13 Eylül 2021

​Medeniyetine Küsen Ayna

Tarih bir ayna gibi kendimizi gösteren bir gerçekler ve ibretler zemini olabileceği gibi kendimizi kandırdığımız ve farklı ölçeklerde bizi yansıtan lunaparklardaki aynalara da dönebilir. Aynaya taş atıp kırmak ise nev-zuhur bir adet olarak gündemimizde yer alıyor. Aynayı bir illüzyon ve hakikatsiz hale getiren aynanın doğası mı yoksa bizim gerçeği işimize geldiği gibi bükmeye dair tabiatımız mıdır? Modern zamanda geçmişe ve geleceğe bakan zihinler bu manada farklı eğimlerde düzenlenmemiş aynalar odasında gezinir gibiler. Herkes gördüğüne ya aşık ya reddiyeci. Halbuki bütünleşerek dönüşmek bizim belki de en büyük tarih dinamiklerimizden bölünerek değişmek; çoğulculuk falan gibi yaftalara bunu sarıp saçmalamak yahut bütünleşiyoruz deyip bünyeyi mumyalaştırmak hep bu devrin sergüzeştine dair işlerden. Yobazlaşmak ile yozlaşmak ithamları arasında savrulan bir düşünce iklimi hangi meseleyi çözdü hangi yolu açtı, düzene ne sağladı. Ak ve kara diye bakan pozitif kafa bize üçüncü bir yolu arama düşüncesini, bu yolun muhtemel hayrını unutturmuş gibi.

Farabi, İbn Sina ve İbn Haldun gibi düşünürleri bizim için önemli kılan dini ve milli kimliklerinin ötesinde hayata bakışlarındaki teorik ve metodolojik yaklaşım tarzının genel geçerliği, sonraya da tatbik edilebilir olmasıdır, diye düşünüyoruz. Onları tarihi bir zeminin parçası olup tarih-üstü kılan belki de budur. Zira eğer arayıp durduğumuz, uğruna her şeyi yaptığımız medeniyet efsunu bugün bizden kaçarken onların dünyasına abartı addedilmezse koşarak geliyordu. Neden? Çok mu dindar idiler? Yoksa çok mu milliyetperver? Yahut o devir için merkezde olan Yunanî düşüncenin birer azat kabul etmez müntesibi veya müptelası mı idiler? Bunların hepsi içinde terkibi bir akılla merkezinde medine, umran, medeniyet olan bir düşünceyi fevkalade akli şartlar içinde-rasyonal-pozitif akıl tanımına saplanamadan- kendi kültür zeminlerinde canlandırmayı başarmış oldukları gerçeğini tarihi şartların muvakkat/geçici bakışına kurban etmeden yahut modern anakronizmlerle onları tüketmeden bakmak gerekiyor. Bunu yapınca merkezinde siyasetin dahi medeniyete bağlandığı, insan ve toplumun organik yapısı içinde devleti ve şehri birbiriyle müşterek bir bağ içinde okuyan, günümüzde akılları analizde zorlanıyor. Sömürgecilerin kültürünü/medeniyetini mahvettiğini düşünen bir kesimin yanında bu sömürgeciler dediklerimize bir uygarlık aşkı ile muhabbet besleyen diğer kısma bölünen bir toplumda, solu-sağı fark etmeden, zamanımızın fikriyatı içinde, perspektiflere kurban edilmeden maziye açık bir zihinle bakıldığında neden ve nasıllarımıza daha farklı ve bütüncül cevapları sezmemiz sanki mümkün görünüyor. Lakin kutsamadan ve tutkunca bir inanca dönüştürmeden. Yahut mazi yahut şimdinin bir düşünce bütünlüğününü bir kısmını kabul edip gerisini atmadan yolda olmak gerekiyor. Misal vermek gerekirse neden sadece fâilâtün / fâilâtün / fâilün veznindeki şiirler caizdir demefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün ile yazınca bir anda başınıza taşlar yağar. Bugün din ve kültür algımızda çokca olan şeylerden biri bu değil midir? Bir medeniyet kendi var ettiği içinde bölünüp, duvarlar örüp, kabuğu kutsayıp öze ihanet ederse o medeniyetin şimdisi ve geleceği olabilir mi? Aynayı kırıp buna suçlu aramaktan yeniden ayna derdine bir türlü düşemedik. Aklımızı yitirdik.

