18 Ocak 2018

Okullar tatil olur ama çocuk kalbimiz hep açık kalırdı

Cuma günü 15 tatil başlıyor. Bizim öğrencilik yıllarımızda tatilin ismi böyleydi. Şimdi ismi sömestir tatili oldu. Değişen, yabancılaşan pek çok kelime gibi ona da bir Frenk elbisesi uydurduk. Üzerinde eğreti dursa da sömestir deyince daha bir havalı oluyor çokları için.

Çocuklar karne alacakları için eski zamanlardaki kadar heyecanlı mı onu bilmem. Ama bizim çocukluğumuzda karne almak çok büyük bir heyecan, bazen mutluluk bazen de endişe kaynağıydı. Ya karnemizde kırık notlarımız, öğretmenin olumsuz görüşleri varsa?

Karnelerin sol yaprağında notlar, sağ yaprağında davranışlarımız yazardı. İlk önce sağ tarafa bakardı büyükler. Millet olarak önemseriz sağ yanımızı, bu yüzden sağ elimizle yemek yer, sağ ayağımızla gireriz Allah'ın evine. Belki karnede davranışların sağ tarafa yazılmasının hikmeti de nottan ziyade davranışın, ahlakın, edebin önemli olmasıydı.

Bugün karnenin sağ tarafının eskisi kadar önemli olmadığının hepimiz farkındayız. Derslerde birinci ama yaşamda sonuncu çocukların çağındayız. Domatesin ağaçta, tavukların fabrikada yetiştiğini sanan çocukların zamanındayız. En dolgun maaş, en yüksek kariyer için yetiştirilen, kalbinden ziyade beyni ve midesi doyurulan zavallı çocukların çağı.  

Ne çok hayalimiz vardı 15 tatil için, ne çok seçeneğimiz. Şimdiki çocuklar gibi bir kayak merkezinde, çoğunlukla dört duvar arasında, bilgisayar, tablet ya da televizyon başında geçmezdi 15 tatilimiz.

Bembeyaz tepeler bizimdi, tüm çocukların öz mülküydü. Kızaklarımız vardı meşe ağacından. Keserle, testereyle, çiviyle, aklımızla, emeğimizle yaptığımız kızaklarımız. Kızak yapar ama hayatı öğrenirdik, kerpiç evlerin damlarında. İki çocuk, alabildiğine özgürlük ve sevinç yüklü kızaklarımız.

Birde kardan adamlarımız vardı. Şehirde büyüyen çocukların boyama sayfalarından tanıdığı kardan adam. Soğuktan üşüyen ellerimiz, ama sıcacık kalbimizle şekil verdiğimiz, en masum ve en temiz adam. Gözleri kömürden, burnu havuçtan ama kalbi kristalden adam…

Şimdiki çocuklar kadar büyük mesuliyetlerimiz ve ödevlerimiz yoktu. Modern çağın çocuklarının tatilde dahi gitmeleri gereken kursları ve etütleri var. Mental aritmetik, yüzme, lisan, bale ve daha bir sürü gidilmesi gereken kurs.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bakanlık olarak öğretmenlerden çocuklara ödev vermemelerini istedik dedi ama biliyorum ki bu dikkate alınmayacak çoğu okulda. Çünkü öğretmenleri ödeve zorlayan yığınla veli, çocukların başarması gereken onlarca sınav var. Tatilin, oyun oynamanın, eğlenmenin zamanı değil şimdi, bunlar eski zamanda kalmış çocukların uğraşı. 

Çocukluk mesleği eskisi kadar kolay değil artık. Bir meslek olarak tanımlamıştı çocukluğu, merhum Nurettin Topçu.

Oyun oynadığı sokakları, meyve topladığı bahçeleri, dereleri, ırmakları, sevinçleri ve masumiyeti kısacası tüm çocukluğu makinalar tarafından kuşatılmış ve istila edilmiş çocuklar.

Okullar tatil olur ama çocuk kalbimiz hep açık kalırdı. Hem tatil olduğuna ne bakarsın arada bir uğrar okulumuzu yoklardık. Belki oda bizi özler diye. Çocuklar okulu özlerdi geçmiş zamanda. Şimdi okulu anneler babalar özlüyor tatillerde.

Birkaç gün önce bir anaokulunda yönetici olan arkadaşımla yemek yediğimiz sırada, bir hanımefendi yaklaştı yanımıza ve müdür bey, “okulun tatilde açık olma durumu olabilir mi?” diye sordu. Tüm illerde yaz okulu adı altında yaz tatilinde de açık olan anaokulları var artık. Yılın tamamında okula giden küçük çocuklar.

Cuma günü çocuklarımızın alacağı karnelerin sadece onların değil, anne babalar olarak bizlerinde karnesi olduğunu unutmayalım. Sadece karnedeki notları değil, çocukların davranışlarını, öğretmenlerin görüşlerini önemsediğimizi de gösterelim çocuklarımıza.

Bırakalım çocuklarımız gerçekten tatil yapsınlar, oynasınlar, mutlu olsunlar, yeniden çocuk olsunlar…