16 Ağustos 2021

​Siyaset, bürokrasi ve ahlak (2)

Evet, idealde ahlak siyasetin temel yapı taşlarından biridir. Siyasetin, ahlakı içine almadan işlemesi ya da siyasette siyasî alanın dışına çıkarılması, siyaseti de ahlâksız bir hale büründürmektedir.

Her toplum, ancak bireyleri arasında bir takım ahlâkî bağlar kurularak kuvvetli bir yapı halini alır. Bu bağların gevşemesi toplumu sarsacağı gibi, bu bağların terkip ve türünü değiştirmesi, o toplumun renk, hayat ve aksiyonlarını da değiştirir.

Ülkenin yakın siyasi tarihinde, özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra cunta hükümeti, tüm ahlaki ve insani değerleri militarizme kurban ederek devlet bürokrasisinde yolsuzluk, hırsızlık ve suiistimalin devlet erkini elinde tutarak nasılda soyulabileceğinin ciddi bir örneğini verdi.

Ne hazindir ki Darbe Generalleri eliyle devlet bürokrasisi ahlaki temellerden arındırıldı.

Çok sonraları dünya basınında ABD ve NATO ülkelerine verilen uçak siparişlerinde alınan dudak uçuklatan rüşvet rakamları ile gündeme gelen Cunta’nın hava kuvvetlerinden sorumlu generali Tahsin Şahinkaya ismi dünyanın en zengin generalleri listesine girecekti.

Sonrasında Anavatan dönemi ve akabinde gelen özellikle DYP, Mesut Yılmaz ve CHP’nin o günkü versiyonu olan SHP ortaklığı ve desteğinde kurulan hükümetlerde bürokrasi 12 Eylül’ün bıraktığı yolsuzluk ve talan mirasını aynen devam ettirdi. Tek fark yeni sivil bürokrasi, militarizm gücünden yoksun olduğundan mızrak çuvala sığamadığında yapılanlar, basın arşivlerinde skandallar dizisi olarak yerini alıyordu.

Doğruyol partisinde genel başkanın, dolayısı ile geleceğin başbakanının seçileceği olağanüstü kongrede mafya cenahından hayırsever işadamları daha doğrusu o dönemde siyasiler üzerinden devlet hazinesinin kemirgenleri mafya babaları adına Behçet Cantürk, elinde delegelere dağıtılmak üzere bir bavul dolusu dolar ile genel başkan adaylarını tek tek gezdiğinde hangi genel başkan adayının siyasi bir hırs ile Behçet Cantürk’ten o bavulu aldığını, akabinde bavulun kongre sonucunu belirlemede ne derece etkili olduğunu bilemiyoruz fakat bavul sahibinin, seçilen genel başkanın başbakanlığında tesadüf bu ya, beklenmedik bir faili meçhul ile susturularak dar-ı beka ya irtihali yakın tarih siyasetimiz de  flu kalmış bir sayfadır.

12 Eylül cuntasından sonra tarihimizin en büyük bir başka Ahlaki temelden yoksun siyasi talan hareketi olan 28 şubat postmodern darbesinde, ülkenin bankaları ve birçok kurumunun ‘’28 şubat binyıl sürecek’’ diyenler eli ile bir yandan yunan kiliselerinin,  diğer yandan Papalığın ve Vatikan kiliselerinin ortağı ve sahibi olduğu küresel sermayeye peşkeş çekilip satılması ayrı bir ironidir.

Tüm bu kirlenmişliklere karşı AK Parti ve Erdoğan hareketi devlet ve millet genetiğinde yerleşen bu hibrit mikrop ve hastalığa karşı, insani ve ahlaki bir dik duruş ile mücadele için yola çıktığında temiz bir gelecek adına ülkedeki hemen hemen tüm kesimlerden büyük bir destek aldı. 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde yapılamayan hizmet ve yatırımlar Anadolu’da halkın ve milli olan değerlerin iktidarı olarak kabul gördü.

Siyaset ve Bürokraside bir ahlak devrimi yapmıştı AK Parti. Zira Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemindeki hassasiyetleri biliniyordu bu hassasiyetler sandıkta Erdoğan’a ve iktidara açık çek olarak yansıdı.

