13 Eylül 2018

Savaşlar ve unutulamayan etkileri

Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yılı nedeniyle İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen “Eve Dönen Asker” sempozyumunda uzmanlar savaşların insan hayatı, toplum ve çevre üzerindeki etkilerini konuşuyor. Bağcılar Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen ve 3 gün sürecek olan programın açılış konuşmasında “Bugün Suriye'de ve Ortadoğu'da yaşananlarla birlikte Üçüncü Dünya savaşının konuşulduğu bir süreci maalesef yaşıyoruz” diyen Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, savaşların olmadığı bir dünya düzeni temennisinde bulundu.

Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yılı dolayısıyla Bağcılar Belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Türk Dil Kurumu, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu işbirliğiyle “Birinci Dünya Savaşı'nın 100. Yılında Savaş ve Toplum –Eve Dönen Asker- Kongresi” gerçekleştiriliyor. 12-14 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek kongrenin açılış töreni İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Doktora Salonu'nda yapıldı.


“Üçüncü Dünya savaşının konuşulduğu bir süreci maalesef yaşıyoruz”

Açılış konuşmasını yapan Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, “Savaşlar her zaman ardında büyük enkazlar bırakmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın da yıkıcı etkileri buna en güzel örneği teşkil etmektedir. Avrupa devletleri farklı hedeflerle yola çıkmışlardı. Ama hedef ile sonuç her zaman aynı olmuyor. Birçok yıkımları da beraberinde getirdiğine tarihi okuduğumuz kadarıyla şahitlik ediyoruz. Bu tür sempozyumlarla gerçeklerin yeni nesillere en doğru şekilde anlatılacağına inanıyorum. 1918'de fiilen sona ermesine rağmen yıkıcı etkilerinin hala sürdüğünün ve devamında İkinci Dünya Savaşı'nın ve bugün Suriye'de ve Ortadoğu'da yaşananlarla birlikte Üçüncü Dünya savaşının konuşulduğu bir süreci maalesef yaşıyoruz” dedi.
Savaşların olmadığı bir dünya dileğinde bulunan Çağırıcı, “Bu savaşlarda beni onurlandıran ve gururlandıran savaş esnasındaki askerlerimizin ecdadımızın dünyaya göstermiş olduğu insanlık dersiydi. Bunu da en güzel şekilde Çanakkale'de ve diğer cephelerde görüyoruz. İnşallah bir daha savaşların olmadığı bir dünya düzenin tesisinde Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin de rol alacağına inanıyorum” diye konuştu.

 

“İnsanda içgüdüleri kontrol altına alma kabiliyeti olmasaydı toplumsal yaşam olamazdı”


Önde gelen üniversitelerin Psikoloji laboratuarlarında araştırmalar yapan Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar ise farklı bir perspektifle yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “İnsan yaşamının temelinde iki temel içgüdü vardır. Bunlardan biri cinsellik diğeri saldırganlık içgüdüsü. Birincisi üremenin ikincisi insanın kendini savunmasının itici gücüdür. Sonuçta iki temel içgüdü de insan neslinin devamını sağlar. Bir aslan geyiği yakalayıp parçalayıp yediği zaman yanlış yapıyor gibi görmüyoruz. Aslan geyiği görünce başka türlü davranamayacağı için kendi doğasına göre hareket ediyor. Ama insanın karar verme, yapacağı eylemi seçme ve yapacağı eylemin sonuçlarını önceden hesaplayabilme yetisi vardır. İyilik ve kötülük kavramlarını toplum içinde büyürken içselleştirdiği değerlere göre oluşturabilen, yapacağı eylemi bu değerlere göre sorgulayabilen bir varlık olarak insanın yaşamında bir ahlak gerçeği vardır. İnsanda içgüdüleri kontrol altına alma kabiliyeti olmasaydı toplumsal yaşam olamazdı. İnsanlar içgüdüleri kontrol altına alarak üzerinde uzlaştıkları ve uydukları kurallara göre bir arada yaşamayı gerçekleştirebildikleri için toplumsal yaşam mümkün olmuş ve insan türü devam edebilmiştir”

Sempozyuma alanında uzman 180 bilim insanı katılacak

Kongrenin açılışına İstanbul Üniversitesi Rektör Vekili Sedat Murat, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hayati Develi, akademisyenler, bilim insanları, uzmanlar ve öğrenciler katıldı.
3 gün sürecek ve alanında uzman 180 bilim insanının katılacağı sempozyumda 5 anabilim dalının penceresinde savaşın birey, toplum ve çevre üzerindeki yıkıcı, olumsuz etkileri konuşulurken günümüze yansımaları da değerlendirilecek.

 

 

 

Muzaffer amcaların sayısını çoğaltmak lazım 

Kırşehir'de, işinden kazandıklarını yaklaşık 35 yıldır hayır işlerine harcayan iş insanı 71 yaşındaki Muzaffer Marşap, kentin farklı yerlerinde birçok çeşme, köprü, okul ve cami yaptırarak gelecek nesillere örnek oluyor.

Kırşehir'de, çeyiz sandığı yaparak başladığı iş hayatından kazandıklarını yaklaşık 35 yıldır hayır işlerine harcayan 71 yaşındaki iş insanı Muzaffer Marşap, kentin farklı yerlerinde birçok çeşme, köprü, okul ve cami yaptırdı.

Şehir merkezinde bakkal işleten babasının yanında 12-13 yaşlarındayken iş hayatına atılan Marşap, daha sonra babasından ayrılarak gelin sandığı ürettiği mobilya atölyesini kurdu. Zamanla işlerini geliştiren hayırsever iş insanı, Çorumlu iş ortağıyla kereste ticareti yaparak dışarıya açıldı.

