24 Mart 2024

İstanbul'un tarihi semtleri (19)

Eski devir şairleri her duruma uygun birkaç beyiti illaki tarihe not düşmüşlerdir. İstanbul'un unutulup kendi kaderine terkedilmiş semtleri hallerini dünyaya ilan içinde sanırım Fuzûlî’nin şu beyitini bizlere haykırmaktalar:

“Vefâ her kimseden kim istedim andan cefâ gördüm

Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm bî-vefâ gördüm.”

Aklımızda bu dizeler olduğu halde Unkapanı'na şimdilik veda ediyor ve Kâtib Çelebi Caddesi’ndeki yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Vefa: Kâtib Çelebi Caddesinde yürüyüş istikametimize göre sol tarafta kalan restorasyonu birkaç sene önce yapılmış olan ve gayet bakımlı olup suyu akan bir çeşme görmek bizleri mutlu ediyor fakat ayni cadde ya da yakın sokaklarda bulunan diğer çeşmelerin durumu ise maalesef ki pek iyi değil. Onların da tez zamanda semtler ile beraber ihya edilmelerini umuyoruz.

Kâtib Çelebi Caddesi’nin Azap Askeri Sokak ve Darulhadis Sokak kavşağında bulunan bu suyu akar çeşmenin yanındaki kısa yokuşu ağır adımlarla çıkmaya başlıyoruz. Tırmandığımız bu yokuş bizi Vefa Caddesi’ne ulaştırıyor. Vefa Caddesi ve caddenin bulunduğu Vefa semti adını Fatih devri mutasavvıflarından ve Zeyniyye tarikatının en önemli şeyhlerinden olan, Ebü’l-Vefâ lakabı ile anılagelmiş olan Muslihuddin Mustafa el-Konevî’den almaktadır. Şeyh Ebü’l-Vefâ aslen Konyalı olmakla beraber, Konya’da başladığı medrese tedrisine Edirne’de devam etmiştir. Edirne medreselerinde talebelik yaparken Zeyniyye tarikatının şeyhlerinden olan Abdüllâtîf el-Kudsî’nin müridi oldu. Seyrüsülûkünü tamamlayıp Konya’ya döndü. Burada Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından hürmetle karşılandı. Konya’da Meram diye bilinen mıntıkada İbrahim Bey tarafından Şeyh Ebü’l-Vefâ adına bir camii ve hankâh yaptırıldı. Konya’da ne kadar kaldığı binmeyen Şeyh Ebü’l-Vefâ’nın muhtemelen İbrahim Bey’in vefatın tarihin olan 1464’ten sonra İstanbul'a geldiği sanılmaktadır.

Istanbula gelişiyle beraber Fatih Sultan Mehmed tarafından bugün adını verdiği semte yerleştirilen Şeyh Ebü’l-Vefâ adına bir camii ve bir çifte hamam da bu semtte yaptırılmıştır. Bu yapılan camii ve hamama ilerleyen zamanlarda medrese, hankâh, imaret, tabhâne, kütüphane, çeşme ve türbe eklenerek bu yapilar bir kulliyeyi meydana getirmiştir. Camiinin Vefa Caddesi üzerinde bulunan avlu kapısından içeri giriyor ve merdivenlerden aşağı doğru inmeye başlıyoruz. Bizleri merdivenin sağlı sollu iki tarafında dizilmiş olan asırlık kabirler karşılıyor. Merdivenin düzlüğe inildiğinde ise sol tarafta ise 896 hicri (1491) tarihli Şeyh Muslihuddin Mustafa Ebü’l-Vefâ’nin türbesi bulunmaktadır. Türbe kare planlı olarak inşa edilmiş olup içinde beş kabir bulunmaktadır. Türbenin karşı çaprazında çilehane olduğu iddia edilen bir yapi bulunmakla beraber yapıdaki hali hazırda bulunan ve daha önceden kapatıldığı anlaşılan bazı pencerelerle birlikte bu kadar çok penceresi olan bir yapının çilehane olması ihtimali düşündürücüdür.

Külliyenin merkezi konumunda bulunan camii ise ilk kez 1476 tarihinde Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış ve daha sonra 1757 tarihinde tamirat geçirmiştir. Bu ilk yapılan camii 1894 İstanbul Depreminde hasar görmüş ve depremden sonra tamir edilemeyecek durumda olduğu icin yıktırılmış fakat mali yetersizlik ve Birinci Cihan Harbi’nin başlaması dolayısı ile ihya edilmemiş ve 1990lara kadar eski caminin temelleri toprak üzerinde bekler halde kalmıştır. Bu tarihte yıkılan camiinin planına uygun olarak yeniden betonarme olarak inşa edilmiştir. Külliyenin diğer parçalarından olan medrese ve imaretin yerinde ise maalesef yeller esmekte. Bir zamanlar hazire dahilinde olup da günümüze ulaşamamış olan Lala Mehmed Paşa ve Lala Ramazan Paşa'ya ait olan Lalalar Türbesi'dir. Şeyh Vefa Külliyesi’ne gelirken indiğimiz merdivenlerden geri çıkarak hoşça kal derken, bir sonraki durağımız olan Molla Gürani Camii’ne doğru yollanıyoruz.