15 Temmuz öncesi ve sonrasında yapılan küresel ve lokal tüm saldırılar ve hain girişimler, 15 Temmuz dahil milletin Erdoğan’ı ve iktidarı sahiplenmesi karşısında başarıya ulaşamadı. Artık devlet çok daha güçlü bir şekilde tarihten gelen ister ekonomik ister etnik olsun tüm sorunlarını ahlaki ve insani evrensel hukuk çerçevesinde çözmeye çalışacaktı.

Gel gör ki tüm toplumsal hareketler ve devrimler gibi devrim öncesi ve sürecini görmemiş olan jenerasyon ve takipçilerin daha rahat, varlıklı bir yaşam, devlet imkanlarından ayrıcalıklı bir şekilde faydalanma hakkını kendilerinde bulmaya başlaması bundan böyle bir şeylerin ters gideceğinin habercisiydi.

Büyüyen ve genişleyen bürokrasi, denetim mekanizmasını ve oto kontrolü zorlaştırdı veya yapılamaz bir duruma getirdi….

Liyakattan uzak ve yanıltıcı referanslar ile bürokrasiyi sarmalayan bu güruha karşı en katı bir şekilde denetim mekanizması ve ceza mekanizmasının hayata geçirilmesi elzemdir.

Asgari ücretin 15 kg baklavaya denk geldiği bir dönemde, bir belediyenin bir yılda 1 Ton 600 kilogram fıstıklı baklava yemiş olabileceğinin siyaseten ve ahlaki olarak açıklanabilecek hiçbir tarafı yoktur.

Yine bir belediyenin 92 bin TL’lik kahve fincanı alımını gösteren faturanın da etik ve ahlaki olarak açıklanacak bir tarafı yoktur.

Herhangi bir ilçe daire müdürünün veya belediye başkanlarının makam odalarını döşerken harcanan rakamlar keşke doğru olmasa dedirten cinsten. Birileri de çıkıp bu odaların görüntülerini Japon imparatorunun makam odası görüntüleri ile kıyaslayınca hangi görüntü ilçe belediye başkanının hangisi Japon imparatorunun makam odası inanası gelmiyor insanın.

Bunların sorgulanmaması toplumsal olarak bürokrasiye karşı bir güven sorunu ve sandıkta ciddi bedeller demektir.

İktidar partisinin sahip olduğu Misyon, vizyon ve dava, Hak ve halk nezdinde haklı ve doğru olsa da geç olmadan gelecek adına ülkenin bekası adına bürokrasideki her türlü deformasyon örnekleri ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Evet, bakan veya en yüksek bürokrat dahi olsa bu kişilerin siyasi ve etik ahlaka yakışmayan kanıtlanmış fiil ve suiistimallerinden dolayı hukuki işlemin yanı sıra parti disiplin kuruluna sevk edilmesi veya partiden ihraç edilmeleri siyaseten en doğru karar olacağı gibi halkın bakış açısını pozitif yönde değiştirecek toplumsal güveni yükseltecektir.

Sonuçları ile Ahlak kuramının, siyasetin belirleyici en önemli ayaklarından biri olduğunu gösteren bu örnekler gelecek de siyaset ve bürokraside tez konusu olabilecek konulardır.

Hani hikaye bu ya; Kurt yavrusuna hayatı öğretirken koyunları gösterir “bak bunun eti lezzetlidir” der, ardından çobanı gösterir “bunun sopası çok acıdır buna dikkat etmelisin” der. Yavrukurt köpeği görünce “baba bu bize benziyor” der, baba kurt  “doğru yavrum, bunu gördüğün zaman kaç”, “Biz ne çektiysek bize benzeyip de bizden olmayanlardan çektik” der.

Bugün toplumun siyaset kurumuna “ahlâksızlığın en yaygın alanı” olarak bakmasında, toplumun tüm katmanlarının (siyasi partiler, siyasi örgütlenme, seçmen tabakası, siyasi aktörler vb.) bütünsel bir etkisinin olduğu, bunun sadece kişisel olarak siyasetçilere yüklenebileceğinden daha büyük bir kirlilik içerdiği göz ardı edilemez.

Vesselam.