07 Eylül 2021

​Safranbolu yahut Şehrin Karşısındaki K'lar

Yusuf Atam ile Safranbolu manzarasına nazar ediyoruz. Bir şehrin, mimarinin, bir anlayışın neyi anlattığı kadar mefhum-ı muhalifi/karşıtı şeyleri de konuşuyoruz. Zira var olanın kendisine muzahir/destek kavramları varsa bir de tenakuz/karşıtlık içinde oldukları olmalıdır, vardır, dedi Yusuf atam. Bir şehirde sadece yaşanmaz; hayat orada bize bir anlam da sunar. Bir çeşmeden akan sadece su değil merhamet, insan değeridir. Kendi kendime betonların arasındaki anlam da ne olur diye ukalalık ederken Yusuf Atam; “Bütüne bak evlat parçalar ve onun ardındaki manalar bizim esasımızı gösterir”, dedi.

Medeniyet konuşurken bahsi geçen ok-yay medeniyet teorindeki şehir sadece bir mekân üzerindeki barınak toplamı mıdır diye sordu? Şehrin bizi uzak tutmayı düşündükleri yok mudur? Şehir düşünürümüymüş bu da ne demektir? Mimari bir yapıyı ayakta tutan birkaç beton ve demir parçası mı yoksa mühendisin matematik hesapları mıdır, evlat diyince şehrin bâtınındaki/içindeki esasa dair tasavvurlarım başka bir yere yöneldi. Bizim eskiye, kadime bakışımız muhataralı, orada sadece romantik coşkularımızı yaşadığımız müzelik malzeme görüp günümüzü ise ondan behredar/faydalı olmadan tüketiyoruz işte, dedi.

Yusuf Atam bizim şehrimiz kibri yok sayar; kibirli insanın orada iltifat ve itibar görmeyeceği bir mekân tasavvurunda insana hayat sunar, dedi. Kibir var eden o devasa çelik canavarların, güç cakası satan ve bunun üzerinden insanlara varlıklarını temin edeceği mesajını veren dünyanın matematiği dünyada beşeri bir medeniyet mekânı var etse bile muhtevasıyla insani olmayan, bir kaotik hapishane var edeceğine de şüphe yoktur.

Artık dedi, Yusuf Atam insanlar ihtişam, görkem ve gösteriş peşinde kibir ocaklarında hayat öğütüyorlar. Kibir; kendinin beğenen, üstün gören, büyüklenen, bencillik var eden bir kavram olarak ahlakımızı tefessüh ettiren bir kısır döngüdür. Kitapta dendiği üzere “Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız.(Araf-76)", diyenlerin ahlakı bize bir şehir kurabilir mi, dedi, Yusuf atam. Hülasa bu kibir varsa evlat orada cahiliyenin özü neşv ü nema bulmuştur ve Farabî atamın dediği cahil şehirler ortaya çıkmaya başlamış, demektir. Bak şu Safranbolu’ya ve benzerlerine doğada tabii oluşmuş, zuhur etmiş gibi değiller mi, sanki varlığa ikrar vermiş bir huşu ile zamana bakmıyorlar mı?

Kibir hali cahiliyeyi ve onun şehrini var ederken yalnız kalmaz elbette kendi yoldaşları ile gelir. Nedir atam dediğimde kurnazlık dedi. Kibir insanı kurnaz insandır. Kitapta “Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkârları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.(En’am-123)” denilirken hileci kurnazlara karşı bir kıyam vardır. Hileleri ile hayatı kirleten bu cahiliye zekâları şehirleri de, oradaki yapıları da, insanları da ve hayatı da kurnazlığı onaylayan, öven ve hatta kutsayan bir düzen içinde kendilerine ve hayata bakarlar. Kurnazlık cahil şehrin insanlarına musallat bir veba gibidir.

