04 Kasım 2021

Şeker Katilimiz Kadir Şeker İçin Yeni Bir Habur Karşılaması

Çiçekler içinde, mâsumiyet kundağına sarılı, mazlum, kahraman ve Şeker bir katil. Cebinde taşıdığı yirmi beş santimlik bıçağı tek darbe ile kurbanı olan maktülün kalbine, ayakta 90 derecelik açıyla saplayabilecek kadar gözü kara, göğüse sapladığı bıçağı çektikten sonra ayaklarının altında can çekişen ufak tefek bir adamcağızı acımasızca tekmeleyecek kadar kararlı bir rôl model! Karısıyla konuşurken sesini yükselten kocanın canını alan cesur halâskar! Nihâyetinde, bir kadınla konuşurken sesini yükselten bir erkeği öldürmüş iki gözümün çiçeği!

 

Hiç vukû bulmadığı, yaşanmadığı kesin olsa bile, bir kere iddia edilen, öne sürülen şiddeti engellemek için ileri atılanım, ah o çıkan tılsımlı arbedelerde dengesi bozulup kadın düşmanlarının üstüne düşenim,  adli tıp raporlarında imansızca inkâr edilse de devrilirken elindeki bıçağı sehven kötü kalplere tam isabet saplananım ve devrildiği yerden milli katilimiz olarak doğrulurken bir kan çiçeği olup açan ortak gururumuz! Ah kayan yıldızımız, mahpuslarda yazık olan gencecik hayatımız, hani meğer dershaneye doktor olmak için gitmiyor muymuş o gül yüzlü genç tıbbiyelimiz, vâh yarım kalan mahzun hayâllerimiz… Köpekler aya bakıp bakıp ürür, nice gazeteler, televizyonlar, internet sayfaları, sivil toplum örgütleri sana! Ah katil denilince üzülen naif ay parçası! Bilirim üzüntün kendine değil, öldürdüğüne insan denmesinedir.

 

Ama üzülme yalnız değilsin bak! “Konya'da, sevgilisi Ayşe Dırla'yı (35) dövdüğü öne sürülen Özgür Duran'ı (32), engel olmak isterken kalbinden bıçaklayıp, öldürdüğü gerekçesiyle 12,5 yıl hapse çarptırılan Kadir Şeker (20) için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, verilen cezanın yüksek olduğunu belirterek, 1.Ceza Dairesi'nden cezanın bozulmasını istedi.” Kıvanç sana, gönenç sana Ey Şeker Katil, göz yaşların dinsin yetişti bak çünkü kim? Al sana Hürriyet’in cıvıl cıvıl haber dili, al sana bir buket Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı savı.

 

Niyazi Remzi Duran öldürülen Özgür Duran’ın kardeşi.  Ağabeyi öldürüldüğünde henüz on yedi yaşındaymış. Bir ağabey ve erkek kardeş, birbiri için aslında ‘ne kadar az söylenen ne kadar çok şey’ demektir bir bilseniz. Rodrigo’nun o meşhur gitar konçertosunu, aslında İspanya iç savaşında kaybolan ve bir daha kendisinden hiç haber alamadığı serseri ağabeyi için bestelediğini ilk duyduğumda gırtlağıma oturan düğüm ile müziğin sırrı açılmış ve avaz avaz haykıran melodinin ne dediğini işitmeye başlamıştım. Yer altı nehri gibi notaların içinde akan anlam artık coşkulu bir şelâle gibi açıktan açığa çağlıyordu. Oysa bir sevgiliyi anlatsa ne denli sıradan olacaktı.  Bir sevgili için olamayacak kadar beklentisiz, kardeşliğin, erkekçe, sözsüz, derin ve epik ağıtı, kökleri kuruyan tüm güzellikleri yeniden yeşertip diriltebilirdi. Bunu biliyorum.

