https://yenisoz.com.tr" class="d-none" />

02 Haziran 2015

Orta-Doğu uzmanı olmanın dayanılmaz hafiliği

Gerek ülkemizde gerekse dünyada özellikle bu aralar orta-doğu uzmanlarını enflasyonu sorunu yaşanıyor. Hadi elalemin o.d. uzmanlarına lafımız yetişmez ama zaten başlı başına problem, anglo-sakson emperyalizmin icat ettiği bu tabiri etiket olarak kullanmaya meraklı Türk uzmanlara bir teklifimiz var.

Hani hakimler idam kararı sonrası sembolik olarak kalemlerini kırar ya, siz de klavyelerinizi alın, gidin mesela bir meydana klavyelerinizi atın, yakın filan. Ne de olsa 10 lira artık klavyeler...

"Orta-doğu uzmanı olmayı reddediyoruz, bu tabirden vazgeçiyoruz, zira anladık ki biz bu tabiri kullandığımız sürece orta-doğu denilen coğrafyaya barış marış gelmeyecek" deyin.

Olur mu?

Hele bu aralar dış basında o kadar çok "middle east analysis" çıkıyor ki gına geldi.

Şii-Sunni çatışmasını ballandıra ballandıra soğuk savaş dönemi kutuplaştırmaya benzetenler mi ararsınız, bir tarafa siyasal İslamı, bir tarafa laiklerin direnişi koyanlar mı, neler neler.

Hadi elalem fitneci, bizim memleketteki "orta-doğu" uzmanlarına neler oluyor?

İnsan demez mi, "Bana orta-doğu uzmanı demeyin, zira bu tabir literatürde kaldığı sürece buradan kan ve gözyaşı eksik olmayacak"

Demez herhalde, diyemez, zira bu uzmanları genelde hep batılı kurumlar eğitir, yetiştirir, televizyona çıkartır.

Zaten buralara barış gelse gerçekten, bunlar işsiz kalırlar.

Ne yapacaklar öyle bir durumda, Umman'ın plajlarının kumlarından mı bahsedecekler?

Oysa hem Umman, hem de Ürdün üzerine pek de düşünmediğimiz, İslam coğrafyasında nev-i şahsına münhasır iki ülke. Bu iki ülke ile ilişkilerimiz ne düzeyde?

İçimizde, ta koynumuza soktuğumuz terör örgütleri, gazeteci kılığında ki teröristler bizi dünyaya gammazlamak ile meşgulken, Ürdün ve Umman "sürekli dikkat edilmesi" gereken iki sakin "kale" gibi duruyor.

Ortadoğu'da sessiz ve derinden ciddi "denge" politikası yürüten, gözlerden kaçan bir ülkedir Umman.

AP haber ajansı da 1979'dan beri diplomatik ilişkileri bulunmayan ABD'yle İran'ın, nükleer anlaşma meselelerinde en az beş kez gizlice görüştüğünü öne sürüyor.  İddiaya göre ne zaman ABD ile İran gizlice görüşse bu görüşmelerin yeri doğal olarak, gizli tutuluyor. En kilit görüşmeyse Umman'da, Sultan Kabus'un arabuluculuğunda gerçekleşmiş.

Tüm dünya basınında Obama'nın İran politikası üzerine yorumlar yapılırken yapılan anlaşma tartışılırken ForeignPolicy şöyle bir başlık attı: "İran ile görüşmelerde perde arkasında çobanlık yapan gölge sultan kim?" Bu sorunun cevabını da Umman Kralı Sultan bin Kabus olarak veriyor.

Sultan Kabus, ılımlı politikaları nedeniyle halkı tarafından sevilen bir lider. 'Arap Baharın'dan etkilenmeyen ülkelerden biri olan Umman, dış siyasette de dengeli bir politika yürütmekte. Ne İran'a yakın, ne de Sunni Arap ülkelere. Bu yüzden belki de Türkiye dış siyaset turunda Umman ile daha yakın ilişkiler kurabilir.

Kafamızı kurcalayan bir başka mesele de Ürdün: Nedense Arap baharı oraya hiç uğramadı. İsrail'in dibinde olduklarından mı? Yoksa uğrayacaktı da, Mısır darbesi sayesinde Ürdün de Müslüman kardeşlerin filizlenmesinin önü mü kesildi? Bir taşla iki kuş misali.

Nuclearpowerdaily.com'un haberine göre Ürdün Kralı Abdullah, ülkesinin sivil amaçlı nükleer programının İsrail tarafından baltalandığını söylemiş. TimesofIsrail.com'un haberine göre ise de İsrail atom enerjisi kurumu başkanı Shaul Chorev yaptığı açıklamada, Ürdün'ün nükleer programı ile ilgili olarak en ufak bir kaygılarının olmadığını, Ürdün'ün nükleer programlarını desteklediğini söylemiş.

GateStone kuruluşunun analizinde ABD hükümeti açıkça uyarılıyor, "eğer ABD hükümeti Kral Abdullah konusundaki tutumunu netleştirmezse, ülkede Müslüman radikallerin getirdiği terör ve anarşi hakim olacak" deniliyor.

İngiltere de mutlaka devreye girecektir bu konuda. Belki de Aden körfezinde iyice yalnızlaşacağını iyi bilen İngiltere, Ürdün'ü de elinden çoktan çıkardığına hayıflandığından, bir müddet sonra Türkiye'ye verdiği desteği iyice arttıracaktır, bu coğrafyanın meseleleri üzerinden. Karşılarına İsrail'i almak pahasına.

Bütün bunlar gösteriyor ki, Orta-Doğu'dan bahsederken tekfircilik oynamak kadar, "kardeşlik" türküleri çığırtmak da çok kolay. Asıl mesele haritaları doğru okumak da değil sadece, haritaları kimin ne zaman niye çizdiğini anlamak.