18 Aralık 2017

Kediler, arılar, yoncalar, fareler

Batı'nın seksen – yüz yıl önce geçirdiği merhaleleri ve kentleşme süreçlerini biz yeni yeni görmekteyiz. Kentlerimiz tabiatını yitiriyor. ‘Kent kimliği' tartışmaları, ‘kent tabiatı' kaygılarını örtüyor.

Bir zamanlar tabiat, şehrin kapılarının hemen dışında uzayıp giden manzaraydı. Tuncer Baykara, surların içindeki bölgeye batın, dışındaki bölgeye zahir, dış, taş-şehir adı verildiğini yazmıştır. ‘Taşra' kelimesinin de ‘taş-şehir' ile ilgili olduğuna işaret eder.

Evlerin bitiminden hemen sonra bağlık bahçelik yeşil bir kuşak gelir. Kimi zaman 4-5 km.'ye ulaşan bu yeşil kuşaklar sevad olarak anılır. Sevad arazide şehrin meyve, sebze, su gibi gıda – içecek ihtiyacı karşılanmaktadır. Bahçe – bostan işleriyle ekmeğini kazanan meslek zümreleriyle, şehir hayvancılığı ile uğraşan fakir haneler sevad arazide iştigal eder. Şehrin hayvanlarını (tavuk, kaz, günlük süt için beslenen koyun – keçi – inek) ve meyve sebzesini beldenin tabiatı sayabiliriz. Tabiatını yitirmiş beldeye belki de ölü belde (beledin meyyit) denilebilecektir (7 Araf 57).

Sevad arazinin dış çeperi, idarî anlamda vilayet (taşra) sayılır. Hukukî kaynaklar burayı ‘amal' diye adlandırır. Burası şehrin asıl gıda ihtiyacını (et ve buğday) karşılayan sahadır. Tuncer Baykara da bu bölgenin ikiye ayrılması gerektiğini kaydeder: 1) Hububat üretim sahası, 2) Hayvancılık üretim sahası. Baykara, şehir halkının yaz mevsimini, şehrin hemen bitişiğindeki sevad arazide geçirdiğini, vilayette ise çiftçi – ziraatçi ile hayvan besleyicilerin yerleştiğini yazmıştır (Tuncer Baykara, Türkiye'nin Sosyal ve İktisadî Tarihi XI – XIV. Yüzyıllar, TDV Yayınları, 2014: 93-94).

Kentleşme artık Müslüman toplumların da yakalandığı bir süreçtir. Türk şehir düşüncesini ortaya koyan yukarıdaki ölçüleri tatbik fırsatı kaybedilmiş gibidir. Bunun büyük bir ekolojik yıkım oluşturacağı ortadadır.

Tabiatı Allah'ın yerde ve gökteki sanatı olarak gören kalblerimizi incittik.

Ağaçlar, bitkiler, sular, hayvanlar birbirine bağlı eko – sistem oluşturmaktadır. Tabiatsız bir şehirde tezekkür ve tefekkür edilebilir mi?

Chicago Okulu'na bağlı Amerikalı sosyologlar (Robert E. Park, Ernest W. Burgess, Mc Kenzie) kent sosyolojisinde ekolojik teori adıyla bilinen bir kuram geliştirdiler. Teoriye göre çeşitli bitki ve hayvan türleri karşılıklı olarak birbirlerine karşı hayat mücadelesi verir ve yarışmaya girişir. İlhamını Darwin, Durkheim, Spencer'den alan bu teoriye göre aralarında rekabet (hayatta kalma mücadelesi ve yarışma) ilişkisi bulunan bitki ve hayvanlar daha sonra birbirlerine intibak ederler ve ‘hayat ağı' (web of life) denilen bir symbiosis (ortak yaşarlık) geliştirirler. Her organizma veya tür, hayat alanı (habitat) içinde tabiî kaynakların bir kısmından faydalanma sırasında birbirinden ayrışır. Canlı varlıkların gıda, ışık, ısı ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Bu farklılaşma bir yandan canlı varlıklar arasında işbölümü düzeni kurarken diğer yandan işbirliği düzeni kurar. Canlı varlıkların birinin varlığı diğerininkine bağlanır. Darwin'in yarışmalı işbirliği dediği bu olgu, tabiattaki hayat mücadelesinden ortaya çıkar tabiî denge haline geçişi ifade eder. Darwin – Chicago Okulu, ‘hayat ağı', denilen bu sistemi, denge hali ve tabiî düzen olarak görür. Kentler de böyle olmalı derler.

Bu fikri anlamak için Darwin'in ‘Kediler ve Yoncalar' misalini verirler:

Darwin, kırmızı yoncaların üreyebilmesi için bu çiçeğin özüne ulaşabilecek şekilde yaratılmış özel bir arı cinsinin bulunması gerektiğini gözlemler. Diğer arılar kırmızı yoncanın üremesi için gerekli tozlaşmasını sağlayamamaktadır. Bu arılar azaldığı takdirde kırmızı yoncalar da azalacak, hattâ yok olacaktır. Bu arıların azalmasına sebep olan ise yuvalarını tahrip eden tarla fareleridir. İngiltere'de bu arıların yok olduğu tespit edilmiştir. Diğer taraftan şehirlere nispeten uzak köylerde ve kasabalarda bu arıların fazla olduğu görülmüştür. Bu da bu gibi yerlerde fareleri öldüren kedilerin çokluğuna bağlanmıştır. Darwin'e göre yoncaların olması, bu özel arıların varlığına, arıların varolması kedilerin varlığına ve kedilerin yaşaması da kedileri besleyen ihtiyar kızların bulunmasına bağlıdır (Ayda Yörükan, Şehir Sosyolojisinin ve İnsan Ekolojisinin Teorik Temelleri, Nobel Yayın Dağıtım, 2006: 74-75).

Darwin'i elbette sevmiyorum.

Fakat şehir, tabiattan kopmayan erdemli insanlara ait toplumsal bir dua olsun istiyorum.