Şeyh Vefa Külliyesinin avlu kapısının çaprazında kalan Molla Şemseddin Camii Sokak bizi Molla Gürani Camii’ne götürecek olan sokak. Sokak başında bulunan restorasyon geçirmiş ve günümüzde bir vakıf olarak kullanılan tarihi konak keşke bütün konaklar bu şekilde restore edilip bir an önce kurtarılsa temennisini aklımızdan geçirtiyor. Sokak icin de sağ tarafta bulunan hazire ise bakımlı görünüyor. Sokağın sonunda ise 900 yıllık geçmişi ile Molla Gürani Camii ya da Kilise Camii tam karşımızda durmakta. Uzun yıllar suren restorasyon çalışmalarının ardından yakın zamanda kapılarını ziyaretçilerine yeniden açan bu eserin 11. yüzyıl sonu ya da 12. yüzyılın başında yaptırıldığı sanılmaktadır. Yapıldığı zamanki ismi konusu tartışmalı olmakla berber, İstanbul'un Latinler tarafımdan işgal edildiği yıllarda Katolik Kilisesi olarak kullanılmıştır.

İstanbul'un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından olan ve daha sonraki zamanlarda İstanbul müftülüğü de yapan Molla Gürani tarafından camie çevrilmiştir. Tarih boyunca çeşitli yangınlar geçiren eser defalarca onarım geçirmiştir. 1930larda yapılan restorasyonlarda alçı sıvalar kaldırılarak kilise devrinden kalan mozaikler yeniden açığa çıkartılmıştır. Etrafında sürekli ikamet edilen bir mahallesi olmadığından cemaati azdır.

Molla Gürani Camii’nden gezimizin bir sonraki durağı içinde ayrılıyor ve camii önünden gecen Tirendaz Sokak üzerinde ilerliyoruz. Tirendaz Sokak da semtin kaderini yaşıyor. Binalar kendi kaderlerine terkedilmiş bir haldeler. Gözbebeğimiz İstanbul'umuzda harpten çıkmış semt manzaraları bizlere hiç yakışmıyor. Sokak sonundaki kavşakta ise bizleri Atıf Efendi Kütüphanesi karşılıyor.  Yakın bir zamanda restorasyondan geçtiği belli olan eserin kapıları kapalı olduğundan ne amaçla kullanıldığı bilgisini alamadık. Tam karsısında bulunan Rehabula Kadın Sebili ise etrafı sac paravanlarla kapatılmış durumda. Atıf Efendi Kütüphanesi’ne 50 metre kadar uzakta ise Fatih devri ulemasından Sarı Bayezid tarafından 1460 tarihinde yaptırılan Sarı Bayezid Cami bulunmakta. Zaman içerisinde yapılan yanlış onarımlar ve çirkin badana-boya işleri sebebi ile 2000li yılların başına kadar kotu bir halde olan eser 2015 yılında restorasyon geçirmiş ve özgün yapısına döndürülmeye çalışılmıştır.

Sarı Bayezid Camii’ne bize müsaade deyip, Vefa Caddesi’ni boydan boya yürümeye başlıyor ve caddenin başlangıcına doğra yola koyuluyoruz. Yüzyıllar boyunca milyarlarca kez adımlamış olan bu cadde ve çevresindeki sokaklar eski mahalle hüviyetini kaybedeli yıllar olsa da tekrardan eski hüviyetlerine avdet edecekleri günleri beklemektedir. Caddenin sağında ilginç hikayesi ile 1756 tarihli Mimar Mehmed Ağa Camii yer almakta. Bu tek kubbeli alçak minareli camii 1930larin başında kadrodışı bırakılmış daha sonra ise satılmıştır. Alan kişi ise bu camiiyi nalbant haline getirmiş, cami duvarlarına nallanacak hayvanların bağlanması icin halkalar çakmış ve nallama işlemini de camii içinde yapmıştır. 1960lara kadar nalbant olarak işletilen bu mabed, daha sonra çevredeki halkın gayreti ile satın alınarak tamir edilmiş, bu tamirat sırasında da halkalar olduğu gibi ibret olması icin birikilmiştir. Günümüzde de bu halkalar hala görülmektedir.

Mimar Mehmed Ağa Camii’nin yanında ise adını semtten alan tarihi Vefa Bozacısı bulunmakta ve müdavimlerini beklemekte. Vefa aynı zamanda tedrisata 1872 tarihinde başlayan ve Türkiye'nin en eski liselerinden biri olan Vefa Lisesi’ne ve 1908 senesinde Vefa Lisesi talebeleri tarafından tesis edilmiş olan ve tarihi boyunca 14 yıl futbol birinci liginde de mücadele etmiş bulunan Vefa Futbol Kulübü’ne, Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından olan Molla Hüsrev tarafından 1460’ta yaptırılmış olan Molla Hüsrev Camii’ne ve Recai Mehmed Efendi Sibyan Mektebi ve Sebiline de ev sahipliği yapmaktadır. Yolunuz Vefa’ya düşerse bu zikrettiğimiz eserleri yerinde görebilir, gezinizi de bir bardak boza ile tamamlayabilirsiniz.