi olmayı isteyen bir kalp, insanı kolay kolay kötülüğe sevk etmeyecektir. Bu yüzden onu kötülüğün karşısında daima diri tutmak gerekir.

Hz. Lokman (a.s.), "Oğulcuğum! Yapılan iyi veya kötü bir iş hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu mutlaka çıkarır, Allah her şeyden haberdardır." (Lokman: 16) ayetinde, sakınılacak kötülüğün ve niyetlenilecek iyiliğin hesabının sorulacağından haber verirken ölçüyü hardal tanesi olarak veriyor. Çünkü bu miktar iyilik ya da kötülük, kendi doğrultusunda yaşatacak birer nüve. Nüveyken bile hesabı sorulacak kadar tehlikeli veya mükafatı hak edecek kadar önemli. İkisi de yalnızca birer niyetken dahi akıbeti biçimlendirebildiği için…

Velhasıl;

“Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak. Zira gönül, (sözde ve işte) doğrudan huzur, yalandan kuşku duyar” Rasulullah Efendimiz (sav).

***

Künye: İyilik, iyi olma durumu, iyi olan şeyin niteliği; maddî bir karşılık beklemeden insânî duygularla yapılan yardım, lutuf ve ihsan; fayda veya elverişlilik, hayır, nîmet; sağlığı yerinde olma durumu. (Kubbealtı Lugatı)