Bereketi yok eden ve kendini değirmende öğütürken kazandığını sanan bir hamakat halidir. Bu düzeni kuranların unuttuğu “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.(İbrahim-46)”şeklinde ilan edilen bir başka medeniyet zeminidir. Bu bakımdan şehir bir düzen hali olarak toplum-devlet yapısının içinde ve üzerinde hayat bulduğu mekân olarak kurnazlık ahlakını içine aldıkça ve bu düzene hâkim oldukça orada Farabî atamın cahil şehri büyümeye başlamış demektir.

Safranbolu’ya bak hayata berrak ve duru bakan insanların şehri olarak kurnazları ne kadar da sıkan bir hali ve kavli var değil mi? Tüm Rumeli bu şehirlerle adeta benzemiş gibidir. Bizim için kadim şehirler şekliyle değil böylece haliyle misal oluyorsa hayata hala söyleyecek sözümüz ve tarihte daha yürünecek yolumuz var demektir.

Kurnazlık kibir ile birlikte yanında başka bir yoldaş daha getirir; kabalık bunların modası ve tarzıdır. Kurnazlık kibrin aklı ile kabalık tavrıdır. Nezaketsiz, huşunet içinde cahiliyenin bilgisizlik yanındaki diğer manası olan kabalık bu şehirlerde olmadığında yadırganan bir haldir. Kabalık ahlakı olumlanır. Desteklenir. Vur al kavası her türlü hakkı ve zarifliği ezer geçer. Gücün odağında hakkı ve fazileti bir komik mesele haline getiren zihniyet şehri o dev heykeller ve hayaller arasında istila eder; hayat artı gettolaşmıştır.

Safranbolu’ya bak hele nasıl zarif, nazik ve naif değil mi? Bu dünyanın içinde kurnazlığın o acımasızlığı ve kabalığın nobranlığı barınabilir mi? Gencecik ağızlar bile kaba saba olmayı marifet sayarken hayata nasıl bir medeniyet izi bırakmak tasavvur ederiz hayret edilesi şeydir dedi, Yusuf Atam. Yahya Kemal’in peşinden mısralar gönderdiği o şehrin avazı ruhlarda duyulmaz ve idrakler de görünmez olduğundan beri kabalık bizim soframızın adabı oldu. Destursuz bağa girmenin adı kabalık değil samimiyet sanılanından beri Farabî Atam bizim diyarlardan göçtü.

Nihayet dedi, Yusuf Atam sözü çok uzatmaya gerek yoktur. Bütün bunlar sonuç olarak kalitesiz ve niteliksiz bir hayatın anaforunda bizleri yuttu, tüketiyor. Niteliksiz haller cahiliyenin tezahürüdür ve cahil şehrin alamet-i farikalarındandır. Safranbolu’nun o naif evlerine az destek oldun mu asırlara bana mısın demez ama zamanımız betonları elli senede havlu atıyor. Kendini yoksunlaştırmak, yozlaştırmak medeniyet tasavvuru yok olan bir toplum için kaçınılmaz akıbettir.

Dilleri masal söyler ama ellerinin işini başka başkadır. Para ve gücün o kaba dünyasının kibir ve kurnazlık dolu ahlakı hayatımızı niteliksizleştirdikçe kalitemiz düşüyor. Neden Safranbolu sokaklarında yürümek bize ferahlık verir de gösterişli, lakşiri(luxury) mekânlarımız bizi bir türlü ferahlığa ve selamete taşıyamaz.

Kabalık, şiddet ve zulüm dünyayı bugün salgın halinde kapladıkça iç doğamızda seller, yangınlar ve depremler oluyor; içimizdeki bu felaketi hangi uçak, helikopter, arasöz ile dindireceğiz? Kibir, kurnazlık, kabalık ve kalitesizlik sarmalındaki bu afet bölgesine ne ile müdahale edeceğiz? Safranbolu’ya bakarken gördüğümüz nostaljik cennetin arkasında zuhur eden bu afetli hali düşündükçe belki de hayatımızın yeniden bize dönüşünü tasavvur etmeye başlayabileceğiz. Allahualem…

Vesselam.