 

Ölen Özgür Duran da o meşhur tutunamayanlardan. Hani tutunmaya çalışan ama her tuttuğu elinde kalanlardan, âşık olan, esrar kullanan, hiçbir işte dikiş tutturamayan, sokaklarda ellerini boş ceplerine sokup gezen, hırçın, sessiz, üzgün mağluplardan. Kimsenin olmasa bile her zaman kardeşinin kahramanı ve hâmisi olan bitirim görünümlü ağabeylerden. Köşeye sıkışmış bir kedinin hayatta kalmak için tüylerini kabartması gibidir bu bitirim görünümler. Ben de varım, var kalmak istiyorum demenin belki en acıklı hâlidir. Kardeşinin iyi bir futbolcu olmasını istiyormuş. Bunun için uğraşmış, kardeşini yüreklendirmiş. Aslan kardeşi  Niyazi Remzi Duran, ağabeyinin yönlendirmesiyle seçmelerine katıldığı bir takımda futbol oynamaya başlamış. U14 Türkiye şampiyonu oldukları turnuvanın en değerli oyuncusu seçilmiş. Spor lisesine kayıt yaptırmış ve eğitimini orada sürdürmeye başlamış. Boynu bükük ama başı dik ağabey Özgür Duran, vicdansız bir câni tarafından kadına bağırıyor olduğu gerekçesiyle acımasızca öldürüldüğünde, kardeşiyle ilgili tıkabasa umutla doldurduğu gelecek hayalleri de vurulmuş aslında. Koca bir ülke genç ve mazlum bir adamın cesedi üzerinde, evlat acısıyla içleri kavrulan bir anne babanın kalbi üzerinde, gencecik bir erkek kardeşin yaralı ruhu üzerinde kuduz bir sırtlan sürüsü gibi çığlık çığlığa tepindi. U14’ün en değerli oyuncusu ama ülkesinin yapayalnızı Niyazi Remzi Duran, maktûl ağabeyinin cesedini katil Kadir Şeker güzellemeleriyle bıçaklamaya devam eden medyanın çirkef etkisiyle hem takımından hem de okuduğu liseden atıldı. Linçin en sefil, en ebleh, en maymunsu, en yılışık hâline mâruz bırakıldı. O liseden, o il milli eğitim müdürlüğünden, o klüpten kim hesap soracak sanıyorsunuz?

 

Kardeş Remzi Duran’ın öldürülen ağabeyinin tabutuna bile sinkaflı sövgüler savuran kalabalıklar karşısında yaşadığı travmayı, yargılama esnâsında karşılaştıkları hukuksuzlukları, mahkeme salonunda mâruz kaldıkları azarlama ve aşağılanmaları gözyaşları içinde anlattığı bir video paylaşımı vardı. Beni anlamanız, beni duymanız için ölmemi mi bekliyorsunuz diyordu. Şimdi bana inanmıyorsunuz ama ileride göreceksiniz bunlar katil Kadir Şeker’i serbest bırakacaklar diyordu. Ağabeyim ayaklarının altında can çekişirken, Kadir Şeker onu yerde tekmeledikten sonra sırtını dönüp gitmek yerine, yetişip üzerinden çıkardığı tişörtüyle kanı durdurmaya çalışan o Suriyeli gencin yarısı kadar çırpınsa onu bağışlayabilir, cinayetin bir anlık öfke ile olduğuna inanabilirdim diyordu. Ama o teyzesine gidip cinayeti işlediği bıçağını yıkarken “bir adamı bıçakladım, sanırım öldü biraz ortalıkta görünmeyeyim” demeyi seçti. Üstelik bu sözlerini paylaşan ve ihbar eden de öz teyzesi ve kuzeni…

 

Evet bildin kardeş Remzi! Katili serbest bırakacaklar. Zirâ Lilith’in sürtükleri ve tüm feminazi yapılanmaları böyle istiyor. Kadının dokunulmazlığını ve üstünlük algısını pekiştirecek biçimde erkek öldürmek artık kutsal bir eylem olmalıdır. Kocasını, babasını, sevgilisini öldüren her kadın mâsum ve mağdurdur. Mağdurdur zirâ ölmeyi fazlasıyla hak etmiş pislik bir erkek yüzünden boşuboşuna hapis yatmaktadır. İşte bu yüzden Katil Kadir Şeker için de yeni, görkemli ve rezil bir Habur karşılaması hazırlanıyor. O katilden bir Mandela, bir kahraman, bir rol model yaratmak istiyorlar. Acılı babanın gözyaşlarıyla sorduğu “neden tek bir bıçak darbesi ve o da kalbe” sorusunu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da mahkemeye sorabilir ve neden müebbet değil de sadece 12 yıl diyebilirdi. Demedi!

 

Bu kararı alkışlayanların kendileri, oğulları veya damatları, eşleri, kızları, anneleriyle tartışırken ya da başka bir kadınla münakaşa ederken Kadir Şeker gibi bir psikopat tarafından hunharca delik deşik edilirse fâil için 12 yıl hapis cezasını yine çok bulacaklar mı bilmiyorum.