Hayatımızın son devresine uzaktan bakınca, bir tarafta kendisine ve hayatına adeta dışarıdan bakan yabancı bir göz ve akla sahip bir anlayış içerideki durumu tek bir sebebe indirgeyip ortaçağa karşı bir savaş açarken içeriden bakan başka bir göz yerli sömürgeci görüp/ilan edip ötekileştirdiği diğerine karşı kıyama kalkıyor. Özellikle modern dünyada tersten akan zamanında kürek çekmek zorunda kalan milli ve umumi hayatımızda değerlerin menşei konusunda ciddi bir yaka paça olma hali söz konusudur. Bu çekişme akılları sertleştirdiği gibi idrakleri de kurutmaktadır. Lafızların aynılığı mefhumların ayniyetini temin etmeyeceğinden bu farklı bakışlar içinden birbirini göremeyen, aynı dili konuşan bir yabancılar güruhu kamplar halinde diğerine huruca devam ederken modern zamanlarda hayatın ve uygarlığın merkezini işgal eden yapılar olan ekonomi ve politika emrine girmesi gereken medeniyete emirler verip, nobran bir tasalluta yelteniyor. Hatta ona ayna diye bir şeyin olmadığını bunun bir ruh hastalığı, paranormal bir durum olduğunu anlatarak bu kaostan besleniyor. Duygusuz çıkarcı bir katılık, kurnaz ve kibirli bir akılla hayatımıza müdahil olma cüretinde. Bakarsanız herkesin amacı muasır medeniyeti aşmak. Fakir milleti zengin kılmak. Niyet belki iyi ama yöntem ve teori hayatın gerçeklerine ters olunca yahut dayatmayı reform sanınca millet hayatı kendisini her zaman tedirgin hissediyor ve ufukta gördüğü her fecr-i kazibe kapılmanın bedelini de medeniyet limanında ayrı kalmakla ödüyor. Birde bu muğalata ve münakaşa ortamında tezgâh kurup ticaretini yürütme derdinde olan taşeronlar var elbette. Onlar için bu ortam istismarı ve suiistimali biteviye sürdürülen ve gerçeğin her daim yok sayılması, göz boyama ile yozlaştırılıp kullanılan bir iklimden başka bir şey değil. Bunlar her nerede olursa olsunlar kazançlarına bakıp, taşeronu olduklarına hizmet edip sonra yangın yerine çevirdikleri harabattan sessizce sıvışan bir güruhtur. Kifayetsiz muhterisler ordusu ise bunların hizmetindedir. Vicdanımız kurudu.

Hz. Peygamberin cahiliyeye karşı durduğu o yeri, kavramları ve muhtevayı daha çok düşünüp anladıkça zamanın ve tarihin içinde aynamıza ettiğimiz ihanet yahut vefasızlıkların vicdanımızda duyuracağı bir his belki de şimdi ve geleceğin içinde kendimize kurduğumuz tuzaklar ve çektiğimiz numaraları Foucault’nun uyardığı bir yerden okuyarak panoptik körlüğümüz, korkularımız ve sanırlarımızdan gerçeğe doğru bir inkişaf mümkün olacaktır. Hayaller ve hülyalar içinde yaşayan bencileyin kimseler için umut baki ve hayat her zaman dinamiktir. Medeniyetçi bir bakış ona tabi olması gerekenlerin tasallutundan onu çıkarıp emrine veriş geleceğe dair bir teselliye vesile olabilecektir. Z kuşağı denilen, katılmıyoruz, evladı vatan bu yolda agah olursa şimdiden müstakbele bir başka aynadan gerçeğe bakmak bile söz konusu olacaktır. Allahualem…

Vesselam.