Bir yandan da 1985'li yıllardan itibaren hayır işlerine yönelen Muzaffer Marşap, birçoğu halen kent merkezinde ve köylerde faal halde olan çeşme ve köprüleri yaptırmaya başladı.

Vatandaşların "Muzaffer amca" diye hitap ettiği Marşap, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı yıllarında Kırşehir'e gelişinde kullandığı Yenice Mahallesi'ndeki köprünün ihtiyaca cevap vermediğini görünce, orayı da dönemin koşullarına uygun olarak yeniden yaptırdı.

Cami ve okul yaptırmaya da devam eden Muzaffer Marşap, kentin en büyük camilerinden Hoca Ahmet Yesevi Camisi'nin tamamlanmasına da büyük katkı sağladı.

Kent genelinde 4 cami yaptıran Marşap, şehrin en güzel yerlerinden birisinde yer alan Karlıoğlu Camisi'nin yerine daireler, dükkanlar teklif edilmesine rağmen daha önce küçük bir mescit olan bu binayı büyük bir cami haline getirdi.

Öğrencilerin yetişmesi için okul yaptırmayı da ihmal etmeyen hayırsever iş insanı, Durdu-Muzaffer Marşap İmam Hatip Lisesi ile Bilim Sanat Merkezi'nin yapımına katkı sağladı.

Marşap, yaptığı hayırlar nedeniyle "2010 Yılı TBMM Üstün Hizmet Ödülü"ne layık görüldü.

Hayırsever Marşap, şimdilerde ise Ahi Evran Üniversitesi Bağbaşı Yerleşkesi'ndeki cami ve İslami İlimler Fakültesi binalarını yaptırıyor. Her gün işe gider gibi bu iki binanın yapıldığı Bağbaşı Yerleşkesi'ne giden Muzaffer Marşap, inşaatların ihtiyaçlarının karşılanmasına gayret gösteriyor.

Bütün hayır işlerinde "Allah rızası"nı gözettiğini belirten Marşap, yaptığı açıklamada, hayırda bulundukça işinde daha çok bereket gördüğünü söyledi.

İş hayatında hiç borç istemek zorunda kalmadığını dile getiren Muzaffer Marşap, şöyle devam etti:

"İş kurdum, işçi çalıştırdım, alışveriş yaptım, sattım, kattım ama bir Allah'ın kuluna varıp da 'bana 10 kuruş verin' demedim. Kayseri'den açık hesap mal verirlerdi. Adamlar bana güvenirdi. Malı gönderirlerdi, satıp hesabı kapatıp gelirdim. Allah insanı itibardan geri koymasın. Bunların sebebi neydi? Elimi hiç cebimden boş çıkarmadım. Çıkardığımla da herkesin işini gördüm. Hiçbir insanı geriye çevirmedim. Hayır, hasenat, borçlu insanlara yardım olsun hiç boş göndermedim. Allah da bu davranışlarımdan dolayı beni hiç bunaltmadı. Çoluk çocuğum da bunalmadı elhamdülillah."

 

"Zenginlik el kiridir"

Marşap, zenginliğin de hayatın da geçici olduğunu belirterek, "Bu millet anlamıyor. Zengin adama varıyorum. Bu senin paran buz diyorum. Bu buzu serinlik besler. Hayır yaparsan bu buzu besler. Değilse şuradan bir güneş doğar paranı bitirir. Zenginlik el kiridir. Şöyle bir yıkadın mı bir bak. Nice zenginler çıkıyor, hayır yapmadıkları için ertesi gün kaybolup gidiyor. Mesleğim sandık yapmaktı. Gelin sandıkları yaptım. Oradan kazandıklarımı, birikimlerimi camilere, çeşmelere, okullara, her tarafa harcadım. Allah gönlüme bu yönde bir istek verdi." ifadelerini kullandı.

Yaptırdığı köprü ve çeşmelerin yanı sıra insanların sıkıntı ve ihtiyaçlarına çare olmaya çalıştığını anlatan Muzaffer Marşap, "Bağbaşı'ndaki köprünün olduğu yerden eskiden bir at arabası bile geçemiyordu. 2004 yılında duydum ki adam taksiyle giderken araç devrilmiş ve sürücü ölmüş. Üzüldüm ve gidip o köprüyü yaptırdım. O köprüyü yaparken herkes bana gülüyordu ama ben mal mülk istemiyorum. Bunlar bana yeter." diye konuştu.

 

Hapşuu tiyatro sahnelerinde

 

Trt Çocuk'un sevilen çizgi filmi Hapşuu ocak ayında 1001 Sanat ve Sütlaç Prodüksiyon yapımı ile sahnelerde...

"Hapşu ve arkadaşlarının, kaybolan güneşi bulmak için atıldıkları maceradaki yeni keşifleri ve bu arayış sırasında hem yardımlaşmayı hem depaylaşmayı öğrenmeleri minik izleyicilerine keyifli anlar yaşatacak. Hapşu ve arkadaşlarının bu keşiflerine ortak olmak için sizleri de oyunumuza bekleriz."

16 Eylül Pazar : Profilo 14.00 
30 Eylül Pazar : Duru Tiyatro 13.00

07 Ekim Torium Sahne 13:00- 15:00 
14 Ekim Pazar : Bursa Tayyare Kültür Merkezi 12.00 - 15.30 
27 Ekim Kadıköy Halk Eğitim Merkezi 12:00-14:00